China Daily / Andrew Shen & Xiao Geng

Covid-19 salgını üçüncü yılına girerken Amerika Birleşik Devletleri (ABD) uzun süredir devam eden bir borsa patlamasının keyfini sürüyor ve Çin’in küresel ticaret fazlası ise rekor seviyelere ulaşıyor. Bu eğilimlerin devamlı olmayacağına inanmak için ABD Federal Rezervinin yükselen enflasyon karşısında para politikasını sıkılaştırmaya hazır olması ve ABD borsasının düşüşü gibi bazı nedenler var. Ancak dünyanın en büyük ekonomilerinde piyasa hareketliliği veya güçlü ihracat devam etse bile çoğu insan sıkıntı ve endişe yaşamaya devam ediyor. Sistemsel değişimin zorunluluğu bir yana, bunu gözden kaçırmamalıyız.

Politika yapıcılar pandemiye yanıt verirken ekonomiyi ayakta tutmak uğruna daha fazla Covid-19 enfeksiyonu ve ölümü risk etmek veya sokağa çıkma yasağı uygulayıp insanların geçim kaynaklarını yok etmek arasında korkunç bir ikilemle karşı karşıya kaldılar. Vanderbilt Üniversitesi ekonomisti W. Kip Viscusi’nin dediği gibi sağlık risklerini azaltmanın faydaları ile ekonomik bozulmaların maliyetleri arasındaki dengeyi basitleştirmenin bir yolu, Covid-19 ölümlerinden “para kazanmak”tır.

Viscusi, metrik olarak istatistiksel bir yaşamın değerini kullanarak, 2020’nin ilk yarısında Covid-19 ölümlerinin maliyetinin ABD’de 1,4 trilyon dolar ve dünya çapında 3,5 trilyon dolar olduğunu buldu. ABD ölümlerin yüzde 25’ini oluştursa da küresel ölüm maliyetindeki payı yüzde 41’di. Bunun sebebi daha zengin ülkelerin daha yüksek istatistiksel bir yaşamın değerine sahip olmasıdır. Aynı metrik 2021’in sonunda toplamda yaklaşık 5,6 milyona denk gelen resmi olarak bildirilen ölümlere uygulanırsa, ölümlerin maliyeti 38 trilyon dolar ve küresel GSYİH’nin yüzde 40’ı olacaktır. The Economist’in 17 milyona yakın gerçek ölüm tahminini ele alırsak, bu rakam 114 trilyon dolara ve küresel GSYİH’nin yüzde 120’sine çıkıyor.

ABD’NİN 2020’DE 16 TRİLYON DOLARLIK ZARARA UĞRADIĞI TAHMİN EDİLİYOR

Çin, daha büyük ekonomik altüst oluşlar pahasına bile olsa insanların hayatlarını katı karantinalarla korumayı seçerek bu değiş-tokuşa ABD’den çok farklı bir şekilde yaklaştı. Çin, ABD ile aynı enfeksiyon oranına ve aynı ölüm oranına (yüzde 2,9’dan biraz daha fazla) sahip olsaydı, toplam Covid-19 ölümleri resmi olarak kaydettiği 4 bin 849 yerine 4,1 milyona ulaşacaktı. Çin ekonomisinin karantinaya rağmen pandemi sırasında nispeten iyi performans gösterdiği göz önüne alındığında, Çin’in yaklaşımının genel maliyetlerin düşmesine yol açtığı sonucuna varmak adil görünüyor. Eski ABD Hazine Bakanı Lawrence Summers ve Harvard ekonomisti David M. Cutler; toplu ölüm, hastalık, ruh sağlığı koşulları ve doğrudan ekonomik kayıplarla birlikte, ABD’nin 2020’de GSYİH’nin yüzde 90’ına eş değer olan 16 trilyon dolarlık zarara uğradığını tahmin ediyor.

Bu yüksek maliyetlere rağmen ABD veya Çin gibi ülkelerin karşılaştığı ikilem, gelişmekte olan daha yoksul ekonomilerin karşılaştığı ikilemin şiddetine göre daha azdır. Büyük borçlar ve sınırlı borçlanma kabiliyetleri ile bu ülkelerin hükümetlerinin ekonomilerini desteklemek için çok az seçenekleri var. Aynı zamanda aşı kıtlığı ve zayıf sağlık sistemleri onları çok daha da savunmasız bıraktı.

Uluslararası Para Fonu (IMF), bir süre önce salgın nedeniyle kırılgan ve çatışmalardan etkilenen 40 ülkedeki gelirlerin dünyanın geri kalanının daha da gerisinde olduğu konusunda uyardı. Bunun nedenini anlamak zor değil. Bu tür ülkeler sosyal, ekonomik, politik, güvenlik ve çevresel riskleri etkin bir şekilde yönetmek veya azaltmak için kurumsal kapasiteden veya kaynaklardan yoksundur. Şiddet, şimdiden dünya çapında 30 yılın zirvesinde görünüyor. Yaklaşık 1 milyar insana ev sahipliği yapan bu kırılgan devletler, 2030 yılına kadar dünyadaki yoksulların yüzde 60’ını ülkelerinde barındırabilir. Bütün bunlar küresel ekonomiye zarar veriyor. Dünya Bankası’nın Küresel Ekonomik Beklentiler raporunun son baskısı, küresel büyümenin 2021’de yüzde 5,5’ten 2022’de yüzde 4,1’e ve 2023’te yüzde 3,2’ye düşerek yavaşlayacağını temkinli bir şekilde tahmin ediyor. Bu tahminin arkasında yeni koronavirüs varyantlarının oluşturduğu tehditler, artan eşitsizlik, endişe verici güvenlik sorunları, artan borç ve yükselen enflasyon var.

KÜRESEL BÜYÜME YAVAŞLIYOR

Viscusi ile Summers gibi ekonomistler ile IMF ve Dünya Bankası personelleri, politika seçeneklerini ve bunların sonuçlarını hem parasal maliyetler hem de GSYİH açısından ölçüyor. Buna rağmen politika yapıcıların karşı karşıya olduğu ikilem temelde ahlaki bir ikilemdir. Ayrıca, maliyet-fayda hesaplamalarının görünürdeki basitliğine rağmen pandemi nihayetinde eşitsizlikten iklim değişikliğine kadar birbirleriyle bağlantılı sistemsel bir zorluktur ve basit bir çözümü de yoktur.

London School of Economics and Political Science’ın yöneticisi Minouche Shafik’in yakın zamanda savunduğu gibi pandemi, çağdaş zorluklara uygun yeni bir sosyal sözleşme ihtiyacını açıkça ortaya koydu. İhtiyacımız olan sosyal sözleşme; ekonomilerimiz ve toplumlarımız arasındaki derin bağlantılar, tüm insanların doğasında bulunan değer ve iklim değişikliğinin ortak varoluşsal mücadelesi de dâhil olmak üzere bugün içinde yaşadığımız dünyayı şekillendiren güçleri ve değerleri yansıtmalıdır. Günümüzde tercih, hükmetmek ya da hükmedilmek değil; birlikte çalışmak ya da birlikte yok olmaktır.