Global Times

İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, geçen hafta çarşamba günü Londra’da Financial Times gazetesinin “şahince bir sanatsal yapıt” diye tanımladığı bir konuşma yaptı. Truss, “NATO’nun küresel bir bakışa sahip olmasının zorunluğu olduğunu” ve “Hint-Pasifik’te tehditleri önceden önlemesi gerektiğini” söyledi. Ardından açık açık “Taiwan gibi demokrasilerin kendi kendisini savunmasını sağlamak zorunda olduklarını” belirtti. Truss’ın sözlerinin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Batılı siyasetçilerin bir süredir “NATO’nun küreselleştirilmesi” konusunda yaptıkları en açık ve iddialı açıklamalar olduğunu söylemek yerinde olur.

Truss’ın açıklamalarının NATO üyelerinin blokun yeni “stratejik kavramını” tartıştıkları bir zamana denk geldiği belirtiliyor. NATO ülkeleri arasında Çin’in Hint-Pasifik bölgesinde oluşturduğu “güvenlik tehdidi” üzerine ne kadar odaklanmak gerektiği konusunda şiddetli bir tartışma var. Aynı gün ABD Hint-Pasifik komutanı NATO’nun Hint-Pasifik bölgesi için, demokrasiye değer veren ülkeler bakımından “oldukça iyi bir model” olduğunu söyledi. İnsanlar ABD ve İngiltere’nin böyle birbirlerini taklit etmesine çok alıştılar.

 İNGİLTERE DIŞ POLİTİKASI İKİLEMDE

Rusya-Ukrayna çatışmasının başlamasından bu yana ABD ve Batı’daki bazı siyasetçiler sürekli gerçekleri çarpıtıyor, Çin’i kontrol altına almak için “Taiwan kartını” oynama çabası içinde Rusya-Ukrayna çatışmasını kasten Taiwan sorununa bağlıyorlar. Truss, daha çatışma çıkmamışken “Çin tehdidi” yaygarası yapmak için Rusya-Ukrayna çatışmasından yararlandı. Truss, Çin’in Rusya-Ukrayna çatışmasını Hint-Pasifik bölgesinde bir saldırı yapmak için bir fırsat olarak kullanabileceği “uyarısında” bulundu. Hatta eski Avustralya Başbakanı Paul Keating Truss’u sert bir biçimde “büyüklük hayali” içinde olmakla suçladı.

Gerçekten de İngiltere dış politikasında Ukrayna krizi nedeniyle bir cinnet hali yaşanıyor. Çoktan Avrupa Birliği’ni (AB) terk etmiş ve ABD ile “özel bir ilişkiye” sahip olan İngiltere, ABD ile AB’den daha esnek bir konuma sahip olduğunu düşünüyor ve sık sık sözcükleri çok “bilinçli olarak” tekrar ediyor ayrıca Washington ile uyumlu olmayan ve zaman zaman hatta çok saldırgan olan şeyler söylüyor ve yapıyor. Londra’daki bazı siyasetçiler şimdi bunu giderek bir emsalsizlik ve üstünlük kaynağı olarak görüyor. Bunu ne kadar çok yaparlarsa, İngiltere’nin “üzerinde güneş batmayan İmparatorluk” statüsünün geçmeyen sıcaklığını daha çok hissediyor gibiler.

Gerçi İngiltere Brexit’ten sonra, İngiltere’nin bütün dünyada önder bir ülke olacağını umarak, “Büyük Britanya’yı” kendi stratejik hedefi olarak görüyor. Ama yıllar geçtikte sözde Küresel Britanya, ABD’ye daha çok bağlı gibi görünüyor. Truss, “modern zamanların Thatcher’ı” olacağını iddia etti fakat sadece ABD Dışişleri Bakanlığının Londra Büro şefi gibi görünüyor. Truss İngiltere Dışişleri Bakanı olarak göreve geldiğinden bu yana, Taiwan Hong Kong ve Xinjiang konuları dâhil Çin’le ilgili neredeyse her büyük sokunda Çin’i suçladı. Washington’ın kılavuzluğunu kabul etti. İngiltere’nin bir zamanlar bahsettiği diplomasinin pragmatikliği artan oranda fırsatçılık ve radikalizme dönüştü. Washington’ın küresel sistemi yeniden düzenlemesinde İngiltere giderek daha fazla “bulunmaz Hint kumaşı” olmaya istekli görünüyor.

 İNGİLTERE’NİN HİNDİSTAN’A KARŞI SÖMÜRGECİ ANLAYIŞI SÜRÜYOR

İngiltere geçen temmuzda Queen Elizabeth sınıfı uçak gemisini Güney Çin Denizi’ne gönderdi ama bir filo oluşturmak için İtalya’dan savaş uçakları ve gemiler almak zorunda kaldı. Martın sonlarında Truss Hindistan ziyareti sırasında Hindistan’ı Rus petrolü almamaya ikna etmeye çalıştı, ama Hindistan Dışişleri Bakanı S. Jaishankar indirimli Rus petrolü almalarını savundu. Jaishankar, İngiltere’nin mantıksız talebini reddederek, “Rus petrol ve gazının büyük alıcılarına bakarsanız, onların çoğunun Avrupa’da olduğunu göreceksiniz.” dedi.

Hatta güçleri azalmaya devam ederken bile bazı İngiliz ve Amerikalı siyasetçiler “zihin kontrolü” hakkında fanteziler kurmaya başladılar -yani, Anglo-Sakson uygarlığının küresel “üstünlüğünü” yeniden kurmak. Truss’ın kendisi de bunu saklamadı ve geçen yıl yaptığı bir konuşmada İngiltere’yi sömürgecilik tarihi konusunda suçluluk duymaya son vermeye ve aksine kendi kimliği ve statüsünden gurur duymaya çağırdı. İşte bu nedenle İngiliz siyasetçiler son zamanlarda İngiltere ile Hindistan arasındaki özel ilişkiyi vurgulayarak ve Hindistan’ı her türlü güzel sözcüklerle takdir ederek Hindistan’ı kazanmaya yönelseler de, Hindistan’da buna yönelik iç tepki vasattı. Hintliler, İngiltere’nin Hindistan’a karşı halen sömürgeci bir anlayış benimsediğini söylüyor.

Aslında Hindistan bunun farkına varan tek ülke de değil. Giderek daha çok ülke İngiltere ve ABD’nin Anglo-Saksonlara öncelik tanıyan sözde ortak değerler ve kültür adına yürüttüğü bir dizi küçük çevre faaliyetinin yapısını anladı. Truss ve onun gibiler NATO’yu Asya’ya taşımaya ve Pasifik bölgesini istikrarsızlaştırmaya çalıştı ama başarısız olmaya mahkûmlar. Çin’e bir “sistemik rekabetçi” gibi davranmak da “Küresel Britanya” stratejisi içinde kesinlikle büyük bir yanlış değerlendirme.