CGTN / Bobby Naderi

Batılı ülkelerin, mültecilerin ve etnik olarak azınlıklara mensup insanların Avrupa polis güçlerinin kontrolü altında, karşı karşıya kaldıkları ayrımcılığın boyutuyla ilgili Avrupa Birliği’ne (AB) bağlı insan hakları ajansının yeni raporu temelinde kendi politikalarını iyice gözden geçirmeleri gerekiyor.

AB Temel Haklar Ajansı’nın (FRA) korkunç bulguları, kıta genelinde azınlıklara mensup kişilerin durdurulması ve daha düzenli olarak aranmasının genel bir eğilim olduğunu ve özellikle bazı Avrupa ülkelerindeki çıplak gerçeği gösteriyor. Bu durum, Uluslararası Af Örgütü tarafından da vurgulanmıştır.

Bu çok önemli rapor, Avrupa’da göçmenlerin ve göçmenlerin soyundan gelenlerin yarısının, genel nüfusun yüzde 25’i ile kıyaslandığında, son bir örnekleme yılında polis tarafından durdurulduğuna işaret ediyor. Ayrıca Uluslararası Af Örgütü geçen yıl, AB polis gücünde ve Avrupa ceza yargılaması sisteminin diğer bileşenlerinde kurumsal ırkçılık olduğu için AB’nin bütün diğer ülkelere önderlik ettiğini yazdı.   

Bütün bunlar ve daha fazlası sadece AB’ye ve onun insan hakları siciline güvene zarar veriyor. Polisin birini durdurmak için tek dayanağının ırk veya etnik köken olduğu ayrımcı fişleme, uluslararası insan hakları hukuku kapsamında yasa dışıdır. AB ülkelerinin, Avrupa kıtasının her tarafında çok yaygın olan ırkçı, ayrımcı ve ırkçı fişlemeyle mücadele etmesi gerekiyor.  Her şeyden önce, bütün toplumlar arasında güveni yeniden inşa etmeleri ve polisin durdurmasının her zaman adil, haklı ve orantılı olmasını sağlamasına ihtiyaç bulunmaktadır. Keşke tek sorun bu olsaydı. 

YÖNETİCİ SEÇKİNLERİN AVRUPA’NIN ÜSTÜNLÜĞÜ VE AYRICALIĞINI SÜRDÜRME NİYETLERİ AÇIK

Eğer merak ediyorsanız, mülteciler ve göçmenler, farklı türden kötü muameleden şikâyet ediyorlar. Yönetici seçkinlerin, Avrupa’nın üstünlüğü ve ayrıcalığını sürdürme niyetleri açık. Küresel toplum sadece hiçbir şey yapmadan durmamalı ve AB yetkililerinin uluslararası adaleti küçük düşürmelerini izlememeli. Onların, Müslümanlara yönelik ayrımcılık ve insan haklarıyla ilgili “kaygıları” bir dalaveredir. Onlar, içerideki milyonlarca dezavantajlı mülteci ve göçmen için sosyal adalet ve eşitlik aramazlar. Onlar, kıta genelinde algılanan korkular nedeniyle neredeyse her gün ayrımcılığa uğrayanlara karşı adalet peşine düşmezler. 

Her durumda adalet Brüksel’de başmalıdır. AB Temel Haklar Ajansı’nın son bulgularındaki rahatsız edici açıklamalar ve ürpertici örnekler tedirgin edici okumalardır. AB içinde devlet yetkililerinin sistematik suiistimaller ve ağır insan hakları hukuku ihlallerine izin veren dikkatlice organize edilmiş açık bir politika var.

Şaşırtıcı olan, Çin’i resmi bir şekilde eleştiren AB hükümetlerinin bazılarının ayrımcılığın ve insan haklarının en büyük ihlalcilerinin en büyük destekçileri olmasıdır. Bu hükümetler göçmenlere ve mültecilere yönelik saldırılara, tutuklamalara ve ayrımcılığa devam ediyorlar. Onlar, Orta Doğu’daki yasa dışı savaşlardan ya da gizli insansız hava araçları savaşları hakkında konuşmayacaklar bile. 

Daha genel anlamda, bu hiçbir şekilde Batı Avrupa’da insan hakları sicilini baltalamaya dair bir girişim değildir. Bütün terörist saldırılar kelimenin tam anlamıyla çirkin ve kınanmalıdır. Bununla birlikte, AB Temel Haklar Ajansı’nın yeni raporu, Çin’e sert eleştiri yapmanın şeytanca başında bulunan “dünya liderlerinin” birçoğunun asla orada olmasına izin verilmemesi gerektiğinin hatırlatıcısı olarak hizmet etmelidir. 

BATI’NIN “İNSANİ MÜDAHALELERİ”

Görünüşe göre, hiçbir şeyin öğrenilemeyeceği Brüksel’deki siyasi sınıfın, içeride sistematik ayrımcılığı ve ırkçılığı haklı çıkarmak için inşa ettikleri kuruluşun yanı sıra yabancı istilaları, işgalleri, “insani” bombalamalar, çatışmalar, baskınlar, bombardıman uçuşları, gizli operasyonlar ve kim bilir dünyadaki korkunç şeyleri kanıtlayan başka şeyler ve şaşırtıcı olmayan bir şekilde benzeri görülmemiş misillemeler hakkında daha fazla düşünmeye başlamasının zamanıdır. Bu cehennemden para getiren askeri müdahaleci bir hikâyedir. 

Bununla kalmayıp, birçok göçmen ve mülteci için Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yaşamak artık bir huzurlu rüya veya sorunsuz bir ütopya değil. Demokrasi ile insan hakları eylemcileri ve ırkçılık karşıtı protestocular, “insan hakları yanlısı” hükümetlerinin sunduklarından daha iyi bir şey talep etmeye cüret ettikleri için tutuklanıyor, hapse atılıyor ve baskıya uğruyorlar. 

Batı’nın “insani müdahaleleri”, onları sıkıntılı durumdan çıkmak için beceri eksikliği, bölgesel kentlerin ve kasabaların caddelerinde devam eden katliamlar, teröre karşı mücadelenin kavurucu gösterileri, ağır sivil kayıplar ve mülteciler. Ve unutmayalım ki, mülteciler ile azınlıklara mensup insanlara karşı sistematik ayrımcılık, Amerika ve Avrupa’nın “iyi” hükümetlerinin henüz akıllarından çıkarma niyetinde olmadıkları bugün dünya krizlerinin korkunç gerçeklerinden bazılarıdır.