Japonya hükümeti Fukuşima’da 2011 yılından itibaren depolarda biriken radyoaktif atık suyunu 2022’den itibaren yer kalmayacağı gerekçesiyle okyanusa boşaltmak istediğini açıkladı. Bu kararın çevreye etkilerinin olması beklenirken, karar dünyanın birçok yerinde tepkiyle karşılandı.

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Onur Akgül, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Akgül, Fukuşima Nükleer Santrali’ndeki radyoaktif suyun okyanusa boşaltılmasının çevreye etkisini değerlendirdi.

Japonya’nın nükleer atık suyla ilgili şimdiye kadar yaklaşık 200 milyar dolar harcadığını belirten Onur Akgül, nükleer enerjide ortaya çıkacak problemlerin para harcanarak giderilemediğini kaydetti.

“CESARET EDİLDİĞİ TAKDİRDE İNSANLIK YENİ BİR FELAKETE MARUZ KALACAK”

Greenpeace uzmanlarının 2011’deki patlamadan sonra bölgeye giderek çalışmalar gerçekleştirdiğini belirten Akgül’ün açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Greenpeace Doğu Asya ekibi felaketin 10. yılında iki ayrı rapor hazırladı. Rapor, temizleme çalışmalarının başarılı olmadığını ve hükümetin takviminin de başarı vadetmekten uzak olduğunu ortaya koydu.

Radyasyondan arındırma özel bölgesi belirlenmişti. Bu alan yaklaşık 840 kilometre kare büyüklüğünde ve bunun hâlâ yüzde 85’i temizlenebilmiş değil. Bu da zaten bölgedeki insanların sağlığını doğrudan etkiliyor. Orada yaşayan halkın çok büyük bir kanser riski altında yaşadığını söyleyebiliyoruz. Çok büyük miktarda radyoaktif su okyanusa veriliyor. Hem karadaki hem denizdeki bütün canlıların yaşam hakkı ihlal edilmiş durumda.

Çernobil çok net olarak bir Fukuşima. Çernobil’den sonra bir nükleer santrale cesaret etmenin bir sonucunu gösteriyor, bize Fukuşima. Fukuşima’dan sonra da cesaret edildiği takdirde insanlık yeni bir felakete maruz kalacak. Aslında Çernobil ve Fukuşima bize çok büyük bir ders. Gerek çevre felaketleri gerek kamu sağlığı açısından Çernobil’den sonra ders almak gerekirken alamadık, Fukuşima yaşandı.

“KARAR VERİCİLERDEN İSTENEN BU SANTRALLERİN YAPILMAMASI”

Türkiye nükleer enerji anlamında bundan biraz zarar görmeye başladı. 3 ayrı bölgede planlamalar, söylemler var. Akkuyu’da çalışmalar başladı. Oradaki koy paramparça edildi. Türkiye’nin de dünya gibi ders alabileceği Çernobil ve Fukuşima örnekleri mevcut. Nükleer santraller aslında Türkiye’de halkın istemediği enerji biçimleri. Türkiye aslında Çernobil ve Fukuşima’dan çıkarması gereken dersi çıkardı. Karar vericilerden de istenen bu santrallerin yapılmaması. Dolayısıyla orada halkın iradesine de çok söz verilmediğini görüyoruz. Türkiye’de enerji arzı fazlası mevcut. Kurulu gücün oldukça az bir kısmı tüketiliyor. Çevresel etki açısından nükleer santrallerin Türkiye’de bir an önce iptal edilmesi gerekiyor.

“BİLİMİNİN ÖNERDİĞİ ÇÖZÜMLERE GİDİLMELİ”

Karar vericilerin net olarak nükleer enerjinin felaket getirdiğini anlaması ve buna yönelik adımları atması gerekiyor. Fukuşima sahasındaki nükleer etkinin su ile soğutulması kararı alınmıştı. Zaten onun sonucu olarak okyanusa su dökülüyor. Greenpeace raporunda da buranın artık suyla değil, havayla soğutulması gerektiği belirtiliyor. Aslında çözüm yolları da mevcut. Karar vericilerin bilim ve sivil toplumun önerdiği çözümlere gitmeleri hayati önem arz ediyor.

Nükleer enerji çok büyük bir yanlıştır, fosil yakıtlarla iklim krizini tırmandırmak da büyük bir yanlıştır. Gezegenin yaşanmaz hale gelmesini sürdüren bir durum iklim krizi. Nükleer santrallerin sera gazını azaltmak gibi ciddi bir etkisi de yok. Dünyadaki nükleer gücü ikiye katlasanız bile sera gazındaki düşüş oranı ancak yüzde 4-5 oluyor. Nükleer enerji iklim krizini azaltacak bir çözüm sunmadığı gibi Çernobil, Fukuşima gibi felaketlere yol açabiliyor. Hem Türkiye’nin hem dünyanın bundan uzak durması gerekiyor.”