CGTN / Simon Johnson

2008 küresel finans krizinden sonra, başka bir potansiyel çöküşü önlemek için önlemler alındı.  Reform süreci o zaman tartışmalıydı, ama çıkarılan yasalar ve ilişkili düzenlemeler dikkate değer ölçüde iyiydi. 12 yıl sonra, 2020’de koronavirüsü salgınının neden olduğu geniş boyutlu zarar karşısında, büyük özel finansal şirketler daha sağlam olduklarını gösterdiler. Politika belirleyiciler, oranlarla ilişkili olarak, küresel ekonomiyi istikrara kavuşturacak adımları atmak için yeterli siyasi desteğe sahipti. Ve 2021’de muhtemelen toparlanma yolunda olacaklar. Peki, bundan sonra ne olacak?

Bazı ülkelerin büyük oranda aşılama programları ile Covid-19’u kontrol altına almaya başlaması, başka bir kriz sonrası reform döneminin geleceği ümidini verebilir. Ama ne yazık ki, ilerlemenin 2008 finansal krizinden sonrakinden daha yavaş ve daha zor olacağını düşünmek için dört neden var.

İlki, henüz tehlikeyi atlatmadık, 2009’un ortalarında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve dünya ekonomisi küresel krizi atlatma aşamasına geldi ve G7 (ve G20’nin çoğunluğu) sıkı finansal sektör düzenlemeleri konusunda anlaşabildi. Bunun aksine, Avrupa’dakiler dâhil, birçok ülke halen koronavirüsle uğraşıyor. Kriz halen devam ederken ve komşular kimin ne kadar aşıya ulaşabileceği konusunda tartışırken derin bir reform gündemi üzerinde odaklanmak zor.

TEHLİKE HENÜZ GEÇMEDİ

İkincisi, şimdi bütün ülkeler aynı deneyimi paylaşmıyor. 2008-2009’da neredeyse istisnasız dünyadaki bütün ülkeler Wall Street’te başlayan finansal paniğin bir kısmına yakalandı ya da derin endişe duydu. Küresel finans krizi gerçekten neredeyse yeryüzünün her köşesine ulaştı. Ama Covid-19 salgınına gelince, -çoğunluğu Doğu Asya’da olmak üzere- birçok ülke daha iyi hazırlanmıştı ve iyi tepki verdi, böylece bazı ağır etkilerden kaçınabildi. Örneğin, Çin salgın sonrası politika gerekliliklerini muhtemelen ABD ve Avrupa’nın çoğu ile aynı şekilde görmeyecek.

Ve yine de, salgınları önlemek ya da hafifletmek gerçekten küresel bir eylemi gerektiriyor. 2008 finansal krizi asıl olarak, diğer ülkeleri de peşi sıra sürükleyen bir trans-Atlantik meselesiydi. Temeldeki sorunları çözmek -ya da en azından yeniden olma ihtimallerini azaltmak- Avrupa’nı yeterli iş birliği ile ABD’de gerçek bir reform gerektirdi (özellikle öz sermaye gereklilikleri ve sınır ötesi türev ticaretini nasıl ele almak gerektiği ile ilgili kurallar konusunda). Geçen yıl kesinlikle her yerde yeni mikropların üreyebileceğini ve tahmin edilemeyen şekillerde her yere yayılabileceğini ve yeryüzündeki herkesi kapsayan bir izleme sistemine ihtiyacımız olduğunu öğrendik. Ama bütün hükümetler bunu birinci öncelikleri yapana kadar, bu sistemi kurmak zor.

Üçüncüsü, kamu sağlığı gerçek paraya mal olur. Bu özellikle, vatandaşlarına temel sağlık hizmetlerini vermek için ne yazık ki, az yatırım yapan ABD için doğru. Bazı ümit ışıkları var, Amerika’nın tanı testlerini artırma konusundaki gücünün çoğaltması ve bazı Covid-19’la bağlantılı teknolojilerin aynı zamanda diğer hastalıklarla mücadelemize yardım edecek olması da dâhil. Fakat düşük gelirli ülkeler de dâhil bu teknolojinin dünya çapında uygulamaya konulması için kim para ödeyecek?

HER ÜLKENİN DENEYİMİ FARKLI

Son olarak, ortada çok fazla yüksek frekanslı veri var, hâlbuki hastalığın küresel yükü sadece çok kaba şekilde algılanıyor. Elbette, bütün ilgili finansal sektör verisine politika belirleyicilerin erişmesi ve anlaması kolay değil. Hala finans sektöründeki durum sağlık sistemindeki durumdan çok daha iyi, bir ülkenin otoriteleri (diyelim ki, ABD Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi) başka yerlerde olup bitenlere, yeterli ayrıntı ve kullanışlı olacak zaman çizelgeleri ile birlikte, çok sınırlı bir erişime sahipken.

ABD için iyi haber, Başkan Joe Biden yönetiminin ülkenin kamu sağlığı sorununu ele alıyor olması ve ekonomiyi canlandırmak için yardımcı ilk mali desteği sağlaması ve (ümit edilir ki) daha güçlü kamu sağlığını desteklemek için gereken her şey dâhil çok ihtiyaç duyulan altyapı yenileme yatırımları için temeli atması. Yönetim ayrıca sağlık politikasının dış politikanın önemli bir boyutu olduğunu anlamış görünüyor. Örneğin, ülkelerin güvenilir bir aşıya ulaşmasına yardımcı olmak hem onların şimdi toparlanmalarına hem de bulaşıcı hastalıklara karşı asla bitmeyen mücadelede gerekli olan gelecekteki iş birliğine güven oluşturmalarına yardımcı olur.

Daha da ileri gidip, salgından aldığımız dersleri iklim değişikliği ve dünyanın karşı karşıya olduğu aşırı iklim şartlarına uygulayabilir miyiz? Riski azaltmak için yardımcı teknoloji üretip, bu teknolojiyi bütün dünyada uygulamak için yeterli iş birliği yapabilir ve bunu ödeyebilir miyiz? Salgın ve 2008 finans krizinde, sonunda harekete geçmeden önce felaketin başımıza gelmesini bekledik. İş iklim değişikliğine geldiğinde, bu lükse sahip değiliz.