Haber: Mehmet Kıvanç

1948 yılından bu yana İsrail’in izlediği nüfus siyaseti büyük bir iflasın eşiğinde. Büyük savaşlara ve yıkıma rağmen Filistinlilerin nüfusu toplamda dokuz kat arttı. İsrail’in bütün çabalarına rağmen denge Arapların lehine bozuluyor. Çatışma dinamiklerinin temelinde yer alan İsrail’in “yerleşim” siyasetini girdiği çıkmazı, istatistik verileri ışığında inceledik. Haritalarda Filistin, günden güne eriyen bir devlet olarak gösterilse de demografi verileri bunun tam tersi istikamette yer alan bir gerçeğe işaret ediyor.

Gerilimin fitilini Şeyh Cerrah’taki Filistinli ailelerin zorla evlerinden çıkartılmasıyla ateşlendi. İsrail Yüksek Mahkemesi, Arap aileleri mülksüzleştirecek olan kararını 10 Mayıs’ta verecekti. Tansiyonun yükselmesi üzerine bu karar bir ay erteledi. 10 Mayıs akşamı 18.00’da Hamas, Gazze’den roket atışlarına başladı. Hamas bu yolla Kadir Gecesi Mescid-i Aksa’ya yapılan baskın ve Şeyh Cerrah’ta yaşananlara yanıt verdiğini ilan ediyordu. Kudüs merkezli gerilim, Gazze’nin de denkleme dâhil olmasıyla daha karmaşık bir hal aldı. Bu süreçte birçok yönüyle tartışılan Filistin meselesinde bir noktanın üzerinde yeterince durulmadı. Haritalarda adım adım yok olan Filistin resmedilirken işin aslında öyle olmadığını gösteren demografi gerçekleri büyük oranda göz ardı edildi.

YIKIMA RAĞMEN DEMOGRAFİ FİLİSTİN’İN LEHİNE

İsrail’in kontrol ve işgal ettiği bölgelerin toplamına bakınca 1948 yılında bu yana demografik fay hatlarında ciddi bir sıkışma yaşandığı ve demografi probleminin katlanarak bugünkü çatışmalarda temel bir rol oynadığı görülüyor. Bunu daha iyi anlayabilmek için İsrail resmi makamları ve Filistinli otoritelerin açıkladığı nüfus istatistiklerine bakmak yeterli. Filistin toprakları adım adım İsrail’in “yerleşim” politikaları altında eritilmeye çalışırken, bölgedeki Arap nüfus katlanarak artıyor.

İsrail Merkezi İstatistik Bürosu’nun verilerine göre, 1947 yılında İsrail’in kurulduğu bölgedeki Yahudi nüfusu sadece yüzde 32’ydi. Bu oran o dönem için 630 bin kişiye karşılık geliyordu. Verilere göre, aynı dönemde Yahudi olmayan nüfus 1 milyon 324 bin kişiydi. Bu fark bir yıl sonra İsrail’in 14 Mayıs 1948’de kurulmasıyla Arapların aleyhine değişti.

Nekbe, yani “felaket” anlamına gelen süreçle Arap nüfus topraklarından sürüldü. 1948’de Yahudi nüfus oranı yüzde 82,1’e çıkarken Araplar ve diğer kesimler yüzde 11,9 ile azınlık durumuna düşürüldü ancak 73 yıldır devam eden nüfus şekillendirme programlarına rağmen Tel Aviv istediği sonuçları elde edemedi.  

CRI Türk’e konuşan Filistinli gazeteci Muin Naim, İsrail’in aksi yöndeki çabalarına rağmen demografi gerçeğini er geç kabul etmek zorunda kalacağını düşünüyor:

“Benim kanaatim İsrail demografik olarak yenilmeye mahkum. Başka çaresi yok. Çünkü Filistinlilerin doğurganlık oranları daha yüksek. Eskisi gibi ısmarlama vatandaş da alamıyorlar dünyadan. Bu nedenle demografik dengeyi korumayacaklar.”

Yahudi Sanal Kütüphanesi’nde yer alan bilgiye göre, dünyadaki 14,7 milyon Yahudi’nin yüzde 47’si İsrail’de yaşıyor. Kütüphanenin, İsrail Merkezi İstatistik Bürosu ve önde gelen İsrail medya organlarından derlediği 2020 raporu, toplumsal dokunun ayrıntılarına ilişkin birçok veriyi barındırıyor. Buna göre, İsrail nüfusu yaşlanıyor. 2000 yılında ortalama yaş 27,6 iken bu ortalama 2011 yılında 29,5’e yükseldi.

2020 yılında İsrail’e 20 bin kişi göç etti. Pandemiden önceki yıl bu rakam 34 bin kişiydi. Göç edenlerin yüzde 38,1’i Rusya’dan, yüzde 15,1’i Ukrayna’dan, yüzde 11 Fransa ve yüzde 10,7’si Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) geldi. İsrail’in kurulmasından bu yana ise 3,3 milyon kişi dışarıdan gelerek vatandaşlık aldı. Bunların yüzde 44’ü 1990’dan sonra ülkeye giriş yaptı.  

İsrail Merkezi İstatistik Dairesi’nin açıkladığı verilere göre, eski Sovyet coğrafyasından göç edenler toplam göçmen kitlesi içinde yüzde 73,8’lik ağırlığa sahip olması dikkat çekiyor. 2018 yılından bu yana Fransa’dan gelen Yahudi nüfusta ise ciddi bir gerileme mevcut. Entegrasyon sorunları ve İbranice öğrenmenin zorlukları bu düşüşte etkili oldu.

HARİTANIN YARATTIĞI BÜYÜK YANILSAMA

Geride kalan 72 yıllık dönemde savaşlarla ve Filistinlilere yönelik baskılar nedeniyle nüfus yapısında dönem dönem dalgalanmalar meydana geldi. 2021’de ise resmi rakamlara göre; İsrail vatandaşlarının sayısı 9 milyon 327 bin kişiye ulaştı. Arapların da içinde olduğu “Yahudi olmayanlar” kategorisindeki İsrail vatandaşlarının sayısı ise 2 milyon 443 bin kişi olarak tespit edildi.

TABLO 1: Yahudi nüfus / Yahudi olmayan / Toplam

2000 yılında İsrail’de yaşayan Yahudi nüfus 4 milyon 995 bin 400. Aynı yıl ülkedeki Yahudi olmayan nüfusun ise 1 milyon 413 bin 900 olarak açıklandı. 2021’e gelindiğinde Yahudi nüfus toplamda 6 milyon 894 bin kişiye ulaştı. Yahudi olmayan nüfus ise 10 yıllık dönemde yüzde atmışın üzerinde bir artışla 2 milyon 433 bin kişi olarak kayıtlara geçti.

TABLO 2: İsrail vatandaşı olan Arap nüfus verileri

İsrail vatandaşı Arapların sayısı ise 2020 yılı verilerine göre 1 milyon 956 bin kişi olarak açıklandı. İsrail’in resmi verilerine göre, oran olarak bugün İsrail vatandaşlarının yüzde 21’i Arap.

Madalyonun öbür yüzünde ise İsrail’in açıkladığı verilerde yer almayan, İsrail vatandaşı olmayan Arap nüfusu, yani Filistinliler yer alıyor.

Filistin İstatistik Bürosu 2020 itibarıyla Gazze’deki nüfusun 2,1 milyona, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki Filistinli sayısının ise 3,1 milyona ulaştığını açıkladı. Ülkesinde yaşayan Filistinli sayısı böylece 5,2 milyon olarak tespit edildi. Dünyadaki toplam Filistinli nüfusu ise 13,7 milyon olarak açıklandı.

“Filistinlilerin elindeki silahlar sadece direniş silahları değil, demografik silahın da Filistin davasında çok önemli olduğuna inanıyorum.” diyen Filistinli gazeteci Naim, Filistin’in toprak kayıplarını gösteren haritalarının gerçeği tam olarak yansıtmadığını belirterek şunları kaydetti: 

 “Arkasında sahibi olan bir hak kaybolmaz. 20 sene sonra nüfus oranının Araplar lehine yüzde 60’a yüzde 40 olacağını tahmin edebiliyoruz. Diğer taraftan bazı Arap siyasetçiler tek devlet çözümü üzerinde anlaşmayı öneriyor. Demografik dengeyi korumayacaklar.

Devletler nüfustan oluşur. Küçük bir kitle büyük bir kitleye hükmedebilir ama bu sürdürülebilir bir yönetim değildir. 100 yıl da devam etse bu yönetim yıkılmaya mahkumdur. İsrail işgal yönetiminin yapabileceği tek şey bu işi uzatmaktır ve bu işin bedelini ağırlaştırmaktır.”

“İKİNCİ NEKBE ARTIK MÜMKÜN DEĞİL”

Rakamlar alt alta toplandığında,  İsrail vatandaşı olan iki milyonluk kitle de eklendiğinde 7 milyonu aşkın bir Arap nüfusun İsrail denetiminde yaşadığı ortaya çıkıyor. Toplam olarak İsrail Ordusu’nun ablukasındaki Gazze’den, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’e kadar 7 milyon Arap yaşıyor. Böylece bu coğrafyada yaşayan Yahudi ve Arap nüfus aşağı yukarı eşitlendi.

Filistinli gazeteci Naim ayrıca, 1948 yılında olduğu gibi ikinci bir Nekbe’nin artık mümkün olmadığını vurgulayarak şöyle konuştu:

“Şu anda nüfus dengesi yaklaşık olarak yüzde elli, yüzde elliye yaklaştı. Nüfus projeleri başarısız oldu. Bu nedenle ikinci bir Nekbe yaşatmak istiyorlar ama bu artık kolay kolay gerçekleşebilecek bir durum değil. Siyonist işgalciler Filistin halkının yarısını 1948’de bir buçuk ay içerisinde sürgüne gönderdi. 750 bin Filistinli o tarihte sürgün edildi. Bu şekilde ancak üstünlük sağlayabildiler. Aynı dönemde yüz binlerce Yahudi’yi dünyadan toplayıp getirdiler. Ariel Şaron da Filistinlileri Ürdün’e sürmek istemişti. Önlerinde iki seçenek var; ya kabul edecekler, demografik değişikliğe yenilecekler ya da sürgüne gönderecekler Filistinlileri ancak bu artık mümkün değil.”

İSRAİL’DE DOKU UYUŞMAZLIKLARI

Yahudi toplumu içerisindeki doku uyuşmazlıklarına da dikkat çeken Filistinli gazeteci, Rusya kökenli İsrail vatandaşlarının entegrasyon sorunları yaşadığını bildirerek, şunları aktardı:

“Rusya kökenli Yahudiler İsrail nüfusunun yüzde 13’ünü oluşturuyor. Kendi gazeteleri kendi televizyonlarını kurdular kendi gettolarını oluşturdular. Birbirine bağlı bir toplumdan bahsetmiyoruz. Afrika’dan gelen Yahudiler Tel Aviv’i işgal etmişti. İkinci sınıf vatandaş olarak görüldükleri için. Son dönemde de İsrail nüfusu içindeki Araplar da eskisi kadar uyumlu değiller. Ayrımcılık ve ikinci, üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görmeleri nedeniyle artık onlar da yavaş yavaş İsrail’e karşı bir soğuma yaşamaya başladılar. İsrail nüfusu içerisinde ciddi bir kaynama ve dağılma, çözülme süreci yaşanıyor. Askeri olarak değil ama toplumsal olarak böyle.”

Farklı bir durumun ortaya çıktığını düşünen Filistinli gazeteci, İsrail vatandaşı Arap gençler arasında da yeni bir bilinç durumu oluşmaya başladığını dile getirerek, sözlerini şöyle noktaladı:

“Son olaylarda İsrail’in en büyük hatası, 1948 bölgesindeki Filistinlileri harekete geçirmesiydi. Daha doğrusu o kadar baskı yaptılar ki, kendi vatandaşı olan Arapları tahrik ettiler. 73 senedir asimilasyon ve baskı politikalarıyla Filistin davası unutturulmaya çalışıldı. Filistin’i unutmasalar bile bir kısım Arap ‘ne yapalım olan oldu.’ dedi. Ancak bu ayaklanmayla birlikte 18 yaşında olan babası bile 1948 felaketini yaşamamış olan çocuklar yeniden Filistin’e yüzünü döndü. Yeniden direniş hikâyesi yazılmaya başlandı. Bu da İsrail için stratejik bir tehdit. Bir iki sene içinde 1948 bölgesi içinde de silahlı direniş hareketleri oluşacağına inanıyorum.”