“Kuzey polisiyesi” veya “Nordik polisiye” olarak da bilinen İskandinavya kökenli polisiye tür, edebiyat, sinema ve dizi sektöründe son yıllarda özel bir ilgi görmekte. Henning Mankell, Jo Nesbo, Stieg Larsson, Camilla Lackberg, Arne Dahl gibi yazarlar dünya çapında yankı yaratıyor ve bu köklü türe geniş bir canlılık, gerçekçilik ve insanilik katıyor. Kuzeyin küçük ülkesi İzlanda ise şahsen benim de çok sevdiğim Arnaldur Indridason ve Stefan Mani gibi temsilcileriyle polisiye tutkunlarına karanlık, soğuk ve tehditkâr davetiyeler çıkarmayı sürdürüyor.

Fridrik Thor Fridrikson ve Dagur Kari’yle birlikte günümüz İzlanda sinemasının uluslararası arenada en tanınan isimlerinden olan Baltasar Kormakur da aksiyona ve suç dünyasından öykülere yabancı olmayan, yenilikçi tarzıyla bilinen bir sinemacı. “101 Reykjavik”, “Myrin”, “Derin Sular”, “Son Vurgun”, “Everest” gibi sinema filmleriyle dünya çapında hayran kitlesi edinen Kormakur’un yaratıcı-yapımcı olarak imza attığı 2015 yapımı televizyon dizisi “Trapped” ise dört dörtlük ve çok sıkı bir polisiye olarak yönetmenin başarısını ikiye katlamış durumda.

İzlanda’nın kuzeyinde yolları karla ve buzla kapanan bir deniz kasabasında geçen dizinin 10 bölümden ilk sezonunun fitili, dev bir yolcu gemisinden atıldığı düşünülen başsız, kolsuz, bacaksız bir ceset bulunmasıyla ateşleniyor. Kasabanın emniyet amiri ve iki yardımcısı olayı incelerken başka ölümler de gerçekleşiyor, insan kaçakçılığından mafyaya ve arazi spekülasyonuna açılan yelpazede belli başlı karakterleri aile yaşamlarına kadar tek tek tanıdığımız “üşütücü” bir serüven başlıyor.

“BU LİMAN BİZİM ÇİN’İMİZ OLACAK”

Dünya haritasında Çin ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında yer alan bir ada olan İzlanda’daki kasabanın özelliği bir Çin şirketinin büyük bir liman yapmak için faaliyete geçmiş olması ve arazi satın almak istemesi.

Kasabanın ileri gelenleri bu liman inşaatını desteklerken karşı çıkanlar da oluyor tabii. Bir toplantıda söz alan konuşmacılardan biri “ABD güç kaybediyor, eskisi gibi değil. Gelecek Çin’de ve bu liman da bizim Çin’imiz olacak” diyerek projenin propagandasını yapıyor. Kıtaları birleştiren “buz deniz ipek yolu” üzerinde kritik konumda olan kasabanın sakinleri, 2008’de küresel ekonomik krizin ilk vurduğu ülkelerden biri olan ve çok ciddi sarsıntı yaşayan İzlanda’nın, kendilerinin, çocuklarının ve torunlarının rahat yaşaması için Çin’le iş birliğinin kaçınılmazlığını savunuyor.

2011’DEKİ EKO-TURİZM GİRİŞİMİ

“Trapped”i henüz seyretmemiş olanlar için daha fazla ayrıntı vermeyeyim ama işin ilginç yönü bu dizi yapılmadan birkaç yıl önce, 2011’de bir Çinli şirket gerçekten de İzlanda’nın kuzeyinde, liman inşaatı değilse bile eko-turizm amacıyla arazi satın almak istemiş, süreç gayet olumlu giderken İzlanda hükümeti ani bir kararla teklifi reddetmişti. Çin’in önde gelen uluslararası iş insanlarından Huang Nobo’nun sahibi olduğu Zhongkun Yatırım Grubu, İzlanda’nın kuzeybatısındaki Grimsstadir a Fjollum bölgesinde 300 kilometrekarelik arazi için yaklaşık 9 milyar dolarlık bir teklif sunmuş, teklifi hararetle destekleyenler olmasına rağmen İzlanda hükümeti “duvar” örmüştü. Hatta bu duvarın bizzat ABD tarafından örüldüğünü iddia edenler de olmuştu.

Çin ile İzlanda arasında 2013’te Serbest Ticaret Anlaşması imzalandığında uluslararası ilişkiler yorumcuları, 2008 krizini tam olarak atlatamamış olan küçük ülkenin rahat nefes almak istediğini belirtmişti. Çinliler Pire Limanı’nın bir benzerini bölgede kurarlar mı bilinmez ama İsveç, Danimarka, Norveç, Finlandiya, İzlanda gibi kuzey ülkelerinin Kuşak-Yol İnisiyatifi ve Buz Deniz İpek Yolu güzergahındaki konumları düşünülürse, Nordik edebiyatta, sinemada ve televizyon dizilerinde Çin’i daha büyük rollerin beklediğini söyleyebiliriz.

Tunca Arslan