Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Nihal Eminoğlu, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu Dünya Postası programına katıldı. Eminoğlu, Türkiye’nin sığınmacı politikasını ve göç sorununu değerlendirdi.

Türkiye’nin göç yönetiminin son 10 yılın konusu olduğunu vurgulayan Nihal Eminoğlu, Türkiye’ye göç hareketlerinin tarihinin 18. yüzyıla kadar gittiğini belirtti.

TÜRKİYE’NİN GÖÇMEN POLİTİKASI DEĞİŞİYOR MU?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük göç hareketinin 2011’de Suriye iç savaşıyla başladığını ifade eden Eminoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“10 yıllık süre içinde çok daha sistemli, siyasi ve yasal düzlemde karşılık bulan bir göç yönetim politikası konuşulduğunu görüyoruz. 2013 itibarıyla uluslararası koruma kanunu, 2014’te geçici koruma yönetmeliği ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün inşa edildiğini biliyoruz. Gelen Suriyelilere de geçici koruma statüsünün verildi. Sayılar oldukça yüksek o yüzden de göç yönetimi çok kolay değil Türkiye’de, 3,7 milyon Suriyeli, 1,5 milyon ikamet alan yabancı, uluslararası koruma altında kişi sayısı 300 bin civarı. Toplam 5 milyon civarında kitleden söz ediyoruz. Düzensiz ve kayıtsız göçmenler de var. Kolay bir süreç değil.

“500 BİN SURİYELİ GÖNÜLLÜ OLARAK GERİ DÖNDÜ”

Geçici koruma sonrası kalıcı çözümler üzerinde dört ana kol vardır. Bu Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından da önerilen bir çerçevedir. Bu bağlamda ülkeler, bir gönüllü dönüşü teşvik eder. Türkiye de kısmen bunu yapıyor. Suriye’ye gönüllü geri dönmek isteyenlerle ilgili prosedürler devam ediyor. Veriler bize bugüne kadar ortalama 500 bin kişinin geri döndüğünü gösteriyor.

Bir diğer yol üçüncü ülkeye yerleştirmedir. BM Mülteciler Yüksek Komiserliğince yürütülen bir süreçtir. Yine veriler 18 bin kadar Suriyelinin üçüncü ülkeye yerleştirildiğini gösteriyor. Bu çok hızlı işleyen bir süreç değil.

Vatandaşlığa alma ve entegrasyon bir diğer yoldur. İçişleri Bakanlığından gelen son rakamlara göre, 190 bin civarında kişi vatandaşlığa alınmıştır. Entegrasyon konusunda ise, Türkiye buradan da bir sosyal uyum yürütüyor.

GÖÇMENLERİN GÖNDERİLMESİ MÜMKÜN MÜ?

2016’dan bu yana 1,5 milyon kadar düzensiz göçmen yakalanmış. Ülkeye girmesi engellenen 2,5 milyonun üzerinde düzensiz göçmen var. Türkiye düzensiz göç noktasında ciddi bir tehditle karşı karşıya.

Sosyolojik olarak göç eden insanların yeniden ülkelerine dönüşü çok yüksek değildir. Şu anki Suriye’yi gördüğümüz zaman 10. yılın sonunda geçici ya da misafir Suriyeli kitle ile karşı karşıya olduğumuzu söylemek çok gerçekçi olmaz. Son birkaç yıldır siyasi riskler de göze alınarak Suriyelilerin kalıcılığının vurgulanması çok önemli. Örneğin, İçişleri Bakanlığı, Suriyelilerle ilgili adres tahkikatı başlattı. Suriyeliler, Türkiye’ye geldiğinde kontrollü yerleştirme yapılmamıştı, o yüzden ciddi bir dağılım var. Kim nerede, kaç kişi, kayıtlı olduğu yere gönderilsin, çalışmasıdır bu.

Kilis nüfusunun yüzde 80’i Suriyeli, Reyhanlı’nın kendi nüfusu 100 bin Suriyeli nüfusu 180 bin. İstanbul’da bazı ilçelerde çok çok yüksek oranda Suriyeliler var. Bazı ilçelerde hiç Suriyeli yok. Bu dengesizliğin giderilmesi için bazı il ve ilçelerin yeni kayda kapatılması gibi seyreltme politikası da devreye giriyor.

GÖÇ VE DEMOGRAFİK YAPI

Suriyelilerde doğum oranları çok yüksek. Bugüne kadar 750 bin kadar bebeğin doğduğu tespit ediliyor. Bazı bölgelerde Suriyeliler ve Türkler iç içe geçmiş bir toplum da oluşturuyor. Karma evlilikler de meydana getiriyorlar. Burada asıl sorun sistemli bir yerleştirme olmadığı için her bir il her bir ilçede yoğunluk olması. Bu beraberinde ‘gettolaşmaya’ neden oluyor. Ev sahibi toplumla uyum konusunda mesafeler olması çok aşikâr, bunun demografik yapıyı etkilemesi kaçınılmaz.

SINIR GÜVENLİĞİNİN ÖNEMİ

Türkiye’nin şu an karşı karşıya kaldığı en önemli göç dalgası yine Suriye’de Türkiye’nin kontrolündeki yerler. Türkiye’nin olası çekilmesi halinde oradaki istikrarsızlığın yaratacağı göç. Daha fazlası düzensiz göçün kaynağı olan Afganlar. İran ve Afganistan kaynak ülkeler. Afganların birçoğu Türkiye’yi hedef ülke olarak değil transit ülke olarak görüyor. Türkiye’den Avrupa ülkelerine gitmek istiyorlar. Türkiye’deyken kayıt altında olmayı tercih etmelerinin sebebi bu kısmen. Bu nedenle göçü kontrol etmenin yolu kaynak ülkelerindeki istikrarın sağlanmasıdır. Sınır güvenliğinin artırılması gerekir, Türkiye ile Suriye arasında duvar örüldü ama yine de bunun istismar edildiği yerler olabiliyor.

Bir de Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında imzalanan bir mutabakat vardı. Türkiye, batı sınırından bakıldığında rahatlıkla geçilebilecek bir ülke gibi görünmemeli. Bu nedenle Türkiye’nin sınır güvenliği uluslararası her alanda vurgulanmalı. Düzensiz göçle mücadelenin en temel ilkesinin bu olduğuna inanıyorum.”