CGTN / Keith Lamb

Ekonomik ve sosyal kalkınmayı desteklemek için Asya-Pasifik bölgesi iş dünyası ve devletlerini bir araya getiren Boao Asya Forumu’nun (BFA) yıllık konferansı yaklaşıyor. Bu yılki forumun en acil konularından biri iklim felaketi olacak.

Küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelerin 1,5 santigrat derece üzerinde sınırlandırmak amacıyla Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak istiyorsak, pek çok tartışmaya ve hatta daha fazla eyleme ihtiyacımız var. Paris İklim Anlaşması’nda öngörüldüğü üzere bu amaca ulaşmak için küresel karbondioksit emisyonlarının 2030 yılına kadar, 2010 yılı seviyelerine göre yüzde 45 azaltılması ve 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşılması gerekiyor. Anlaşma her ülkeden, kendi ulusal olarak belirlenmiş katkıları olarak bilinen 2020 yılı sonrası iklim hedeflerini ana hatlarıyla ortaya koymasını ve bildirmesini talep ediyor.

Ne yazık ki, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2021 yılı Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Raporu’nda bildirdiği gibi, Covid-19 salgını yüzünden karbondioksit emisyonlarında hafif bir düşüş eğilimine rağmen, Aralık 2020’ye kadar karbondioksit emisyonları tamamıyla geri geldi. Gerçekten de karbondioksit emisyonlarının Aralık 2019’a göre yüzde 2 oranında daha fazla olması, raporda, “iklim krizi büyük ölçüde hız kesmeden devam ediyor” denilmesine yol açtı. Daha da kötüsü Ukrayna’daki krizin daha büyük karbondioksit kirlenmesi riski taşımasıdır. Avrupalıların yeşil enerjiye yönelmeye çaba harcamasına rağmen, Rusya doğal gazının engellenmesi kömür enerjisinden aşamalı olarak vazgeçilmesini yavaşlatırken, karbondioksit emisyonlarını artıracak yakıtlara yönelmeyi dayatacak.

ÇİN’İN KARBON NÖTRÜ BAŞARMAK İÇİN GÜÇLÜ SOSYAL, SİYASAL VE EKONOMİK SEBEPLERİ VAR

Rusya’nın “serbest piyasada” engellenmesini telafi etmek için Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) gemilerle taşınması ve artan kullanım açıkçası çevre ekonomisi için sağlıklı bir durum değil. Gerçekten de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, bu adımların küresel ısınma sınırlarını karşılama hedefini daha fazla tehlikeye atmasından endişe ediyor.

Biri gelişmiş Batı zamanında borçlarını ödeyemediği için gelişmekte olan Çin’in de borçlarını ödememesi gerektiğini sonucunu çıkarsaydı o zaman hatalı olurdu. Çin’in karbon nötrlüğünü ve sürdürülebilir kalkınmayı başarma taahhüdüne bağlı kalması için güçlü sosyal, siyasal ve ekonomik sebepleri var. Siyaset söz konusu olduğunda Çin’in insan merkezli yaklaşımı, piyasalar ve sermayenin bir bütün olarak topluma hizmet etmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Daha önce kârlar, sosyoekonomik gelişmeyi ve Dünya’nın geleceğini çevrenin iyiliğine bağlayan “ekolojik uygarlık” inşa etme kararlılığına yol açan çevre güvenliğinin zararına ortaya çıkıyordu.

Bu ütopik bir rüya değildir. Kalkınma isteğimizin yanı sıra ayrılmaz küresel müştereklerimiz olan insanlığın ve biyosferin korunmasının tek yolu budur. Bu yüzden “ekolojik uygarlık” inşa etmek özünde pragmatiktir. Çin’e gelince, bu boş bir söylem değil, bir gerçekliktir. Çin’in ağaçlandırma çalışmasının eşi benzeri yoktur, Çin yeşil enerji ile ulaştırmada dünyaya öncelik ediyor ve karbon nötrlük taahhüdünde tereddüt etmedi.

İŞ BİRLİĞİYLE YEŞİL BİR GELECEK BAŞARILABİLİR

Ukrayna’nın Batı için işleri zorlaştırdığı savunulabilir. Bazıları Avrupa’nın attığı adımları, “Rusya’nın doğal gazına bağımlılığına karşı çıkmak için çılgın bir teklif” olarak tanımladı. Ancak Avrupa şimdi ABD’nin çıkarlarına ve yasa dışı savaşlarla desteklenen Orta Doğu enerjisine daha da bağımlı hale gelecek. Ne olursa olsun Ukrayna krizi mantıklı diplomasiyle kolayca önlenebilirdi. Aslında ABD’nin Ukrayna’ya müdahalesinin sonunda çatışmaya yol açacağını bildiğini gösteren kanıtlar var. Şans eseri Afganistan savaşının sona ermesiyle birlikte, Avrasya iş birliği Batı cenahından olmasına rağmen, bir kez daha aksarken, şimdi silah ve fosil yakıt vurgunculuğu için yeni bir fırsat ortaya çıkıyor. NATO’yu doğuya doğru genişletmek için gerekli olan ABD ordusunun, sayısız Avrupa ülkesine nazaran daha büyük yıllık emisyonla birlikte, tek başına en büyük sera gazı emisyonu üreticisi olduğu düşünüldüğünde o zaman dikkate alınması gereken daha büyük bir trajedi söz konusudur.

Bunu akılda tutarak, Avrupalılar Çin’den ne öğrenebilir? İlk olarak biri karbon nötrlüğü ve sürdürülebilir kalkınmayı başarmak istiyorsa, o zaman savaştan çıkar sağlayan, küresel kaynakları bozan ve Avrasya’nın yükselişini önlemekten kazanan transatlantik sermaye devletin sürücü koltuğunda oturamaz. Aksine Çin, Kuşak ve Yol İnisiyatifi yoluyla tüm Küresel Güney ile iş birliği yapma sürecindedir. Sadece bu iş birliğiyle yeşil bir gelecek başarılabilir. Örneğin, Çin zaten demir yolları gibi yeşil altyapıyı inşa ediyor ve Rus doğal gazını ithal etmesi sayesinde kirlenmeye neden olan kömüre bağımlılığını azalttı. Elbette bu, Çin’in aynı değerleri paylaşmayan komşularıyla bile dostane ilişkiler aradığı anlamına geliyor.  

HAREKETE GEÇME ZAMANI

Avrupa özellikle bu dogmatik olmayan tavırdan öğrenebilir, çünkü ABD’nin Avrasya’nın “dışında kalması” nedeniyle en büyük acıyı Avrupalılar çekecektir. Bununla birlikte sonunda Avrupa ülkeleri çevreyle ilgili taahhütlerini yerine getirmeseler bile, Çin’in takip etmek değil liderlik etmesini ve bunun yerine bütün ortaklarıyla küresel iş birliğine dayalı yeşil bir sürdürülebilir gelecek yaratmasını talep eden, dikkate alınması gerekli büyük bir mantık vardır. Küresel Güney hâlâ gelişiyor. Küresel Güney, Batılı yüksek karbondioksit emisyonu modeline dayalı olarak gelişirse o zaman insanlık çevresel felakete ve daha sonra bir kez daha yoksulluğa mahkûm olur. Karanlık bir çağ başlayabilir ve bundan kurtulmaya çalışmak için teknolojik kapasitemizi kaybederdik.

Dolayısıyla şimdi harekete geçmenin zamanıdır. Çin, sermayenin kirli çıkarlarına karşı çıkmak için siyasi iradeye ve ideolojiye sahiptir. Çin, küresel ekolojik uygarlığı inşa etmek ve savaş vurgunculuğundan ziyade altyapının gelişmesine dayalı ortak gelişmeyi gerçekleştirmek için Çin Rüyası’nda saklı sosyoekonomik motivasyona sahiptir. Daha da önemlisi Çin’in, net sıfır karbondioksit emisyonlarının hayati bir gereklilik olduğu bu sürdürülebilir gelecek için ihtiyaç duyulan yöntem ve teknolojiyi yaratacak çok sayıda bilim insanları ve uzmanlara sahip olmasıdır.