Bu yıl Oscar’da “Nomadland”le en iyi film ve en iyi yönetmen ödüllerini kazanan 1982 Beijing doğumlu Chloe Zhao kadar olmasa da uluslararası sinema arenasında dikkatleri üzerine çekmeye başlayan Çinli-Amerikalı sinemacılardan biri de Emily Ting. 1980’de Taipei’de doğan Ting, halen ailesiyle birlikte Los Angeles’ta yaşıyor ve henüz iki film yapmasına rağmen (Zhao’nun toplam üç filmi var) kariyerinde emin adımlarla ilerliyor. İki yönetmenin filmleri arasındaki belirgin fark ise Zhao’nun Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) yaşam öyküleri anlatmasına karşılık Emily Ting’in kamerasını şimdilik tamamen Çin’e çevirmiş olması.

2002-2012 yılları arasında toplam beş kısa film ve kısa belgesel çeken Emily Ting’in 2015 tarihli ilk uzun metrajlı çalışması “Hong Kong’da Zaten Yarın” (Already Tomorrow in Hong Kong) en sinemasal Çin kentlerinden biri olan Hong Kong’da yaklaşık bir yıl arayla yaşanan iki geceyi anlatıyor. 10 yıldır bu kentte yaşayan, finans sektöründe çalışan ama bir yazar olmayı düşleyen Amerikalı delikanlı Josh ile ABD’de yaşayan ve Hong Kong’a ilk kez gelen oyuncak tasarımcısı Çinli genç kız Ruby’nin tanışmaları çerçevesinde gelişen öykü, bu açıdan ilginç bir çelişki zemini üzerinde gelişiyor. Amerikalı genç, Çinli genç kıza Hong Kong’da bir tür rehberlik yapıyor, Çin’de yaşam konusunda bilgiler veriyor… İkisinin bir gece boyunca süren arkadaşlıkları Ruby’nin ABD’ye dönmesiyle kesiliyor. Bir yıl sonra Hong Kong’da tekrar karşılaştıklarında, arkadaşlıkları daha fazla “karşılıklı sevgi” içermeye başlıyor ama önlerine bazı duygusal engeller çıkıyor.

SHENZHEN’DA OYUNCAK FABRİKASI

İlk bakışta, sıradan bir Hollywood romantik komedisi ve “sabun köpüğü” türünden bir film izlenimi vermekle birlikte “Hong Kong’da Zaten Yarın” aslında göründüğünden çok daha derin bir film. Emily Ting, aynı zamanda çok etkileyici bir Hong Kong gece turu atmakla kalmıyor, bir yabancının Çin’deki yaşamına dair ilginç ayrıntılar yakalıyor, aynı zamanda da “Çin’e yabancı bir Çinlinin” bakışını başarıyla yansıtıyor.

Emily Ting’in 2019’da çektiği ikinci filmi “Çin’e Dönüş” de (Go Back to China) çoğu yönden benzer bir temayı işliyor. Bu kez Hong Kong’un komşusu, “ana karadaki Hong Kong” denilen Shenzhen’dayız. Bir oyuncak şirketinin varlıklı sahibi Teddy Li, boşandığı ikinci eşiyle birlikte ABD’de yaşayan şımarık ve hoppa kızı Sasha Li’ye gönderdiği parayı kesiyor. Amacı, kızının kendi ayakları üstünde durmasını sağlamak, fonun tekrar açılması için Sasha’nın Shenzhen’e gelip oyuncak fabrikasında çalışmasını şart koşuyor. Çin’e dair hiçbir bilgisi olmayan genç kız istemeden geldiği Çin’de babasının ilk evliliğinde olma üvey ablası ve üçüncü evliliğinden olan iki üvey kardeşiyle birlikte yepyeni gerçeklerle baş başa kalıyor, Çin gerçeğini, fabrikayı, işçileri tanıyor, ülkeyi ve insanlarını sevmeye başlıyor.

GÖÇMENLER VE GURBETÇİLER

Her iki filmin oyuncu kadrosunda yer alan isimlerin çok iyi performans sergilemesinin, anlatılan öykülere büyük dinamizm kazandırdığını peşinen söyleyeyim. Çin sinemasının usta ve emektar isimlerinden Richard Ng iki filmde de karşımıza çıkıyor ve gerçek bir oyunculuk şöleni sunuyor. Öte yandan, Emily Ting’in iki filminde de Çin oyuncak sektörüne eğilmesi dikkat çekici. Ayrıntılı bilgi sahibi değilim ama belli ki bu dünyayı oldukça iyi tanıyor. “Hong Kong’da Zaten Yarın” ile “Çin’e Dönüş”ün göçmenlik ve gurbetçilik konusundaki diyalogları, Çin’e gelenler ile Çin’den gidenleri buluşturdukları ülke sevgisi vurguları da konuyla özel olarak ilgilenenler için zengin malzeme içeriyor.

Geçen yıl bu sayfada yazmıştım, yeri gelmişken bir başka Çinli kadın sinemacı Lulu Wang’in çok etkileyici “Elveda” (The Farewell, 2019) filmini de bir kez daha anmadan geçmeyeyim. Hasta ninesini son kez görmek için ABD’den Çin’e gelen genç kızın yaşadıkları da her iki ülkeye dair çok gerçekçi ve sıcak dokunuşlarda bulunuyordu.

Beyazperdede Çin’i “Amerika’dan gelen Çinlilerin” gözünden tanımak gibi oldukça hoş ve sıcak bir rüzgâr estiği söylenebilir. Dilerim devamı da gelir.

Tunca Arslan