Global Times / Hu Xijin

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden Avrupalı müttefiklerine Rusya’nın Ukrayna’ya 16 Şubat’ta saldırabileceğini söyledi. ABD ayrıca Kiev’deki büyükelçiliğini geçici olarak kapattığını ve az sayıda diplomatın batıdaki Lviv kentine nakledildiğini açıkladı. Ukrayna’nın zenginlerinin çoğu özel uçakları ile ülkeden kaçtı. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy 16 Şubat’ı bayrakların göndere çekileceği ve ulusal marşın okunacağı “Birlik Günü” ilan etti. Rusya Batı’daki ‘yakın Rus işgali” ile ilgili “histeriyi” “saçma” diye niteleyerek kınadı. Durum kafa karıştırıcı.

Dünya Ukrayna’daki durumu izlemeye devam edecek. Ukrayna sorunu tek başına Batı’yı rahatsız etmiş durumda. Ancak son zamanlarda Batı kamuoyu Ukrayna’daki durumu Taiwan sorunu ile ilişkilendiriyor ve eğer Rusya, Ukrayna’da başarılı olursa, Çin ana karasının da Taiwan’da kazanmak ve hatta aynı zamanda Taiwan’a karşı hareket geçmek için aynı şeyi yapacağını ileri sürüyor. Avustralya Dışişleri Bakanı Peter Dutton’un kısa süre önce verdiği demeçte Ukrayna sorununu Taiwan sorunu ile yan yana koydu ve Batılı parlamenterler ile medya da benzer analizler yapıyor. Taiwan yönetimi Ukrayna’daki durumun Taiwan’ın güvenliğine etkisini incelemek için sözde bir özel görev birimi kurdu. Taiwan lideri Tsai Ing-wen “Taiwan’ın uzun zamandır Çin’in askeri tehdit ve zorbalıklarına maruz kaldığını” ileri sürdü ve “Ukrayna’nın durumunu anlıyoruz.” dedi.

ÇİN KARŞITI GÜÇLERİN HEDEFİ TAIWAN SORUNUNUN KÜRESEL STRATEJİK ETKİSİNİ ARTIRMAK

Bu tür yaygaralar Taiwan’ın siyasi durumunu Ukrayna’nın siyasi durumuna denk görüyor. Hepimizin bildiği gibi Taiwan, Çin’in ayrılmaz bir parçası ve “Tek Çin” uluslararası olarak kabul edilmiştir. ABD’nin Çin karşıtı kamuoyu sisteminde bile, Taiwan’ın statüsüyle belirsiz bir biçimde ilgilenilir. Taiwan’ın sözde bağımsızlığını destekleyen sadece on kadar küçük ülke var. Bu aşırı Çin karşıtı güçlerin hedefi Taiwan sorununun küresel stratejik etkisini artırmak ve bütün Batı’nın Taiwan sorununa müdahalesini artırıp yoğunlaştırmaktır. Bunlara ek olarak daha derin çıkarları var. ABD şimdi ulusal güç olarak görece bir gerileme içinde ve Avrupa ve Asya-pasifik üzerindeki kontrolü zayıflıyor. Bu şartlarda, ABD’nin Avrupa ile Asya’yı iki bölgeye güvenlik desteği verme iddiasıyla sürekli olarak rahatsız etme girişimlerinde bulunuyor ve ardından bunun semeresini görüyor.

NATO’nun doğuya doğru genişlemesi ve Rusya’ya güvenlik garantileri vermeyi reddetmekte ısrar eden ABD’nin tutumu Almanya ve Fransa gibi Avrupa güçlerininkinden daha sert. Avrupa ülkelerinin çoğu şimdi endişeli ve Avrupalı liderler, gerginliği azaltma amacıyla kremlin ile sürekli temas içinde. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ayrıca “Eğer Rusya’nın güvenliği olmazsa, Avrupa’nın da güvenliği olmaz.” dedi. Bu açıkça Washington’ın tonundan farklı. Avrupa’nın kargaşaya düştüğünü görmekten en az korkan ülke ABD’dir. Avrupa fitneye yuvarlandığında sermayesi ABD’ye gidecektir ve Avrupa ülkeleri güvenlik sorununda ABD’yi daha yakından izlemek zorunda kalacak ve Kuzey Akımı 2 boru hattı projesi bu senaryoda heba olacaktır.

ABD, ÇİN’İN YÜKSELİŞİNİ DURDURAMAZ

ABD, Çin’in yükselişini durduramaz, dolayısıyla bölgeyi batağa sürüklemek istiyor. Taktiklerinden birisi Taiwan sorunu ve Çin ile komşuları arasındaki toprak anlaşmazlıkları konusunda sorunlar yaratmak. Washington bölgede çatışmaları kışkırtmaya çalışıyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump görev geldikten sonra, Çin’i ABD’nin bir numaralı stratejik rakibi kabul etti ve Hint-Pasifik Stratejisi’ni başlattı. Geçen birkaç yılda, Taiwan sorunu esnekliğini yitirdi, Tsai Ing-wen yönetimi tamamen ABD’ye döndü ve Çin ana karasına düşman hale geldi. Çin-Hindistan ilişkileri kötüleşirken, iki ülke arasındaki sınır sorunu zorlu bir hal aldı. Avustralya, Çin’e karşı düşmanca bir politika benimserken, Japonya artan biçimde Çin’e karşı sertleşti. Bu değişiklikler arasında bir ilişki olmadığını ya da ABD’nin bu ülkeleri arkadan itmediğini kim söyleyebilir?

İster Ukrayna ister Taiwan Boğazı’nda bir savaş çıkması çok yıkıcı olacaktır. Ne Rusya ne de Çin mevcut ikilemi savaş yoluyla ortadan kaldırmak ister. Bir savaşın ABD’ye de faydası olmayacağı söylenebilir. Böyle bir analiz sağduyuya dayanıyor. Yine de bir Soğuk Savaş’ın aşırı ateşi ABD siyasetinde ve kamuoyu topluluklarında oluşturuldu. Böylece, rasyonalite artık ABD’nin Avrupa ve Asya-Pasifik politikasına hakim değil ve aşırılık giderek daha fazla popüler hale geliyor.

ABD ÜLKELERİN GELECEĞİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR

ABD’nin aşırılık yanlısı seçkinleri dünyadaki bir kaostan korkmuyor. Avrupa ve Asya ne kadar karışık olursa olsun bunun bir sorun olmadığını, ABD’nin en az etkilenen taraf olacağını düşünüyorlar. Washington defalarca Ukrayna’da savaş çıktığında ABD birliklerinin bunun bir parçası olmayacağı açıkladı. Taiwan sorunu konusunda ise ABD, Taiwan Boğazı’nda bir savaş çıkması durumunda asker gönderme sözü vermedi. Dolayısıyla, ABD’nin bölgesel radikalizm ve aşırılığı kışkırtırken, Rusya’yı saldırmaya zorlarken ve Çin’i sert tepkiler vermeye zorlarken, bir kırmızı çizgisi yok.

Dünya barışının en büyük yıkıcısı, ABD’dir. Taiwan yetkilileri ABD’yi kör bir şekilde takip etmeye devam ederlerse sonunda savaşta harcanacaklar. Aklı başında düşünmeyen Avrupa ve Asya ülkeleri tuzağa düşecek, Washington için stratejik atlama taşları ya da hatta kölesi olacaklar. Dünyanın ABD’nin şeytanca planlarını reddetmesi gerekiyor. Ülkelerin ortak geleceğinin Washington tarafından harap edilmemesi gerekir.