Global Times / Wang Wenwen

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanı olmasının üzerinden iki aydan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen Joe Biden, Çin ile ABD arasındaki 21. yüzyılın temel güç ilişkilerini tanımlamak için modası geçmiş Soğuk Savaş çerçevesini kullanıyor gibi görünüyor.

Biden göreve gelmesinden bu yana geçen hafta yaptığı ilk basın toplantısında, ABD-Çin ilişkisinin “21. yüzyılda demokrasilerin faydası ile otokrasiler arasında bir savaş olduğunu” söyledi. Gerçek şu ki, ABD artık bazılarının algıladığı gibi mükemmel bir demokrasi örneği değil.

Mevcut ABD yönetimi değerler konusunda öncekilerden üstün değil ve bu yönetimin siyasi seçkinleri, Çin’in bir “otokrasi” iken ABD’nin liberal bir demokrasi olduğu anlatısından çıkamıyor. ABD’nin demokrasiye karşı otokrasi söyleminden başka söyleyecek bir şeyi yok ve onu diğer büyük güçlerle rekabetinde yol gösterici ilke olarak kullanıyor.

Pek çok ülke uzun zamandır demokrasi kavramını benimsedi, çünkü ABD, kendi demokratik sistemi altında dünyanın süper gücü haline geldi ve halkı nispeten daha iyi bir yaşam sürdü. Diğer ülkeler, özellikle gelişmekte olan ülkeler için, ABD bir rol model olarak görülüyordu. ABD’yi takip etmek istiyorlar, çünkü insanlarının daha iyi hayatlar yaşamasına öncülük edebileceklerine inanıyorlardı.

Yine de Amerikan demokrasisi kötü durumda. İki partili sistemde, hiçbir taraf eylemsizliğinden sorumlu tutulmaz veya Amerikan halkına karşı herhangi bir sorumluluk taşımaz. Sonuç olarak, çeşitli sosyal sorunlar daha da kötüleşiyor, ancak görünürde bunları düzeltecek bir çözüm yok. Amerikalılar muhtemelen protesto etmek için sokaklara çıkma özgürlüğüne sahip olabilirler, fakat bu, onlara onları silahlı çatışmalardan, ırkçılıktan, artan servet uçurumundan ve son zamanlarda Covid-19 salgınından koruyan uygun insan haklarını tanımıyor. İfade özgürlüğünün azalması, uzlaşma için giderek daha az alan kalması ve kronik sosyal sıkıntılar, ABD’nin canlı bir demokrasi olmak yerine otoriter kapitalizm tarafından yönetildiğini ve kontrol edildiğini gösterdi.

AMERİKAN DEMOKRASİSİ EFSANESİ PARÇALANIYOR

Çin, Amerikan tarzı demokrasiyi uygulamıyor, ancak siyasi sistemi, az sayıdaki zengin insan yerine çoğunluğun çıkarlarına uygun etkili kararlar alabilir. İnsanlar yasal çerçeve içinde düşüncelerini dile getirip taleplerini takip edebilmekte ve hayatın her kesiminden siyasete katılabilmektedir.

ABD, askeri, teknoloji ve yumuşak güç açısından dünyanın bir numarası olarak eskiden saygındı. Bu yüzden demokrasiyi tanımlamak ve diğer ülkelere ders vermek için söylem gücü denen bir şeyi kontrol etti. ABD, demokrasiyi övmekle ideolojisini ve değerlerini, nihai hegemonyasını güvence altına almak amacıyla ihraç etmeye çalıştı. ABD’nin söylem gücünün çok büyük olduğu bir zamanda, diğer ülkelerin herhangi bir itiraz veya şüphe uyandırması boşunaydı.

ABD bugün pek saygın bir ülke olarak görülemiyor. 2020 başkanlık seçimleri sırasında tanık olduğumuz maskaralıktan ülke çapında sistematik ırk ayrımcılığına ve hükümetin 500 binden fazla can alan Covid-19 salgınını yanlış yönetmesine kadar, ABD büyük bir demokrasi Waterloo’su yaşıyor. Demokrasi yukarıda bahsedilen durumla sonuçlanırsa demokrasinin ne faydası var?

ABD’nin demokrasi teorileri zarif ve çekici olabilir, ama demokrasinin kendisinin bir ülkeyi güçlü kılabileceği ve halkına müreffeh bir yaşam bahşedebileceği konusunda ısrar ederse gülünç olur. Amerikan demokrasisi efsanesi parçalanıyor ve Çin’i böyle bir demokrasiyle kazanmak sadece bir yanılsamadır.