CGTN / Andrew Korybko

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, hükümetlerinin Covid-19 aşılanma zorunluluğuna karşı çıkan protestocu kamyoncuları ve onların taraftarlarını sert biçimde kınadı. Bunlar başkent Ottowa’yı bastı ve hatta Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) giriş için kullanılan üç ana sınır kapısını kapattı. Trudeau’ya göre, bu iddiaların aksini gösteren video görüntülerine rağmen, protestocular “Yahudi düşmanlığı, İslamofobi ve Siyah karşıtı ırkçılığı, homofobiyi ve transfobiyi” destekleyen kişiler tarafından yönlendiriliyor.

Trudeau’nun açıkça barışçı protestocu kamyoncular ve onları destekleyenlere karşı tutumu, Çin’in Hong Kong Özel İdari Bölgesi’ni kurban eden yabancı destekli isyanın karanlık günlerinde benimsediği tutumdan tamamen farklı. Trudeau o zaman Çin yetkililerinin vatandaşlarının güvenliğini garanti altına almayı amaçlayan meşru ve orantılı taktiklerini eleştirdi. Trudeau ayrıca Hong Kong ulusal güvenlik yasasına da karşı çıktı ve hatta Hong Kong’dan göçü teşvik etti. Hong Kong protesto hareketinin yabancı ülkelerde üstlenmiş Çin’e karşı terörizm ve diğer melez savaş biçimlerine başvuran radikallerin eline geçtiğini gösteren belgeleri kanıtlara rağmen bu tutumları almıştı. Bu radikaller barış içinde protesto yapan kamyoncular ve destekçileri ile hiçbir şekilde karşılaştırılamazlar. Bu Trudeau’nun daha önce Çin’e teröristlere karşı aynısını yapmayı önermesine rağmen kendi halkını desteklememesi ve onlarla diyaloğa girmemesini daha da garipleştiriyor.

TRUDEAU’NUN HOŞNUTSUZLUĞU

Bunun nedeni çok açık. Trudeau iddia ettiği gibi bir “liberal demokrat” değil. Bütün ülkeler gibi Kanada da mükemmel değil ve vatandaşları bazen yetkililerden duydukları hoşnutsuzluğu açıkça ifade etmek zorunda kalıyorlar. Kanada’nın Covid-19 aşı zorunluluğu bazı insanları kızdırdı ve bunu yapmaya kışkırttı. Trudeau daha şiddetli şartlarda Çin’e yapmasını tavsiye ettiği politikayı uygulamak yerine kamyoncular ve destekçileri ile görüşmeyi reddediyor. Aksine onları yanlış yere Yahudi düşmanı, ırkçı ve başka her şeylerle suçluyor. Bu yaklaşan, taraftarlarının kendi hareketlerine verdiği adla,  “özgürlük konvoyu” karşısında sözde güvenlik için kendi başkentinden kaçmasında olduğundan daha açık olamaz.

Kanada ve diğer ABD liderliğindeki Batılı hükümetlerin Etiyopya ile Suriye gibi Küresel Güney ülkelerine uyguladığı aynı standartlarla, Trudeau’nun “görevden uzaklaştırıldığı” ya da ülkesinin lideri olarak “meşruiyetini kaybedip” kaybetmediğini düşünebilir. Trudeau, Kanadalıların bütün ülkede kitlesel olarak ekonomiye gerçekten maliyeti olan artan biçimde stratejik bir şekilde protesto yapmalarından hoşlanmıyor. ABD İç Güvenlik Sekreteri Alejandro Mayorkas ve ABD Ulaştırma Pete Buttigieg Kanadalı mevkidaşları ile konuştular ve onları “ortak sınırlarındaki bu sorunu çözmek için federal güçleri kullanmaya” çağırdılar. Bu gelişme ABD ve Kanada arasında birinci kesinlikle büyük ortakken ikincinin sorgusuz sualsiz küçük ortak oluğu bir hiyerarşi olduğunu çok açıkça kanıtlıyor. Trudeau büyük ihtimalle Kanada’nın, şimdi iç işlerine açıkça karışan daha büyük ve daha güçlü komşusuna sadakat için Biden yönetiminin isteklerine uyacak. Bu Kanada’nın Çin’e yapmak istediğinin ironik biçimde aynısı ama Beijing, elbette Ottowa ve diğerlerinin isteklerini reddetti.

KANADA’DAN “SÖZDE DEMOKRASİ” DERSİ

Bütün bunlardan çıkan sonuç şu, Trudeau yurt dışına sözde demokrasi dersi verirken kendi ülkesinde mükemmel biçimde demokrasiyi uygulamayan tipik bir Batılı lider örneği verdi. Ek olarak, tıpkı bütün Batılı benzerleri gibi büyük Amerikalı ortaklarının kendi ülkesinin iç işlerine karışmasına karşı çıkmaya cesaret edemedi. Şüphesiz, muhtemelen onların isteklerini tümüyle paylaşıyor ama Kanada’nın küçük ortak olduğunu göstermeye devam ediyor. Bu aynı zamanda mükemmel olmayan bir “demokrasi” ve Trudeau bir ikiyüzlü.