Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Şenol Sert, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu Dünya Postası programına konuk oldu. Sert, Türkiye’nin göç yönetimini değerlendirdi.

Türkiye’de göçmenlik konusunun dönem dönem kriz haline geldiğini ifade eden Deniz Şenol Sert, son günlerde ise konunun seçim malzemesi haline geldiğini belirtti.

“SURİYELİLER İÇİN ‘MİSAFİR’ JARGONU BAŞARILI BİR POLİTİKAYDI”

2011 yılından beri Türkiye’nin Suriye’den göç aldığını hatırlatan Sert’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“2019 yerel seçimlerinden önce göç hâlâ bu ülkede seçim konusu değildi. 2019 seçimlerinden sonra ilk defa geri gönderme meselesi konuşulmaya başlandı. Türkiye’nin göç politikası konusunda çeşitli yorumlar var. Kimileri Türkiye’nin uzun dönemli bir göç politikası olduğunu söylüyor. Doğrusunu isterseniz ben buna katılmıyorum. Arka planda Türkiye’nin Göç İdaresi strateji belgeleri hazırlıyor olsa da Türkiye’nin kısa vadeli politikalar izlemek zorunda kaldığını düşünüyorum. Uzun dönemde Avrupa Birliği’nin (AB) etkisiyle oluşturulmuş yabancılar kanunumuz var. Ama Türkiye’nin kalkınma odaklı ve uzun vadeli planlanmış göç politikası olduğunu düşünmüyorum, izlenseydi bu noktada olmazdık.

GERİ DÖNÜŞLERDE ULUSLARARASI HUKUK TARTIŞMALARI

Suriyeliler Türkiye’ye geldikleri zaman ilk başlarda misafirlerdi. Bu misafir jargonu da kamuoyunun tepkisini kontrol altına almak için başarılı bir politikaydı, diyebiliriz. Fakat daha sonra fark ettiler ki, misafirin uluslararası hukukta hiçbir karşılığı yok. Dolayısıyla onlara bir geçici koruma statüsü vermeye başladılar. Bu ilk kez Türkiye’de uygulanan bir statü değil, zamanı geldiğinde insanları geri gönderebilmek için, özellikle Yugoslavya Savaşı’nda Avrupa’nın da başvurduğu bir yöntem, denebilir. Suriyelilerin geçici koruma altına alınması ve geri gönderilmesi mümkün. Peki, pratikte olabilecek bir şey mi? Hayır. Bu kadar büyük bir geri gönderme operasyonu hiçbir zaman gerçekleştirilemedi. Yugoslavya zamanında Dayton planı çerçevesinde çok fazla fon hazırlandı. İnsanlara mülkiyet hakları geri verildi o nokta da bile birçok insan evine geri dönmedi. Vakit geçtikçe burada kalan insanların da burada kurdukları hayatları oluyor. 2011 yılında Türkiye’de doğmuş olan bir çocuğun Suriye ile olan bağı çok zayıf. Burada hayatlarını kurmuş olan insanların birdenbire geri dönün, dediğimizde gideceklerini düşünmek gerçekçi değil.

ENTEGRASYON İKİ TARAFLI DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN BİR SÜREÇ

Sadece bu insanların bize entegre olması değil, toplumun da bu insanlarla birlikte yaşama fikrine alıştırılmaya başlaması gerekiyor. Entegrasyon her zaman iki taraflı düşünülmesi gereken bir süreç. Entegre olabilirler mi? Entegre olan ciddi bir kesim de var. Ben hiç kimse geri dönmez de demiyorum ama çok yüksek sayılardan bahsediyoruz. Son verilere göre, geçici koruma statüsünde kayıtlı 3,7 milyon insan görülüyor. 1 milyonu dönsün, diyelim yine çok yüksek sayıda insan burada hayatlarına devam edecekler. Eğitim konusunda Türkiye’nin oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim. Eğitim sistemine en baştan giren Suriyeli bir çocuğun entegrasyon konusunda çok daha az sorun yaşadığını görüyoruz. Sahaya gittiğimizde o çocuklar tercümanlık yapacak düzeyde Türkçe konuşuyor oluyorlar.

Afganistan ve Pakistan’dan gelenler başka bir kategori. Onlar daha çok düzensiz giriş yapan, uluslararası korumaya tabii olduklarından emin olmadığımız kişilerden bahsediyoruz. Pakistanlıların durumu da bunun içine giriyor. Türkiye onları almak zorunda değil. Dünyadaki pasaport endekslerine bakarsanız, bir Pakistanlı’nın dünyada hareket etme imkânı o kadar kısıtlı ki, bir Japon gibi bir Alman gibi hareket etme lüksü yok. Bunu ekonomik nedenlere de bağlamıyorum. Dünyadaki en kötü pasaportlar Pakistan, Afganistan, Somali, Suriye zaten hareketliliği çok kısıtlanmış ülkelerin vatandaşlarından bahsediyoruz. Uluslararası korumaya ihtiyacı olan herkesin bu korumaya başvurabileceği bir sistem oluşturulmalı. Türkiye’de bulunan birçok Afgan’ın uluslararası korumaya erişimi çok kısıtlı. Bunların değiştirilmesi gerekiyor.

GÖÇÜ ENGELLEMEK MÜMKÜN MÜ?

Herhangi bir çatışmadan kaçan herkese kapılarımızı açmamız uluslararası hukuka göre zaten doğru olanı. Bunun altını çizmek gerekiyor. Orada yapılan bir hata yok. Burada önemli olan uzun vadede ne yapılması gerektiğine dair resim çizilebilmesi. Göç dalgasını engellemek, diye bir şey yok. Bunun dünyada başarılı bir örneği bulunmuyor. İnsanlar gittikçe daha hareketli hale geliyor. Yapılan araştırmalara göre, sınır güvenliğini ne kadar artırırsanız kalıcı göçü o kadar tetikliyorsunuz. Çünkü insanlar bir kere içeri girdikten sonra bir daha giremem korkusuyla kalıcı hale geliyorlar.”