China Daily / Yin Xiaoliang & Gong Kexin

Japon hükümetinin bu ay başında, devre dışı bırakılmış Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’ndeki radyoaktif madde içeren suyu iki yıl içinde okyanusa boşaltma kararı, içeride ve dışarıda ciddi kaygıya, özellikle Çin ile Güney Kore gibi komşu ülkeler başta olmak üzere uluslararası toplumun güçlü tepkisine yol açtı.

Fukushima Nükleer Santrali kazası, 10 yıl önce depremin tetiklediği dev dalgaların (tsunami) sebep olduğu doğal bir felaket ise, o zaman radyoaktif madde içeren suyu denize boşaltma kararı tamamen insan yapımı bir felakettir. Japon hükümetinin ülkenin risklerini en aza indirme ve çıkarlarını maksimum yapma kararının küresel çapta deniz ortamı ve insan yaşamına yıkıcı etkisi olabilir.

Bu “ortak varlıkların trajedisinin” sorumluluğu esasında Japonya’nın “rasyonel kötülüğü” seçmesinde olacaktır. Japonya, içeride ve dışarıda artan itirazlara karşılık olarak kararını değiştirmek yerine başarısız biçimde “rasyonel kötülüğü” seçmesini savunmaya çalışıyor.

Japonya, Fukushima Nükleer Santrali’ndeki radyoaktif madde içeren suyun boşaltılması kararının, suyu depolamak için yapılan tankların neredeyse tam kapasite dolması yüzünden gerekli olduğunu iddia ederek ülke içindeki ve dışındaki kamuoyunun fikrini etkilemeye çalışıyor. Japon hükümeti arıtılmış radyoaktif madde içeren suyun, daha fazla arıtılması ve seyreltilmesinden sonra içilecek kadar güvenli olacağını, bu yüzden suyu denize boşaltmanın deniz ortamına ve dolayısıyla insan sağlığına zararı olmayacağını da iddia etti.

BATI MENŞEİLİ MEDYA KURULUŞLARI “RASYONEL KÖTÜLÜK” KARARI KONUSUNDA SESSİZ

Japonya 13 Nisan’da, radyoaktif madde içeren suyu Pasifik Okyanusu’na boşaltmaya karar verdi. Japonya Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Taro Aso, daha da ileri giderek, “seyreltilmiş nükleer atık suyunu içmenin insan sağlığına zarar vermeyeceğini, Japonya’nın bilimsel gerçeklerle bunu uzun süre önce yapması gerektiğini” ifade etti.

Japonya Başbakanı Yoshihide Suga da bir gün önce 12 Nisan’da, suyu denize boşaltmanın, büyük miktardaki Fukushima atık suyunu yok etmenin etkili bir yolu olduğunu ve Fukushima vilayetini eski haline kavuşturmanın tek yolu olduğunu savundu. Diğer bir ifadeyle Japonya, sadece Fukushima vilayetini canlandırmak için deniz ekolojisi güvenliğini ve insan sağlığını görmezden geliyor. Nükleer atık suyu denize dökmek hiçbir şekilde sorun için tek çözüm değildir. Radyoaktif madde içeren suyu yok etmenin, “hidrojen salınımı”, “yeryüzü katmanına enjeksiyon” ve “yeraltına gömme”nin de arasında olduğu çeşitli yolları vardır. Ancak Japonya bunu yapmak için en düşük maliyetli ve en sorumsuz yolu seçmiştir, böylece bu da deniz ortamına ve insan sağlığına bir tehdit oluşturmaktadır.

Fukushima Nükleer Santrali’ndeki işlenmiş radyoaktif madde içeren su halen trityum, karbon-14, kobalt-60, stronsiyum-90 ile radyoaktifli sudan tamamen kaldırılması zor ve çevre ve ekolojiye oldukça zararlı diğer radyoaktif maddeleri kapsıyor. İçmek bir kenara, bu su kıyafetleri yıkamak için bile güvenli değil. Japonya, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) denetimini kabul edeceğini ve uluslararası standartlar sağlandıktan sonra nükleer atık suyu denize boşaltacağını açıklıyor. Ancak böyle yapmakla, aslında mevcut uluslararası yasalardaki boşlukları istismar etmeye çalışıyor.

Uluslararası toplum, radyoaktif madde içeren su ile nükleer katı atığın yasal tanımı ve standartları konusunda bir uzlaşma sağlayamamıştır, böylece sorumluluk yüklemek ve nükleer atık yok etme kurallarının herhangi bir ihlali için suçlamak zordur. Bu, Japonya’nın Fukushima’daki radyoaktif madde içeren suyu denize boşaltmak amacıyla yanıltmaca yoluyla uluslararası yönetim mekanizması ve uluslararası emsal kararların eksikliğini kullanması anlamına geliyor.

JAPONYA NÜKLEER KAZALAR KONUSUNDA DAHA DERİN BİR ANLAYIŞ GELİŞTİRMELİYDİ

Bununla birlikte Batı menşeili medya kuruluşları, Japonya’nın “rasyonel kötülük” kararı konusunda çalışılmış bir sessizliği sürdürdü. Aslında 13 Nisan’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Japonya’nın kararının uluslararası güvenlik standartlarına uygun olduğunu açıkladı ve hatta ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Japonya’ya “çabaları” ve radyoaktif madde içeren suyu “güvenli ve şeffaf bir şekilde” denize boşaltma kararından dolayı teşekkür etti.

Fukushima Nükleer Santrali’nin işletmecisi Tokyo Electric Power Company, gerçekleri gizleme ve hatta çarptırma konusunda tarihi bir geçmişe sahip bulunuyor. Ayrıca ABD, bilimsel verileri dikkatlice incelemeden ve siyasi nüfuzunu kullanarak, radyoaktif madde içeren suyu denize dökmenin deniz ortamına ve insan sağlığına zarar vermeyeceğini iddia ederek, ilgili yasaları çarpıttı.

Japonya, nükleer saldırının sonuçlarından acı çeken tek ülke ve yine de nükleer silah yapmak ve bir nükleer kaza için en yüksek seviye olan 7. seviye nükleer kaza deneyimi için gerekli büyük miktarda plütonyuma sahip bulunuyor. Belki de Japonya bunun için nükleer enerji konusunda çelişik duygular taşıyor, aksi takdirde nükleer korkudan mustarip olmasına ve nükleer karşıtı bir tutum almasına rağmen niçin nükleer enerjiyi benimsesin veya nükleer enerjiye sevgi beslesin?

Japonya, nükleer patlamalar, nükleer kazalar veya kirliliğin insan yaşamına ve çevreye verebileceği zararlar konusunda diğer ülkelere nazaran daha derin bir anlayış geliştirmeliydi. Ancak Fukushima atık suyu konusunda Japonya’nın, kendi çıkarlarını korumak adına “rasyonel kötülüğü” seçmesi, dar ulusal kazançlarını gerçekleştirmek için insanların çıkarlarını riske atmaya dair siyasi felsefesini yansıtıyor.

Kısacası, Japonya’nın “rasyonel kötülüğü” seçmesi ve ABD’nin bu ülkeye desteği, “çevrenin korunması” amacına ve sürdürülebilir kalkınmaya zarar verecek.