Orta Doğu, Avrasya ve Asya-Pasifik Platformu (ODAP) Direktörü Ali Semin, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Semin, Orta Doğu’da yaşanan son gelişmeleri ve İsrail-Filistin meselesini değerlendirdi.

İsrail’in Filistin’e düzenlediği saldırıların altında iki önemli nokta yattığını ifade eden Ali Semin, birincisinin Arap dünyasının parçalanmış yapısı olduğunu, ikincisinin ise Müslüman ülkelerin ortak bir tavır alamaması olduğunu kaydetti.

Filistin sorununun artık söz değil, eylem gerektirdiğini belirten Semin’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“1948’den beri Filistin elden gidiyor. O günden bugüne baktığınız zaman İsrail için önemli olan eylemlerdir. 1967’den beri İslam dünyası İsrail’e karşı eyleme geçmedi. İsrail de bunu değerlendirdi.

Uluslararası örgütler şiddetli kınama dışında İsrail’e karşı bir eylem alamıyor. İsrail’e bir somut mesaj verilmesi lazım. Bu eylemler aslında 1948’den itibaren şahit olduğumuz olaylar. İsrail, 1982 yılında Lübnan’a saldırdı ve Beyrut’un güneyi işgal edildi. Buraya bir barış gücü gönderildi. Buraya da bir barış gücü gitmesi gerekiyor. Batı Şeria, Gazze ve Kudüs’ün doğusu ile batısı arasında bir barış gücünün bulunması gerekiyor.

Türk basınında çok fazla ortaya çıkmadı, şu anda Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan bir girişimde bulunuyor. Bir ateşkes sağlanması ve Türk askerinin bazı bölgelerde barış gücü olarak konuşlandırılması diye bazı maddeler var. Arap basınına baktığım zaman, son iki gündür özellikle Arap ülkeleri ve Körfez ülkelerinin girişimi sonuç verdikten sonra Arap basını bunlarla ilgilendi. Arap basınının daha çok Hamas’ı eleştirdiğini görmüştük.

İSRAİL’İN DEMOGRAFİK YAPIDA DEĞİŞİKLİK YAPMA ARZUSU

1948’ten sonra Irak’ta yaşayan Yahudileri geri aldılar. Ne bahanesiyle aldılar biliyor musunuz? ‘İlk defa Yahudi bir devlet kuruldu dünyada ve diğer ülkelerdeki Yahudiler saldırıya uğrayabilir biz bunları kendi topraklarımıza almaya çalışıyoruz.’ diye.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Irak’ı işgalinden sonra gördüm ki, 1950’de Irak’ı terk eden Yahudiler geri döndüler, kendi evlerini aradılar. Baba evlerine dönmeye çalıştılar, hak iddia ettiler. İsrail’in iki tane önemli güvenlik sorunu var. Birincisi toprak genişletme sorunu var, kendi toprağını genişleterek kendi demografik yapısını oluşturması gerekiyor. İkincisi de İsrail’deki 9 milyon nüfusun yüzde 20’si Arap ve Müslümandır. Onun için demografik bir savaş da var burada. İsrail, Filistin’i de içine alan bütün bir İsrail devleti istiyor.

50 yıl sonra demografik yapı olarak Araplar orada artıyor. Nüfus olarak Yahudi nüfusu düşüyor, dışarıya giden Yahudiler de oluyor. İsrail’in içeride de çok ciddi siyasi karmaşası var. Özellikle aşırı sağa karşı ciddi bir muhalefet var, İsrail’de. 23 Mart’taki seçimlerden bir koalisyon çıktı. Netanyahu hükümeti geriliyor, diye birçok programda ifade etmiştim. Netanyahu seçim süreci içinde Yahudilerin olduğu bölgelerden çok Arapların olduğu bölgeleri ziyaret etti. Netanyahu hükümeti kurduktan sonra onlara bakanlık sözü bile verdi. Çünkü yüzde 21 bir nüfus, az bir nüfus değildir. İsrail sonuç olarak Filistin’i tamamen Araplardan ve Müslümanlardan temizlemek istiyor. İsrail saldırganlığını Hamas’a fatura etmek insanlığa aykırıdır. Orada çocuklar öldürülüyor, Hamas öldürülmüyor ki. Şu ana kadar 34 çocuk, 54 kadın hayatını kaybetmiş. Burada insanlar ölüyor. Bir aile içinde bütün fertleri yok edilmiş, için kanadı. Ben burada bir Müslüman olarak bakmıyorum, bir insan olarak bakıyorum.

Türkiye ‘koruma gücü’ diyor, ben ‘barış gücü’ diyorum. Ben her zaman Lübnan misali bir barış gücü olsun istedim. Geçen haftalarda hükümetinde Hizbullah’ın yer aldığı Lübnan ile İsrail arasında sınır görüşmeleri yapıldı. Barış gücü İsrail ile Filistin arasında şart artık. Birleşmiş Milletler’in (BM) artık buraya bir barış gücü koyması şarttır. Eğer çok kısıtlı şartlar altında olursa barış gücü bunun Kudüs’e gitmesini tavsiye ederim. Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın etrafını barış gücü ile çevrelemekte fayda diye düşünüyorum ayrıca Türkiye’nin de bölgesel anlamda gücünü artıracağını düşünüyorum.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN-PAPA GÖRÜŞMESİ

Türkiye, uluslararası düzende sadece 5 ülkenin karar vermemesi gerektiğini savunuyor. 193 ülke içinde 5 ülke diğer 188 ülke hakkında bir karar alamaz. Olumlu bir kararı da engelleyemez. Türkiye bütün dinleri kapsayan bir ülkedir, bölgedir. Orta Doğu’nun temel felsefesine baktığınız zaman üç dinin beşiği olarak nitelendiriliyor. Papa ile görüşülmesi elbette çok önemli. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Papa ile görüşmesi uluslararası diplomasiyi harekete geçirmek için önemli bir faktördür.

Papa bir fetva verdiği zaman Batı ülkelerinin dikkate alması lazım. Onun için nasıl Irak, Necef’te Ali Sistani’nin bir fetvası bütün Şiilere gidiyorsa Papa’nın da bir demeci bütün Batı dünyasını etkileyebilir. Ruhani bir lider olarak bence önemli bir gelişmeydi.

ABD-İSRAİL İLİŞKİLERİ

İsrail karşıtı konuştuğumuz zaman ABD karşıtı bir tavır da almamız lazım. Bu tavır sonucunda bir somut adım atılabilir, diye düşünüyorum. Türkiye’nin Trump’ın kararları geri alınmalı demesi, Kudüs’ün başkent olarak görülmesi kararının geri alınması gerek. Trump, Filistinli mültecilere verilen fonu tamamen dondurmuştu, Biden geldikten sonra yıllık 250 milyon doları tekrardan vereceğini açıklamıştı. Filistin meselesi, Biden ile çözülecek bir mesele değil. ABD Başkanı’nın alacağı bir karar değil. Çünkü ABD için İsrail’in güvenliği önceliklidir. Orada Yahudi lobisi var, kim gelirse gelsin Biden da bunu değiştiremez.

Arap literatüründe ‘keşke savaşmasaydık’ diyenler de var. Ben de aynı fikirdeyim bunun sonucunu bugün görüyoruz. Şu anda Araplar 1948’e değil, 1967’ye dönmeye razılar. Bence sorgulanması gereken bir Arap dünyası var. Arap dünyasının yıllardır Filistin’i bir amaç değil, bir araç olarak kullanmaları var. Çünkü hepsi Pan Arabizm’i güçlendirmek ve iktidarlarını güvene almak istediler. 6 Mayıs’taki olayların yaşanmasıyla Arap milliyetçiliğinde bir yükselme oldu.

İsrail toprak kazanmaya bakıyor, toprakları elinden alınıyor mu? Hayır. Ancak bundan 10 sene öncekine göre, halklar ve iktidarlar arasında bir tepkinin olduğunun altını çizmekte fayda var, diye düşünüyorum.”