Amerikalı George Floyd’un bir polis memuru tarafından öldürülmesinin üzerinden bir yıl geçerken, ülkedeki sistematik ırkçılık ve polis şiddeti hâlâ sürüyor.

46 yaşındaki George Floyd, Minneapolis’te 25 Mayıs 2020 günü silahsız olmasına rağmen, Derek Chauvin adlı polis tarafından yüzüstü yere yatırılmış, boynuna 9 dakika boyunca dizle bastırılarak öldürülmüştü.

Floyd’un öldürülmesi, büyük çaplı protestolara yol açtı; Chauvin, yargılanarak hapis cezasına çarptırıldı; ancak Afrikalı Amerikalılar için ayrımcılık ve eşitsizlik devam ediyor.

Basına yansıyan haberlere göre, “The Harris Poll”un yakın zamandaki anketine katılan Amerikalıların yaklaşık yüzde 70’i, ülkede ırksal adaletsizlik sorunu olduğuna inanıyor. Birçok Amerikalı da bilhassa Afrika kökenli Amerikalılara yönelik polis şiddetinin durmasını istiyor.

“NPR/PBS NewsHour/Marist”in mayıs ayında yaptığı bir anket de Afrika kökenli Amerikalıların yüzde 61’inin polisin “ten rengi farklı” kişilere “beyaz”lardan farklı muamele gösterdiğini düşündüğünü ortaya koydu.

Uzmanlar, ırkçılığın ABD toplumunda kökleşmiş bir sorun olduğu kanısında. Biden yönetiminin de yüz yıllardır devam eden ve çözülmesi için radikal adımlar atılması gereken bu sorunu aşabileceğine dair pek emare yok.

Floyd’un ölümü büyük tepkilere ve kitlesel eylemlere yol açtı, ancak son bir yılda ülke genelindeki polis dehşeti kesilmedi.

ABD’deki polis şiddetine ve ayrımcılığa dair çok çarpıcı veriler mevcut: Mayıs 2020’den bu yana ülkede bin 68 kişi polis tarafından öldürüldü. ABD’de siyahi vatandaşların polis tarafından öldürülme ihtimali “beyazlara” kıyasla 3,2 kat daha fazla.

Bu olaylar arasından bazı örnekler ise şunlar: Ağustos 2020’de Wisconsin’de bir polis memuru, arkası dönük siyahi bir vatandaşı ağır yaraladı. Aralık 2020’de Ohio’da da silahsız bir siyahi vatandaş vuruldu. 2021’in nisan ayında da Columbus’ta bir polis memuru, 16 yaşındaki siyahi bir kızı silahla vurarak öldürdü.

Siyahiler, ABD nüfusunun yüzde 13’ünü oluşturuyor, ancak son bir yılda polis tarafından öldürülen kişilerin yüzde 21,6’sı siyahi…

Son bir yılda (25 Mayıs 2020-23 Mayıs 2021) polisin hiç kimseyi öldürmediği gün sayısı ise sadece 15.

Evet, George Floyd’u öldüren Chauvin, hapis cezasına çarptırıldı. Ancak bu noktada mühim olan, kimilerine göre siyasi ve toplumsal baskılar sonucunda verilen mahkeme kararının etkilerinin toplumun geneline yayılması ve kurumsal ırkçılığın kökünün kazınması.

Şunu hatırlatmakta fayda var: ABD toplumunun Donald Trump döneminde ayyuka çıkan kamplaşması, Biden döneminde kesilmiş değil. Hatta kimi uzmanlara göre, Trump destekçilerinin Kongre baskını ve sabık başkanın seçimde hile olduğu iddiaları gibi bazı faktörler toplumdaki kamplaşmayı her geçen gün derinleştiriyor.

Bu ortamda da Amerikan politikacıların ve siyasi elitinin ırksal ayrımcılık probleminin çözülmesine öncelik vermediği belirtiliyor.

Irk ayrımcılığı, sadece polis şiddetinde değil, birçok konuda da göze çarpıyor. Örneğin, COVID-19, ABD vatandaşlarını toplumsal statülerine ve dâhil oldukları sınıflara göre çok farklı etkiledi. Aşılama çalışmalarına hız verilmeye başlandığı ocak ayında basına yansıyan haberlerde, ülkedeki siyahi veya Latin kökenli vatandaşların salgından çok daha ağır şekilde etkilendikleri gibi, aşılanma konusunda da geride bırakıldığı belirtilmişti.

Hatta salgın, ABD’deki birçok kentte Afrika ve Asya kökenlilere dönük ayrımcılığın bahanesi hâline geldi. Özellikle Asya kökenlilere yönelik saldırganca eylemler dikkat çekti.

“Nefes alamıyorum!..” George Floyd’un son sözleri, ayrımcılığa maruz kalanlar için bir slogana dönüşmüştü. Aradan geçen bir yıllık süreye rağmen ABD’deki azınlıklar maalesef hâlâ nefes alamıyor…