Nikkei Asia / Philippe Le Corre

Paris, Londra ve Canberra arasındaki ilişkileri gerginleştiren AUKUS’un ortaya çıkmasından beş ay sonra Fransa’nın şimdi Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı olması, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u, AB’nin Hint-Pasifik stratejisi gibi önemli politika alanlarına rehberlik edecek bir konuma getirdi. 

AB’ye üye 27 ülkenin tamamı ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hariç Asya-Pasifik bölgesi dâhil olmak üzere 62 dışişleri bakanının salı günü, iklim değişikliğinden küresel yönetime ve denizlerin güvenliğine kadar bir dizi konuyu görüşmek için Fransa’nın başkenti Paris’te toplanması, Fransa ve AB’nin Hint-Pasifik bölgesinden uzaklaşmaya niyeti olmadığını hatırlatıyor.  

Paris yönetiminde, Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD’nin diğer müttefiklere danışmadan, özellikle ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin “aynı düşüncedeki ülkelerle” çalışma taahhüdünden sonra AUKUS anlaşmasını görüşme şekline ilişkin halen bir kızgınlık söz konusu. Yine de Fransa krizi bir fırsata çevirebilir. Bazı ülkeler Fransa’nın aşırı tepki verdiğine inanırken, ABD’nin, özellikle Hint-Pasifik veya Çin ile nasıl başa çıkılacağı gibi merkezi sorunlar olmak üzere bloğun üç yakın ortağı arasındaki müttefiklik dâhil AB’nin önemli stratejik konularında AB’ye danışması gerektiği yönündeki genel fikir birliği devam ediyor. 

AVRUPA BİRLİĞİ, ABD İLE BENZER KAYGILARI PAYLAŞIYOR

Başkan Joe Biden’ın kendisi dâhil olmak üzere Washington yönetimi, farklı Fransız diplomatik girişimlerinin yanı sıra ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman ve AB Dış İlişkiler Servisi Genel Sekreteri Stefano Sannino eş başkanlığında aralık ayında yapılan AB-ABD-Çin diyaloğunu memnuniyetle karşılayarak anlaşmazlıkların giderilmesine çalıştı. 

Fransa, dijital bağlantı, güvenlik ve biyolojik çeşitlilik, çok yönlü AB-Hint-Pasifik formatı gibi kilit alanlarda yapılabilir şeyleri göstermek için AB dönem başkanlığını kullanma niyetiyle, AUKUS’un son derece sınırlı kapsamından farklı olarak, AB’nin hukukun üstünlüğü temeli ve iklim değişikliğiyle mücadeleyle desteklenen bölgeyle ilgilendiğini göstermeyi amaçlayacak. 

Çin, Paris toplantısına davet edilmedi ve AB, defalarca Beijing ile karşı karşıya gelmek istemediğini bildirdi. Bununla birlikte AB Asya’ya yönelmeye başladı. AB aynı zamanda Çin’in bölgesel emelleri söz konusu olduğunda ABD ile benzer kaygıları paylaşıyor. AB’nin 2019 Stratejik Görünümü raporunda, Çin’i “bir ortak, ekonomik rakip ve sistemik rakip” olarak tanımlaması, Avrupa’nın değerleri ve çıkarları arasında bir denge kurması gerektiğini gösteren bir değerlendirmedir. 

Geçen yıl toplanan ABD-AB Ticaret ve Teknoloji Konseyi, yatırım incelemesi, siber güvenlik ve piyasaya erişimle ilgili olarak ortak endişeleri ele aldı. Aynı zamanda Macron ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in Çin Komünist Partisi (ÇKP) genel sekreteri olarak yeniden atanmasının muhtemel olduğu yılda Beijing ile bir iletişim kanalını açık tutma niyetindeler. 

Paris ve Berlin başlangıçta bir AB-Çin Kapsamlı Yatırım Anlaşması’nı istemişti, ancak Beijing yönetiminin çok sayıda Avrupalı yetkiliye, düşünce kuruluşları ve akademisyenlerine yönelik aşırı yaptırımları Avrupa Parlamentosu’nun anlaşmayı onaylamasını olanaksız kılmıştı. Ayrıca, Covid-19 salgınının Çin tedarik zincirlerine aşırı bağımlılık riski ortaya çıkarmasından bu yana Çin algısı Avrupa’da büyük ölçüde değişiklik geçirirken, Fransız kamuoyunda Çin’e yönelik olumsuz bakış giderek büyüdü. 

FRANSA, AB’NİN HİNT-PASİFİK STRATEJİSİNDE TEMEL OYUNCU OLMAYA DEVAM EDECEK

Fransız vatandaşlarının yüzde 78’inin Çin’in Fransa ekonomisine katkısını olumlu olarak gördüğü zamanlar geride kaldı. Fransa’yı 2017 yılında ziyaret eden yüksek harcama yapan yaklaşık 2 milyon Çinli turistin Covid-19 salgını seyahat kısıtlamaları yüzünden ortadan kaybolduğu da doğru. Çin yatırımları da dramatik şekilde geriledi. Beijing’in bakış açısına göre, bu gidişat tatmin edici görünmeyebilir, fakat ÇKP’nin sonbaharda yapılacak 20. Ulusal Kongresi öncesinde iç gündem göz önüne alındığında bu yıl gidişatın ele alınması zor olmaya devam edecektir. AB ile ilişkiler, özellikle Çin’in ihracatı açısında önemlidir, ancak ÇKP’nin devam eden uluslu anlatısı pahasına değil. Bu Fransa’ya Hint-Pasifik girişimini daha da ilerletme şansı veriyor. Washington’ın demokrasileri bir araya getirme emelleri karşısında, birçok Asya ülkesi ABD ve Çin arasındaki ince çizgide yürümeyi tercih edecektir.

Bununla birlikte bir uyarı var. Nisan ayında, AB dönem başkanlığının tam ortasında Macron son derece çekişmeli bir cumhurbaşkanlığı seçimi, ardından hayati öneme sahip meclis seçimiyle karşı karşıya kalacak. Macron şu anda yarışın favorisi olmasına rağmen, özellikle aşırı sağdan başka bir Fransız cumhurbaşkanı, AB’nin dış ilişkiler politikasını etkili yürütmeye daha az eğilimli olabilir. Özellikle birçok AB üyesi devletin sınırlı mevcudiyetinin olduğu bir bölgede. Paris’in, Hint-Pasifik bölgesinde uzun vadeli varlığını sürdürmeye devam etmesi için birçok sebep var. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olarak, daimi koltuğunu koruması için bölgede aktif olmaya devam etmesi gerekiyor. Fransa aynı zamanda, özellikle AB’nin yakın zamanda başlattığı Küresel Geçit Kapısı girişimine uyan altyapı ortaklığı söz konusu olduğunda Japonya ve Hindistan gibi Asyalı güçlerle iş birliğini desteklemek istiyor.

Benzer şekilde Fransa, AUKUS’dan rahatsızlığını ifade eden ve sonuç olarak AB ile ilişkilerini daha fazla geliştirmek isteyebilecek Malezya ve Endonezya gibi ülkelerle yakın ilişkilerden memnun olacaktır. Endonezya 10 Şubat’ta, ülkenin ordusunu modernize etme adımları çerçevesinde 42 adet Fransız Rafale savaş uçağı satın almak için anlaşma imzaladığını açıkladı. Bu, Hindistan Hava Kuvvetlerinin 2016 yılında daha önce yaptığı satın almanın ardından geldi. Genel olarak Fransa uzun bir süre AB’nin Hint-Pasifik stratejisinde temel oyuncu olmaya devam edecek.