İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Muharrem Balcı, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Balcı, Marmara Denizi’ne yayılan deniz salyalarını (müsilaj) ekolojik ve ekonomik etkileri açısından değerlendirdi.

Marmara Denizi özelinde çevre ve insan ilişkileri üzerinden konuşmak gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Muharrem Balcı, çevrenin ekonomik faaliyetler özelinde iki temel özelliği olduğunu vurguladı.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TOPLANTISINDA SU HAKKINA İLİŞKİN BİR MADDE KABUL EDİLDİ

Bunlardan birinin doğal kaynaklar, diğerinin de üretim ve tüketim sonucunda açığa çıkan kirlilik olduğunu belirten Balcı’nın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Çevrenin korunması açısından toplumların içinde bulundukları durumu iki temel gruba ayırıyoruz. Bir yanda hızla azalan ormanlar, çölleşen topraklar gibi insan kaynaklı doğal felaketlere maruz kalan insanlar, diğer yandan ise ranta dayalı ekonomileri korumaya çalışan insanlardan oluşan başka bir güruh yer almaktadır. Toplumları sert bir düzeyde sosyoekonomik ayrışma içinde bulmaktayız. Burada sorunlar ortaya çıkmaktadır.

2002 Kasım’da yapılan Birleşmiş Milletler (BM) toplantısında su hakkına ilişkin bir madde kabul edildi. Burada su insan hakkıdır, su ortak mirastır, suyun da hakları vardır gibi başlıklar kabul ediliyor. Diğer tüm insan haklarının gerçekleştirilebilmesi için su hakkı ön şarttır, diye bir taslak hazırlanıyor. Bu sözleşmeye üç ülke çekimser oy kullanıyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada ve Türkiye. Ülkemize baktığımız zaman, çok uluslu madencilik şirketleri ve HES’lerden bunun nedenini anlayabilmekteyiz.

Şu an baktığımız zaman dünyada açlığın, kuraklığın ve milyonlarca su mültecisinin kurumuş topraklarını terk ederek göç etmesinin zemini hazırlanıyor. Marmara’da yaşanan durum budur aslında. Buz dağının görünen yüzüdür. Şu an bir afete dönüştüğü için gündeme oturdu.

Marmara’da tanıklık ettiğimiz müsilaj doğal afeti gibi süreçler denize dayalı gıda tedarikini olumsuz etkileyebilir. Marmara’daki balıkçılık faaliyetlerinin etkilenmesi, doğal canlı stoklarının yok oluşu ya da toplum sağlığını tehdit eden yeni sorunların ortaya çıkması gibi daha büyük sorunları yaşayabiliriz. Bir kez bozulmuş ekosistem insan tarafından gerçekleştirilen sömürü faaliyetleri sonlandırılsa dahi eski sağlıklı günlerine dönmek için çok uzun yıllara ihtiyaç duyacaktır.

HIZLI DEĞİŞİMLERE İNSANLAR VE DOĞA UYUM SAĞLAYAMIYOR

İstanbul havzası, suyu, denizi artık daha fazla insanı kaldıramayacak bir noktaya gelmiştir. Müsilaj bunu tekrar yüzümüze çarptı. Bölgesel eşit gelir dağılımları ve yatırımları ülke geneline yayarak göçün önüne geçmek zorundayız. Kısa vadeli çıkarların uğruna uzun vadede gelecek kuşakları çözümü mümkün olmayan problemlerin içine atmış olacağız bu tarz popülist girişimlerle. Ülke nüfusunun 4’te 1’inden fazlası bu bölgede yaşıyor. Bu yoğun insan baskısının sonuçları müsilaj olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizler yarın daha kötüsüyle de yüz yüze kalacağız.

İlk bakışta çevre sosyolojik bir konu olarak görülmeyebilir ancak çevre kirliliği ve nüfus artışı arasındaki ilişki nedeniyle çevre aynı zamanda sosyolojik bir konudur. Hızlı değişimlere insanlar ve doğa uyum sağlayamıyor, sorunlar da buradan ortaya çıkıyor. Marmara’daki sanayileşme ve nüfus artışı doğal havzaları, tatlı su kaynaklarını ve toprak kirliliğini artırıyor. Bu sorunları bizler yarattık çözme gücüne de biler sahibiz.

MARMARA DENİZİ BİR FOSEPTİK ÇUKURU HALİNE GELDİ

Atık bertarafında Türkiye’nin uyguladığı vahşi atık bertaraf yöntemi genelde kaba filtreyle kaba partiküllerden ayırıp Marmara’ya deşarj ediliyor. Bu sebep nedeniyle Marmara Denizi bir foseptik çukuru haline geldi. Artı kıyılarını doldurduk, denizin kendini temizleyebileceği kıyıları yok ettik. Marmara Denizi havuz haline geldi ve bu kadar yükü artık kaldıramıyor.

Stockholm’de dünyanın en gelişmiş arıtma sistemi var. Stockholm’ün atık suyunu arıtacak aşamalı sistemleri var. Sistemin en sonunda musluk var, açıp içebiliyorsunuz. O kadar temizleyebiliyorlar. İsveç’te 1970 yılından beri hiçbir su arıtılmadan doğaya verilmiyor.

2007 ve 2008 yılında Marmara’da yine müsilaj görülmüştü ama bu kadar uzun sürmemişti. Küresel ısınmanın artmasıyla da bunun süreleri uzadı. Asıl sebep sistemin artık kaldıramaması. Yaşamın sürdürülmesi için azot, fosfat ve gübre gerekli ama bunlar aşırı olduğu zaman orada film kopuyor.”