Eğitim Uzmanı Burak Kılanç, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Dünya Postası” programına konuk oldu. Kılanç, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) üniversite sınavları için baraj uygulamasını kaldırma kararını değerlendirdi.

Üniversite sınavındaki baraj uygulamasının kaldırılmasının genç bir kitleyi yakından ilgilendirdiğine dikkat çeken Burak Kılanç, kuralın geçen yıl uygulanması durumunda 700 bine yakın barajı aşamayan üniversite adayının tercih hakkı kazanacağını belirtti.

“KARAR ÖĞRETİM ÜYELERİNDE BİR KALİTE SORUNU ENDİŞESİ YARATTI”

Alınan kararın barajı geçemeyen kişilerin üniversite ile buluşturulması konusunda olumlu bir karar olduğunu ifade eden Kılanç’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Bu kararı iki açıdan değerlendirmek mümkün. Bir taraftan liseden mezun olmuş gençlerin üniversiteye girmelerinin önünü açmak anlamında bunu yorumlamak mümkünken diğer taraftan üniversitelere rüştünü tam olarak ispat etmemiş kişilerin girecek olması bir kalite kaybı, endişesi bir başka bakış açısı olarak değerlendirilebilir.

Türkiye’de her yıl 1,2 milyon öğrencinin liselerden mezun olduğu söylenebilir. Üniversitelerimizdeki kontenjanların da bu sayıya yaklaştığını görüyoruz. Türkiye her mezuna üniversitede bir yer gösteren bir ülke olmuştur, nicelik olarak bu sağlanmıştır. Ancak üniversitedeki akademisyenler karşısındaki öğrencinin nitelik olarak belirli bir seviyede olmasını bekler. 2 ya da 4 yıl içinde o öğrenciyi lise seviyesinden alıp o işi yapacak biçimde üniversiten mezun etmek isteniyor. Böyle olduğu için akademisyen eline altyapısı kuvvetli öğrenci gelmesini ister. Bu karar öğretim üyelerinde bir kalite sorunu endişesi yarattı.

Ekonomiye giriş derslerinde ilk öğretilen konulardan biri, arz-talep dengesidir. Türkiye’de de yerleştirme bu arz-talep ekonomi kuralına uyan şekilde ilerler. Burada para yerine puan vardır. Artık neredeyse herkesin üniversiteli olma şansı var. Baktığınızda paranızı yatırdınız temel yeterlilik testi (TYT) sınavında matematik ya da Türkçe derslerinden birinde bir doğru yanıtladınız, diğer testlerde de bir doğru yanıtlarsanız üniversitede tercih hakkınız oluyor. Bu durumda puanı yeten birinin tercih ettiği boş kontenjanlı bölüme yerleşmesi mümkün. Elbette yine rekabet olacak, taban puanlık bazı yerlerde yükselecek ama 1, 2 doğru ile de üniversiteye girilecek. Bu sene puanlar geldiğinde 2 milyonuncu kişi şu üniversitede 4 yıllık felsefeye girdi, diye konuşacağız. Çok az talep olan bölümlerde çok düşük başarı ile öğrenci olmanın yolu açılmıştır.

“TYT SÜRESİNİN UZATILMASININ NEDENİ TÜRKÇE SORULARININ DEĞİŞMESİ”

TYT süresinin uzatılmasının nedeni Türkçe sorularının değişmesi. Sorular kolay değil sorular uzun, böyle olduğu için süre gerekiyor. Adayların son yıllarda süresinin yetmediğini gördük bu çerçevede sürenin uzatılması öğrencinin avantajına. Siz bir sınavda bilgi, yorumlama yeteneğini ölçersiniz ve bunu ne kadar hızlı yaptığını ölçersiniz. Yani hem bilgi birikimini hem de hızını ölçersiniz. Siz süreyi uzattığınızda hız kısmından taviz veriyorsunuz, süreyi kısalttığınızda da bilgi ve yorumlamadan taviz vermiş oluyorsunuz. ÖSYM’deki konunun uzmanları bu işin doğrusunun sürenin uzatılması olduğunu düşünerek böyle bir adım attılar.

ÇALIŞKAN OLMAYAN ÖĞRENCİLERİN İŞİNE YARAYAN BİR KARAR

Çalışkan olmayan öğrencilerin işine yarayan bir kararla karşı karşıyayız. Çalışkan öğrencileri tehdit eden bir durum söz konusu değil. Türkçe testindeki sürenin uzaması hızlı öğrenciler için bir handikap yaratacaktır ama diğer testlerdeki açıklarını hızlarıyla iyileştirme noktasında bir avantaj elde edebilirler. Üniversitelerde geçen yıl 170 bin boş kontenjan kalmıştı, bunların çoğunun vakıf üniversitelerinde olduğu zannedilir ama değil devlet üniversitelerinde de boşluklar kalmıştı. Bu boşlukların daha az kaldığını göreceğiz. Türkiye’de açık öğretimle birlikte 7,7 milyon öğrenci var yüksek lisans ve doktora öğrencilerini de katarsak 8,1 milyon öğrenci var. Yani sokağa çıktığınızda kabaca 10 kişiden 1 kişi öğrenci. Bu anlamda Türkiye üniversitede nicelik sorununu diğer ülkelerle kıyasladığınızda aşmış durumda. Ama işin niteliği noktasında ilk 500’e soktuğumuz üniversite sayısında çok az durumdayız.

Kontenjanlar YÖK ve bakanlık temsilcilerinin bir araya gelmesiyle kararlaştırılıyor. Bu uygulama devam edecek olursa YÖK’ün yine sağlıklı biçimde kontenjan belirleyeceğini düşünüyorum. Yeni vakıf üniversiteleri açılmalı mı, açılmamalı mı? Bu daha uzun zamanın ayrılması gereken sohbetlerin konuları. Bu konular ülkenin geleceği için oldukça önemli konulardır. Eğitimle ilgili konuların siyasetten arındırılmış biçimde yürütülmesi gerekiyor.

ÜNİVERSİTE BİTİRENLERE YETKİNLİK SINAVI YAPILMASI GÜNDEME GELEBİLİR Mİ?

Bunun yapılması çok zor, açıkçası Batılı ülkeler ya da küresel ligde önde giden ülkelerde üniversiteden mezun olmanız bir mesleği icra etmeniz ya da mesleği icra ediyorsanız bu icrayı devam ettirmenizle ilgili bir garanti getirmez. Sınavlarla sık sık rüştünüzü ispat etmeniz, o meslekte geri kalmadığınız göstermeniz gerekir. Fakat Türkiye’de böyle bir mekanizma yok. Bizim kaliteyi yükseltmek için bir yerlerde sınav yapmamız ve baraj koymamız gerekiyor. Türkiye’de barajlar bir şekilde kaldırılıyor, bu da maalesef kalitenin aşağı doğru gitmesine neden oluyor. Bunun için bir irade gerekir ancak önünde sonunda bunun geleceğini düşünüyorum.”