China Daily / Fan Hongda

Çin ve İran, 2016 yılında bir stratejik iş birliği ortaklığı kuracakları yönündeki ortak açıklamadan sonra ikili kapsamlı stratejik iş birliğini geliştirecek 25 yıllık bir anlaşmaya imza attı. Geçen hafta cumartesi günü imzalanan anlaşma, iki tarafın karşılıklı fayda ve kazan kazan sonuçları ilkesi temelinde gelişmeyi izleme ihtiyacını yansıtıyor.

İran, 1979 yılındaki İslam Devrimi’nden bu yana özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmak üzere Batı’nın uyguladığı yaptırımlar, sosyopolitik kargaşa, İran-Irak savaşı ile bazı Batılı ve komşu ülkelerle artan gerginlikler yüzünden ürkütücü güçlüklerle karşı karşıya bulunuyor. İran’ın gerçek koşullarına uygun olarak bir gelişme yolu bulmak için yeni diplomatik ortaklar bulması gerekiyor ve Çin bunlardan biri olduğunu kanıtladı.

İran’ın, eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın (2005-2013) ortaya koyduğu “Doğu’ya bakma” politikası, Doğu Asya’yı benimsemeyi, özellikle Çin ile stratejik iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. 2018 yılında İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney yaptığı açıklamada, “Dış politikada bugün bizim için en önemli öncelikler Doğu’yu Batı’ya tercih etmeyi kapsıyor.” demişti. Birçok gözlemci, bu açıklamanın İran’ın Asya ülkeleri ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerine daha fazla odaklanacağının işareti olduğunu söylemişti.

Büyük ölçüde, “Doğu’ya bakma” politikası İran’ın yeni diplomatik stratejisi olacak. İran’ın Çin ile stratejik ortaklığını güçlendirmesi bu stratejinin açık bir parçası. Diğer yandan İran Çin’in tasarladığı Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nde özel bir yer işgal ediyor. 

Dahası, Çin, 1990 yılının başında hızlı ekonomik ve sosyal gelişmesi sayesinde artan petrol talebini karşılamak için yeni enerji kaynakları bakmaya ve petrol ile doğal gaz üreticisi ülkelerle ilişkilerini artırma çabası göstermeye başladı. Ve dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olan İran, Çin’in önemli enerji tedarikçisi oldu.

İRAN’IN YENİ DİPLOMATİK ORTAKLAR BULMASI GEREKİYOR

Bugünün hızla değişen dünyasında Çin, artan sorunlarla karşı karşıya olduğu için jeostratejik konumu göz önüne alındığında İran ile stratejik ortaklığını güçlendirmek istiyor. Bu koşullar altında 25 yıllık anlaşma, iki ülkenin birbirine daha fazla faydalı olmasını ve kazan kazan iş birliğine yeni bir canlılık getirmesine yardımcı olabilir.

Bu nedenle anlaşmanın, Çin-ABD ilişkilerinin halen nispeten olumlu bir seyir izlediği 2016 yılında Çin ve İran iş birliği planını görüşmeye başladığı için ABD’yi hedef aldığı görüşü yanlıştır. Her ne kadar anlaşmanın ABD’ye etkisi minimum bile olsa, İran bu anlaşmanın taslağını açıkladığı Haziran 2020’de büyük dikkat çekmişti. Anlaşmanın büyüklüğü dikkate alındığında, kapsamlı stratejik iş birliği planı İran’da hararetli tartışmalara ve bazılarının Çin-İran ilişkilerini bozmaya çalışmasıyla bazı ülkelerde olumsuz bakışlara yol açtı. 

Bazı Batılı ve İran’a komşu ülkelerin Çin-İran ortaklığına dair olumsuz görüşe sahip olması anlaşılabilir, çünkü onlar bu anlaşmayla Çin’in dünyadaki etkisinin artacağından ve Çin’i kontrol altına alma çabalarının engelleneceğini farz ediyorlar. Özellikle İran’a karşı yaptırımları destekleyen ülkeler Orta Doğu ülkesinin, Çin ile iş birliği yoluyla kalkınmasını görmek istemiyorlar. 

Hatta İran içinde bile anlaşmanın İran’dan ziyade Çin’e yarayacağını ve İran’ın Batı ile ilişkilerine zarar vereceğini dile getirenler var. Ancak onlar genel olarak Çin-İran iş birliğini etkileyemez. Ayrıca bazı Çinli medya platformlarının yetkisiz ve yanıltıcı dış kaynaklı haberlere atıfta bulunması da yanlıştır. Onlar, ikili ilişkilerin, tek taraflı egemenlikten çok karşılıklı çıkar temelinde geliştiğini bilmelidir.

Aslında insanların, bu tür bir iş birliği planının önemini anlaması için zamana ihtiyaç vardır. Anlaşma sadece Çin-İran kapsamlı stratejik ortaklığı ve onların ilişkilerinin, aralarındaki iş birliğinin derinleştirilmesi ile genişletilmesine bağlı olarak kalkınması için bir “yol haritası”dır.