CGTN / Hannan Hussain

G7 ekonomilerinin dışişleri bakanları 14 Mayıs’ta, Ukrayna konusunda barış ve istikrar beyanıyla başlayan, ancak özellikle Çin olmak üzere bir sürü ülkeye büyük bir müdahale bildirisine dönüşen bir ortak açıklama yaptı. 

Bakanlar, asılsız bilgi manipülasyonu yaparak ve zorlama iddiaları yönelterek, Beijing’i Ukraynalılara karşı sözde saldırganlığa yardım etmekle suçlarken, Beijing’in tam anlamıyla içişlerini belirleyen sert kırmızı çizgilerini bariz bir şekilde ihlal ettiler. Açıklamada, “Çin’e, Ukrayna’ya yönelik saldırgan savaşa yardım etmemesi, Rusya’ya uygulanan yaptırımlara zarar vermemesi ve Rusya’nın Ukrayna’daki eylemini haklı göstermemesi ve bilgi manipülasyonu, yanlış bilgilendirme ve diğer araçlarla meşgul olmaktan vazgeçmesi çağrısında bulunuyoruz.” denildi. 

G7’nin gerçekler konusundaki endişelendirici dönüşü ve Çin’in egemenlik durumuna kasten karşı çıkılması kınanmayı hak ediyor. Nihayetinde, ayrıcalıklı G7, Beijing’e Ukrayna konusundaki sorumlu davranışın ne olması veya birinin sınırları içinde iç istikrarın nasıl sağlanması gerektiği konusunda ders verme yetkisine sahip değildir. Krizlerin ciddiyetini anlatmak açısından bakıldığında G7, Ukrayna’da barış inşası konusunda son derece çarpık ve yanıltıcı bir bakış açısını temsil ediyor. Çin ve tek taraflı yaptırımlar arasında bağlantılar icat etmek için barış yapmayı bir cephe olarak kullanmaktan başka yere bakmayın, grubun kendisinin sonu gelmeyen alkış tuttuğu yaptırımların aynısıdır. G7’nin Ukrayna’ya ilişkin görüşü, aynı zamanda çatışmanın “dramatik sonuçlarının” küresel uyarıyı gerektiren bir görüş açısıdır, ancak grubun barışı zorlaştıran ve çatışmayı tırmandıran kendi katkısı kabul edilmeye layık değildir.

KÜRESEL BARIŞIN DESTEKÇİLERİ UYARILDI

Liderler, grubun müdahalesini Çin’in içindeki -Hong Kong’dan Taiwan’a kadar- bütün sorunlara korkunç sonuçlarıyla karşı karşıya kalmadan genişletebileceği bir hayal dünyasını umuyorlar gibi görünüyor. Ukrayna’da yapay barış inşasını birbirine sıkı sıkıya bağlı G7 ile sınırlandırıyor ve her şeyin mümkün olduğunu varsayıyor. Son zamanlardaki pozisyonlar karşısında G7’nin dikkat çeken teması, küresel kimliği ve egemenlik sınırlarını ideolojik hatlar boyunca ayırmak olmuştur. Özellikle bu, Ukrayna krizinin Doğu ve Batı arasında bir köprü görevi görmesi gerektiği bir zamanda görülmüştür. 

G7’nin Ukrayna’da “barışa” gerçek katkılarından bazılarını hatırlayalım. G7’nin anlatısı NATO’nun tartışmalı askeri yardım talebi hamlesine ev sahipliği yaptı. Bu anlatı aynı zamanda NATO’nun genişlemesinin sessiz bir ortağı ve ayrıca şu anda Rusya-Ukrayna yakınlaşmasının önündeki temel rahatsız edici durumlarından biri olan aynı tehlikeli dayanağıydı. G7, tek taraflı yaptırımlara karşı uluslararası hassasiyetler konusunda çaba göstermedi ve aslında liderler, büyümeyi ve iç istikrarı daha fazla tehlikeye maruz bırakan kendi ekonomik savunmalarının bazılarını etkileyen yaptırımları kutlamaya devam ediyorlar. 

G7 KÜRESEL TOPLUMDAN ÇÖZÜME YARDIMCI OLMASINI BEKLİYOR

Her şeyden önce, G7 ülkeleri, genellikle dünyanın çıkarına olarak pazarladığı Moskova ile kendi başlattığı ekonomik düelloyu zorla kabul ettirmeyi sürdürüyor. Şimdi bu tek taraflı cezalandırmalar, Ukrayna’da barış görüşmeleri pahasına NATO’yu güçlendirmekle sonuçlandığından, olumsuz insani çıkarımlar bir sürprizle karşılanıyor. G7’nin açıklamasında, “(Çatışma) şu anda bütün dünyada en savunmasızları tehdit eden yakın tarihteki en şiddetli gıda ve enerji krizlerinden birine yol açtı.” denildi. 

İronik olarak, uluslararası toplumla ilişkilerinde seçici olan G7 şimdi küresel toplumdan, Ukrayna’da tırmanan insani krize kestirme ve hızlı çözüme yardımcı olmasını bekliyor. G7 destekli yaptırımların hızlanmasını desteklediği korkunç krize. Ve böylece küresel barışın destekçileri uyarıldı: Krizleri daha fazla dış müdahale hedefleri için istismar eden bu uygulama tekdüze tepkiyi hak eden bir uygulamadır. Bu uygulama, evrensel olarak kabul edilmiş birkaç ilkenin kutsallığını riske atıyor. Bu, her ikisi de G7’nin “barışı” savunma taktik kitabındaki sözlü referans noktalarıyla sağlam şekilde sınırlandırılmış kendi kaderini tayin hakkı ve toprak bütünlüğünü kapsamaktadır.