CGTN / Stephen Ndegwa

Bu yıl Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasında durmadan devam eden gerginlik nedeniyle neredeyse unutulan bir tarihsel olayın 50. yıl dönümü. ABD Başkanı Richard Nixon, 21 Şubat 1972’de 7 günlük, üç şehri kapsayan bir ziyaret için Çin’e gitti. Beijing’e varışından kısa süre sonra Nixon Çin lidere Mao Zedong ile bir görüşme yaptı.

Nixon’ın Çin’i büyüklük ve modernlik yoluna sokan devrimci fikirleri nedeniyle Mao’ya sayı duymak için nedenleri vardı. Anlamlı bir biçimde Mao, Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) kurucu babasıydı. Nixon ev sahibini mükemmel biçimde iyi anladı. Ancak, iki liderin ABD’nin savunuculuğunu yaptığı kapitalist Batı’yı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) ve müttefiklerinin temsil ettiği Komünist Doğu’yla karşı karşıya getiren Soğuk Savaş jeopolitiğine karşı, zamanın kabul edilen normlarının sınırlarını yıkan bir şekilde hareket ettiği bir gerçektir. Fakat Nixon bu ziyaret için hazırlanmıştı ve hatta bu olay için vatandaşlarını da hazırlamıştı. Nixon ziyaretten birkaç hafta önce Time dergisinde yayınlanan bir röportajında “Eğer her biri birbirini dengeleyen güçlü, sağlıklı ABD, Avrupa, Sovyetler Birliği, Çin Japonya’ya sahip olursak dünya daha güvenli ve iyi bir dünya olacak.” dedi. Kısacası, insanlığın ortak bir kader içinde yaşadığına inanmıştı.

“NIXON” ÇİN’İ ZİYARET EDEN İLK ABD BAŞKANI

Bu açıklaması Nixon’ın hegemonya karşıtı olduğunun ve ABD’yi milletlerarası nezakette Büyük Birader olarak değil, aksine eşit bir ortak olarak düşündüğünün kanıtıydı. Çin’in ani yükselişini Batı blokundakilerin çoğundan daha önce görmesi ya da kabul etmesinden onlarca yıl önce öngörmüş olması ve kişisel olarak 1979’da tam diplomatik ilişkilerin yolunun açıldığını müjdeleyerek tarih yazmaya karar vermiş olması da mümkündür.

Nixon Çin’i ziyaret eden ilk ABD başkanı olarak Washington’da o zaman egemen olan, Beijing ile iyi ilişkiler kurma girişiminden olumlu hiçbir şey çıkmayacağını düşünen kamuoyuna karşı çıkmaya cesaret etti. Eski ABD dışişleri bakanı ve Nixon’ın ulusal güvenlik danışmanı Henry Kissinger bile ilk başta Çin’i “katı” ve hatta SSCB’den daha katı olarak görmüştü. Ama gerisi tarihtir. Ne yazık ki, bugün dünyanın en büyük iki ekonomisi ve en güçlü ülkeleri arasındaki siyasi, ticari ve diplomatik anlaşmazlığı çözmek için böyle bir cesaret eksikliği var. Ancak uzmanlar, neredeyse bütün vakalarda, saldırgan olarak ilk adımı atma sorumluluğunun ABD’de olduğunu belirliyor. Açıkça, ABD’nin şişeye kapattığı cin çoktan şişeden çıktı. ABD’nin kalıcı bir yakınlaşma konusundaki bu girişim ya da niyet eksikliği süper gücün asi Çin’e karşı şüphe ve güvensizliğini ortaya koyuyor. Nixon’dan sonra Bill Clinton ve Barack Obama gibi Çinli mevkidaşları ile sağları sıklaştırma fırsatını kaçıran daha cesur ABD başkanları da oldu. Bu ironiktir çünkü ABD her zaman Özgür Dünya’nın Lideri olmakla övünür ve böylece uzlaşmacı elbisesini giyer.

BIDEN İÇİN TARİH YAZMA FIRSATI HIZLA YOK OLUYOR

Donald Trump, Kasım 2017’de yaptığı Beijing ziyaretinden sonra iki taraf arasındaki ilişkileri ileri götürecek radikal öneriler getirmekte başarısız oldu. Trump basitçe törenlerin tadını çıkardı ve çeşitli tartışmalı konularda, özellikle ABD’nin çıkardığı ticaret tartışmasındaki sert tutumundan taviz vermedi. Kissinger 1971’de Beijing’e yaptığı tarihsel ve gizli ziyaret sırasındaki tutumu ile Çin-ABD ilişkilerini acil ve daimi olarak onarmanın gereği konusunda açıktı. O günden sonra Çin’i 100 kez ziyaret eden eski diplomat Temmuz 2021’de düzenlediği basın toplantısında iki ülke arasındaki bir savaşın “kelimelerle anlatılamaz bir felaket olacağı” uyarısında bulundu.

ABD ile Çin sürüp giden misliyle mukabele söylemini ve manipülasyonu azaltmalı ve küresel barış ile kalkınmayı desteklemelidir. Bu arada, ilk döneminde artan oranda yeryüzünün her köşesindeki yangınları söndürmekle meşgul olurken, Başkan Joe Biden için 50 yıl önceki selefinin yaptığı gibi tarih yazma fırsatı hızla yok oluyor!