Washington Post yazarı Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülmesine ilişkin 26 sanığın yargılandığı dava dosyasının Suudi Arabistan adli makamlarına devrine yönelik karara yapılan itiraz reddedildi.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince açıklanan davanın durdurulması ve dava dosyasının Suudi Arabistan yetkili makamlarına devrine yönelik hükme Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz tarafından yapılan itirazı değerlendirdi.

Adalet Bakanlığı tarafından verilen kovuşturmanın Suudi Arabistan adli makamlarına devrinin uygun görülmesi kararının merkezi makamın takdir yetkisi kapsamında olduğu belirtilen kararda, bu mahkemenin Bakanlığın kararını denetleme yetkisi olmadığı kaydedildi.

Kararda, dava konusu olayda “kasten öldürme” suçunun iddia edilmesi ve sanıkların yabancı devlet vatandaşı olmaları nedeniyle Türkiye’de hazır bulundurulamadıkları gibi adli yardımlaşma yoluyla da savunmaları alınamadığı için ilgili koşullar gerçekleştiğinden İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu aktarıldı.

Oy çokluğuyla alınan karara, mahkeme başkanı 4 sayfalık muhalefet şerhi koyarak, kararın 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’na aykırı olduğunu değerlendirdi.

Dosya kapsamı dikkate alındığında, davanın Suudi Arabistan’a devrinin Birleşmiş Milletler (BM) İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşmesi’ne aykırı düşeceğini belirten başkan, ayrıca devir kararının kamu vicdanını yaralar nitelikte olduğunu ifade etti.

İddianamede, ”Cemal Kaşıkçı’nın muhalif tavrı nedeniyle Suud yetkililer tarafından ölümle tehdit edildiği, kendisine zarar veremeyecekleri inancıyla Türkiye’de bulunduğu ve bunu yakın çevresine söylediğine” yer verildiğini bildiren başkan, şu ifadeleri kullandı:

“Cemal Kaşıkçı’nın ülkemizde bulunduğu sürece canı, malı ve ırzı halkımızın, dolayısıyla devletimizin tekeffülü altındadır. Suud yetkililerinin ülkemizde Cemal Kaşıkçı’ya karşı gerçekleştirdikleri pervasız ve hunharca cinayet, ülkemizin ’emin belde’ vasfına, devletimizin onur ve saygınlığına büyük bir saldırıdır. Bu eylem nedeniyle kamu düzeni ciddi bir şekilde zarar görmüştür. Eylemi gerçekleştiren faillerin bulunup yargılanması, eylemleri ile mütenasip müeyyide uygulanması suretiyle sarsılan kamu düzeninin tamiri elzemdir. ‘Ne yapalım Suud yönetimi yargılamak için sanıkları vermiyor’ acziyeti içinde davanın devri ve sanıklar hakkında kırmızı bültenin kaldırılmasının, toplumun adalet, eşitlik, dürüstlük gibi değer yargılarıyla bağdaşmadığı kanaatindeyim. Sonuç itibarıyla yukarıda zikredilen gerekçelere binaen itirazın kabulü gerektiği kanaati ile sayın çoğunluğun itirazın reddi yönündeki görüşüne iştirak etmiyorum.”