Haber: Gökhun Göçmen

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki sanal zirve, uluslararası ilişkilerde gerilimin tırmandığı bir atmosferde gerçekleşti. Bir buçuk saat süren zirvede konuşan Xi Jinping, “Kimi ülkelerin sözde demokrasi ve insan hakları gerekçesi ile diğer ülkelerin içişlerine karıştığını” anımsatarak isim vermeden “Demokrasi Zirvesi” tertip eden Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) eleştirdi. Küresel düzende belirsizliklerin arttığına dikkat çeken Xi Jinping, Çin ve Rusya’nın “çok kutupluluğu” kararlıkla savunacağını dile getirdi.

Moskova RUDN Üniversitesi’nden araştırmalarda bulunan yazar Onur Sinan Güzaltan, CRI Türk’e yaptığı açıklamada, liderlerin “büyük değişime” atıfta bulunmasına işaret ederek, bu kavramın Batı hegemonyasının çöküşüne işaret ettiğini söyledi. Beijing ve Moskova’da yapılan tespitin siyasete “çok kutupluluk” söylemi ile yansıdığını aktaran Güzaltan “Elbette bu kavram taşların yerine oturmadığı ve güç merkezi kavramının yeniden şekillendiği geçiş dönemini anlatmak için kullanılmaktadır. Batı’nın çöküşü ve çöküşün oluşturduğu fırtına dindiğinde, devletler ve halklar arası yeni tip ilişkilerin oluştuğu bir sürece gireceğimiz aşikar.” diye konuştu.

Çin ve Rusya’nın bugüne değin Batı ile diyalog kapılarını açık tutan, diplomasi ve diyalog temelli bir yol haritasını takip ettiğini dile getiren Onur Sinan Güzaltan, “Bu yaklaşımın sonucu olarak özellikle Avrupa ülkeleriyle çatışma değil ortak çıkarları ön plana çıkartan siyasetler geliştirildi. ABD’yle ilişkilerde ise defansif olarak tanımlayabileceğimiz siyasetler kullanıldı.” dedi. Gelinen noktada Çin ile Rusya arasındaki iş birliğinin “ortak cephe siyasetine doğru evirildiğinin” altını çizen Güzaltan “Xi’nin Çin ve Rusya’nın içişlerine karışmakla suçladığı ‘bazı uluslararası güçlerden kastının sadece ABD değil fakat bir kısım Avrupa ülkesi olduğu açıktır.” diye ekledi.

“AYRILIKLARIN KAZANANI BATI OLUR”

Beijing ve Moskova hattındaki yakınlaşmanın geçmişten gelen tecrübelerle harmanlandığının altını çizen Onur Sinan Güzaltan şu değerlendirmelerde bulundu:

“Kurucu liderler Joseph Stalin ve Mao Zedung döneminde, Rusya ve Çin arasında ayrılıklar yaşandığı ve ilerleyen dönemde bu ayrılıkların Batı tarafından “Pinpon Diplomasisi” gibi tuzaklarla derinleştirildiği biliniyor. Tarih Doğu’nun iki büyük gücü Rusya ve Çin arasındaki ayrılıkların kazananının Batı olduğuna işaret ediyor. Son açıklamaların da gösterdiği üzere Rus ve Çinli siyasi liderler tarihten çıkardıkları dersler ışığında, iki ülke arasında ayrılık değil iş birliğini ön plana çıkartan siyasetlere yönelmiş durumdalar. Bu doğrultuda Xi Jinping’in “Çin-Rus ilişkileri, her türlü zorluktan geçerek hayatta kalabilme gücünü gösterdi ve yeniden nefes aldı” ifadeleri önemlidir. İçişlerine saygı, menfaatleri beraber savunma ve iş birliğini arttırma vurguları Çin-Rusya ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığı ve bu dönemde ABD’ye karşı iki ülkenin beraber hareket edebileceğini gösteriyor. Veriler, önümüzdeki sürecin Batı ve Doğu arasında “denge siyaseti”nin mümkün olmadığı ve net saflaşmaların yaşanacağı bir sürece işaret ediyor. Türkiye’nin de dış politikada bu yeni süreci tahlil ederek adımlar atması önem arz etmektedir.