Avusturya’nın başkenti Viyana’da, İran nükleer anlaşması ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bu anlaşmaya geri dönmesi hakkında toplantılar yapılıyor. Washington, İran ile doğrudan görüşmeye hazır olduklarını açıklarken, uzmanlar toplantıdan somut bir sonuç çıkmasının beklenmediğini belirtiyor.

Orta Doğu, Avrasya ve Asya-Pasifik Platformu (ODAP) Direktörü Ali Semin, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Semin, Viyana’da gerçekleştirilecek nükleer anlaşma görüşmelerini değerlendirdi.

Biden yönetimindeki ABD’nin temel stratejisinin nükleer anlaşmaya geri dönmek olduğunu ifade eden Ali Semin, Biden’ın Rusya ve Çin’e yaklaşmasını istemediği İran hakkında ılımlı bir siyaset izleyebileceğini belirtti.

Kasım Süleymani’nin öldürülmesi, Yemen’deki Husilere karşı ABD’nin tutumu ve İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin suikast sonucu öldürülmesinin İran’ın çıkarları için ABD ile anlaşmasına mani olmayacağını savunan Semin’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“İran her zaman pragmatik düşünür. İran’ın tek şartı ekonomik yaptırımların kaldırılması. İran ekonomik olarak ciddi anlamda sıkışık. ABD, Trump döneminde 130 kişi ve kuruma ambargo uyguladı.

Yurt dışında İran’ın 100 milyar dolar parası var ve bunu geri almak istiyor. 35 milyar doları Avrupa bankalarında, Çin, Hindistan ve Güney Kore’de 40 milyar dolar, Irak bankalarında 5 milyar doları mevcut. Bunları geri alamıyor ve bunları geri almak için ciddi çaba harcıyor. İran’ın iç dinamiklerine baktığımız zaman bu görüşmelerin neden uzun sürdüğünü de anlıyoruz.

18 Haziran’da İran’da bir başkanlık seçimi söz konusu. Özellikle İran’ın iç dinamikleri anlaşmanın yapılmasına izin vermeyecektir. Ali Hamaney ve şahin kanadın buna izin vermeyeceği, reformistlerin İran’ın başına geçmelerine de izin vermeyeceklerini kabul etmemiz gerekiyor.

İran nükleer anlaşmayı 2015’te imzalamıştı, bu anlaşmanın üzerinde geçen 5,5 yıl sonra bu anlaşmayla ilgili herhangi bir adım atılmadı. 2025’e kadar İran uranyum zenginleştirme oranını yüzde 3,67’ye düşürecekti. Ancak Fahrizade’nin öldürülmesinin ardından bunu yüzde 20’ye çıkardılar.

“RUHANİ DÖNEMİNDE İRAN ULUSLARARASI ORTAMA DAHA FAZLA ENTEGRE OLDU”

Geçen hafta Çin ile bir anlaşma yapıldı, 400 milyar dolarlık. Biden için şu an yeni bir kriz daha çıktı. Biden belki Çin ile yapılan anlaşmanın ertelenmesi gibi şartlar koşabilir. İran masaya oturduktan sonra önüne ABD tarafından bazı şartlar getirilecektir. Henüz üst düzey bir görüşme yapılmadı. ABD’nin İran’a karşı yaptırımları kaldırma niyetinde olmadığını da görüyoruz. Bu tür diplomaside ‘her şeye rağmen İran ile bir görüşme yapılıyor’ diye bakmak lazım. Bu görüşmelerin nihai sonuç alması çok ciddi zaman alacak. Ben iki yıla yayıyorum bunu. İran’da ciddi bir seçim var, ekonomik kriz ciddi anlamda mevcut. Anlaşmadan çekilmek, Trump döneminin stratejik hatasıydı.

Ali Hamaney grubu, İran’da iki dönemi reformistlere kaptırdı. Şimdi muhafazakârlar, bence seçimde bu anlaşmanın seçim propagandası olarak kullanılmasına izin vermeyecek. İran’da iktidara aralıklarla reformistler ve muhafazakârlar gelmiştir. Ruhani döneminde İran uluslararası ortama daha fazla entegre oldu. İran’ın Yemen’de Irak’ta Lübnan ve Suriye’de nüfuzu arttı. Nükleer anlaşmanın İran’a bölgesel yayılmacı bir etkisi de oldu. Obama’dan sonra Trump gelir gelmez 6 ay içinde bütün anlaşmalardan çekildi. Çünkü bunun hiçbir etkisinin olmadığını söylüyordu. Hamaney de ‘ABD ile görüşmemize rağmen bizim ekonomimiz düzelmedi.’ dedi. İran’da çok ciddi zamlar var, çok ciddi enflasyon var, işsizlik oranı yüzde 15-20 arasında deniliyor.

Biden yönetimi, ‘Biz İran ile her yerde mücadele edeceğiz.’ dedi. Obama dönemi Dışişleri Bakanı John Kerry de ‘İran’ın Suriye’de etkisini kırmak, Suriye’deki İran milis güçlerinin önünü kesmek için Suriye’de bulunuyoruz.’ demişti. Burada İran’ın için ekonomi ön koşul durumda. Ekonomik koşullar seçimleri de etkileyecek. Bu nedenle İran seçimlerinin çok kritik geçeceğini düşünüyorum.

BIDEN’IN ÖNÜNDE BİR HAZIR ANLAŞMA VAR

Avrupa Birliği (AB) de bu görüşmelerin bir parçası durumunda. AB’nin katılması işleri hızlandırmak açısından önemliydi. Biden’ın savunma bakanı şahin kanattan. Her an ‘İran’ı vuralım.’ açıklaması da gelebilir. Biden’ın ulusal güvenlik danışmanları da çok önemli. Biden aslında AB’yi de işe katıp bunu tek başına ABD’nin üzerine yıkmak da istemiyor. Biden biraz yaşlı olduğu için ikinci dönem başkanlığını görebilir mi, bilemeyiz tabii ancak Biden ve küresel gelişmeler ile AB ülkeleri İran’ın nükleer silah edinmesini istemiyor. İran’ın nükleer silah sahibi olması demek silahlanma yarışının başlaması demek olabilir. Zaten yüzde 20 uranyum zenginleştirmeyle nükleer silah sahibi olamıyorsunuz. Fahrizade suikastının arından bu yüzde 20’ye çıkarıldı. Aslında nükleer meselesini iç politika açısından değerlendirmek lazım.

Obama iki dönem başkanlık yaptı, ‘Orta Doğu’ya barış getireceğim, Filistin sorununu çözeceğim.’ dedi hiçbir şey yapamadı. Biden için bu durum biraz farklı. Biden’ın demeçleri İsrail ve Orta Doğu ile ilgili zaman zaman olumlu zaman zaman olumsuz. Obama ikinci dönem anlaşmayı yapabildi. Ancak Biden’ın önünde bir hazır anlaşma var. Biden ‘Biz savaştan değil, barıştan yanayız.’ diyor ama bunu hayata geçirebilecek bir güçte mi? Dünya artık ABD’den ibaret değil. Biden’ın önceliği Orta Doğu olarak görülecek ama aynı zamanda karşılarında bir Çin var. Çin’in de Orta Doğu’daki yeni girişimleri söz konusu.

İran ile Çin’in yaptığı 400 milyar dolarlık anlaşmadan sonra Irak parlamentosu Çin ile yaptığı 500 milyon dolarlık anlaşmayı onayladı. ABD’nin karşısına Orta Doğu’da Çin çıkıyor, Rusya çıkıyor. Çok değişik dengeler var. Biden’ın işi zor. Çünkü Trump, Biden’a ciddi bir enkaz bıraktı. Trump dışarıdan bütün savaşları körükledi. YPG’ye Suriye’de silah verdi. Irak’taki milis güçlerinin artmasına göz yumuldu.”