CGTN / Tom Fowdy

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 2020 yılının sonuna doğru ve 2021 yılının ilk birkaç ayında, Çin’i acımasızca, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde Uygurlara ve diğer etnik azınlıklara karşı soykırım uygulamakla suçladı. İddialara her yerde geniş yer ayrıldı ve eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, görevinin son gününde iddia edilen bu resmi tanımlamayı yaptı; Biden yönetimini buna uygun olarak bu tanımlamayı kabul etmeye zorladı, bunu benimsemesi için sahneyi hazırladı. Pompeo, aynı zamanda, Çin’e bu etnik gruplara karşı “zorla çalıştırma” uygulamak suçlamasını yönelterek, bu suçlamayı, Çin’in pamuk ve domates üretiminin yanı sıra güneş paneli endüstrisine saldırmak için kullandı. 

Daha sonra aniden her şey ortadan yok oldu. Ekim 2021 itibarıyla ve özellikle Afganistan’dan çekilmesinden bu yana ABD Başkanı Joe Biden yönetimi Xinjiang konusunda Çin’e yönelik saldırılarını sessizce azalttı ve önceliklerini Taiwan, Hint-Pasifik ve AUKUS gibi anlaşmalara kaydırmayı kapsayan kendi Çin stratejisini sağlamlaştırarak odak değiştirirken, Çin hükümeti ile ticaret görüşmelerine de kapıyı açıyorlar. 

ABD İNSAN HAKLARI SÖYLEMİNİ SİYASİ KAZANÇ SAĞLAMAK İÇİN KULLANIYOR

Xinjiang’dan bütün ithalatı yasaklayan Kongre’ye ait bir yasa tasarısı da ortadan kayboldu. Bununla bağlantılı olarak, ana akım medyanın Xinjiang ile ilgili acımasız haberleri de sakinleşirken, gözlemciler bugün Associated Press’de (AP) iddiaların tonunu yumuşatıyor gibi görünen ve “Xinjiang hâkimiyetini hafifletiyor, ancak korku devam ediyor” iddiasının yayınlandığını görünce şaşırdılar. Soykırım, uluslararası hukuka göre muhtemel en korkunç, ahlaksız ve ciddi bir suçtur. Medyanın Xinjiang’da olduğunu öne sürdüğü olaylar kadar ciddi ve iğrenç görünen bir şeylerle ilgili iddiaları savunanların aniden olanları “halının altına süpürmesi” son derece şüpheli bir durumdur. Uygun görmeleri halinde yeniden gündeme getirilebilse bile, bu suçlamaların değişen ABD dış politikasına uygun olarak azaltılması, önceki yönetimin halkı yanıltmak için tasarladığı ve uyguladığı bir süreç olan Çin’e karşı sert politikalar yürütmek amacıyla rıza üretmek için kötü niyetli bir girişim olarak kullanıldığının iğrenç bir kanıtıdır. Şimdi amaca hizmet etti ve rafa kaldırıldı.  

ABD insan hakları söylemini siyasi kazanç sağlamak için sıklıkla kullanıyor ve bu, ana akım medyanın bir koordinasyon içinde ilerlediği ve Batı kamuoyunun her seferinde kandığı bir süreçtir. Bu amaca götüren bir araçtır ve ABD Dışişleri Bakanlığının, kendi politikalarına rıza üretmek için pek çok düşünce kuruluşu, bilim insanı ve medya kuruluşu ağını nasıl kullandığında dair sayısız örnek vardır, sadece daha fazla ihtiyaç duyulmadığı zaman onları bir şalter gibi kapatır. 

ABD XINJIANG’I ÖNEMSİZ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, 2017 yılında Kuzey Kore ile karşı karşıya geldiğinde, sığınmacılara geniş yer ayrıldı ve sık sık insan hakları konusunda Kuzey Kore’yi kınadı. Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile bir araya gelir gelmez, kritik haber yayınları görünmez oldu ve sığınmacılardan asla bir daha haber alınamadı. Bununla uygun olarak ABD, Xinjiang’ı bir dizi siyasi amaç için kullandı.

İlk olarak, Huawei ve Hikvision gibi önde gelen Çinli teknoloji şirketlerini, kendi varlık listesini haklı çıkarmak amacıyla, “insan hakları ihlalleriyle bağlantılı” olmakla suçlayarak, şirketlerin itibarını sarsmak hedeflendi. İkincisi, Trump’ın tekrar seçilmesini desteklemek ve Çin’e yönelik ABD dış politikasını yeniden ayarlamak için Covid-19 salgının ortasında Çin’e karşı düşmanlık kışkırtıldı. Daha sonra üçüncüsü, Biden yönetiminin ilk birkaç ayı içinde, Biden’ın güneş paneli gündemini sağlamlaştırmanın yanı sıra Çin’e karşı müttefiklerinin Biden’ın yanında durması ve başkanlığı için “sahneyi kurmak” amacıyla “zorla çalıştırma” suçlamalarını kullanarak, ABD’ni korumacı hedeflerine varmak amaçlandı.

ABD’NİN TİCARET GÖRÜŞMELERİ ARAYIŞI

O zamandan bu yana Biden, görünüşe göre şimdilik Xinjiang’ı kullanmamak konusunda stratejik bir seçim yaparak, Xinjiang’dan istediği şeyi aldı. Birkaçını saymak gerekirse, Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü (ASPI) ve Adrian Zenz gibi bu soykırım anlatısını oluşturmayı amaçlayan kötü şöhretli örgütler ve bireyler, artık konuyla ilgili haber alamıyorlar. Bu karar yaz aylarında alındı, Biden, Covid-19 laboratuvar sızıntısı komplo teorisi gibi Trump dönemindeki Çin karşıtı diğer aşırı girişimleri de yavaşça azalttı. Bunun yerine Biden’ın Çin stratejisi Hint-Pasifik bölgesini askerileştirmek, Taiwan sorununu gündeme getirmek, Kuşak Yol İnisiyatifi ile rekabet etmek istemek ve ayrıca “sert olma” düsturu altında ticaret görüşmeleri arayışına girmek etrafında toplandı. 

Bu, ABD’nin sorunu kötü niyetle yönettiğine dair açık bir gösterge değilse bile bir uyarı olmalıdır. Bu politika tercihlerine uygun olarak açık kapadıkları bir şalter gibidir. Elimizde kalan, kendisini “özgürlük ve insan hakları savunucusu” olarak gösteren ABD’nin, bir ülkeyi soykırım yapmakla suçlaması ve daha sonra söz konusu ülkenin bunu daha fazla yapmadığına veya en azından şimdilik yapmadığına karar verdiğinin etkili bir göstergesidir. Bu fırsatçı anlatıyı cansiperane savunan dindar gazeteci ve uzmanların “soykırım inkârcısı” olarak etiketlediği herkes bir özrü hak ediyor.