“Günlük açıklanan 30 bin vakanın çoğu aşısız”

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Ertuğrul, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Ertuğrul programda aşı politikaları ve pandemi sürecinde okullardaki tabloyu değerlendirdi.

Vaka ve vefat oranlarının düşmemesinin birkaç nedeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Bülent Ertuğrul, insan hareketlerinin pandemi öncesine döndüğünü hatırlattı.

“TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIKTA YÜZDE 70’İN ÜZERİNE ÇIKMAMIZ GEREKİYOR”

İnsanların dışarıda tamamen serbest biçimde dolaştığını belirten Ertuğrul’un açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Delta varyantı şu anda hâkim suş, çok çabuk yayılabilen bir suş. Şu anda yeterli bağışıklığa ulaşamadık, hâlâ toplumun önemli bir bölümü hastalığa karşı duyarlı ve bu nedenle de virüs rahat bir biçimde yayılma ortamı buluyor.

Toplumsal bağışıklıkta yüzde 70’in üzerine çıkmamız en azından gerekiyor. Ama Delta varyantı ile birlikte aşıların etkinliğinde düşüş yaşamaya başladık, şimdiki oranın yüzde 80’e çıkması gerekiyor, diyen istatistiksel çalışmalar var. Biz buna en azından yüzde 70-80 diyebiliriz.

Hızlı antijen testlerinin tarama testleri olarak kullanılmasından yanayım. Bunu özellikle okullarda, üniversitelerde, toplu iş yapılan yerlerde antijen testleri mutlaka yapılmalı. Onun dışında PCR testlerimizin oranı çok düşük, bunu artırmanın yolu düzgün bir biçimde filyasyon yapabilmek. Bizim salgının başladığı dönemdeki filyasyon çalışmalarımız tamamen ortadan kalkmış durumda. Biz sadece şu anda filyasyon olarak hastayı bulup, ona ilaç bırakıyoruz. Aşının olmadığı dönemlerde, Güney Kore ve Çin bunu çok güzel yapmıştı, bu tür başarılı çalışmalar sayesinde hastalık orada kontrol altına alınmıştı.

Yoğun bakımlarda aşısız olan insanlar var. Aşısızların oranı yoğun bakımların içinde yüzde 90’a çıkıyor. Total hastalananlar içinde de yüzde 80-85’ler civarında. Bu yazın ortasından itibaren ben dâhil birçok bilim insanı şunu söyledik, önümüzdeki dönem aşısızların salgını olacak, aşısızların pandemisi olacak. Zaten karşımızda da böyle bir tablo var. Şu anda günlük açıklanan 30 bine yakın vakaların da çoğunluğu aşısız olanlar.

“INFLUENZA SENEDE İKİ ZİRVE YAPAR”

Influenza senede iki zirve yapar. Birincisi ekim-kasımda yapar, ikincisi de şubat ayında yapar. Önümüzdeki ay böyle bir dalgayı bekliyoruz. Geçen sene bunu yaşamamızın nedeni pandemi nedeni ile insan hareketliliğinin en aza inmesi. Dışarıda da maskelerin sürekli kullanılmasıydı. Influenza da damlacık yoluyla kişilerin yakın teması ile bulaşıyor. Ama bu sene artık öyle değil, her şey normale dönmüş gibi görünüyor. Doğal olarak bu sene zirveleri yaşayacağız belki de daha ağır bir biçimde yaşayacağız. O nedenle Covid-19 aşısından bağımsız olarak risk grubundakilerin mutlaka grip aşısı olmasından yanayım. Sağlıklı bireyler de 5 gün ateşli bir biçimde yatakta yatmamak için gidip aşısını olabilir. Sağlıklı genç erişkinlerde böyle bir seçim hakkı olabilir, fakat risk altındakilerin grip aşısı olması gerekir. Her iki aşı, Covid-19 ve grip aşısı aynı gün olabilir. Aşının yan etkisi var, deniliyor. Bu tür durumlarda hangisine karşı yan etki geliştiğini daha iyi ayırt etmek için aralarına 14 gün süre vermek daha doğru olabilir.

“OKULLARA ÜCRETSİZ ANTİJEN TESTLERİ SAĞLANABİLİR”

Sağlık Bakanlığı, ‘Şu anda 400 bin hastamız var ve bunların yüzde 25’i çocukluk grubundan.’ dedi. Aslında bu yüksek bir sayı. Bunun temel nedeni de siyasi otoritenin sorumluluğunda olan bir işin yeterince yapılmamasından kaynaklı. Okulların açılması gerektiğini ama okulların pandemi koşullarına hazır hale getirilmesini dile getirdik. Okullarda hijyen koşullarının, havalandırmanın sağlanması ve yeterli temizlik personelinin sağlanması gerekiyor. Servislerde de yeterli servis sayısına ulaşması gerekiyordu. Bunların hiçbiri olmadı. Devlet okullarında yeterli personel alımı yapılamadı, bazen öğretmenler okulları kendileri temizlemek durumunda kaldılar. Yeterli temizlik malzemesi alınamadı. Okullara pandemi nedeniyle ayrılan bütçe öğrenci başına 35 lira civarında. Bu bütçe Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) bin 500 dolar civarında, Hollanda’da 2 bin Euro civarında. Böyle durumda okulları açarsanız karşılaştığınız durum bu olur. Allah’tan çocuklarda bu hastalık hafif geçiyor. Ama ilerideki durumlarını bilemiyoruz, ileride nasıl komplikasyonlarla karşılaşacağız? Bu konuda siyasi otoritenin ciddi olarak eleştirilmesi, onların da bu eleştirileri ciddi alarak düzenlemeler yapması gerekiyor. Yapılacaklardan biri okullara ücretsiz antijen testleri sağlanması olabilir. Avrupa’da bu böyle çünkü. Almanya’da çok ucuza gidip üçlü antijen testi alabiliyorsunuz. Bir pozitiflik durumunda doğrulamak amacıyla PCR yapılabiliyor.”

“ABD, Afganistan üzerinden Kuşak ve Yol’u geciktirmeyi hedefliyor”

Aydınlık gazetesi Ankara temsilcisi İsmet Özçelik, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Özçelik, iç ve dış politikadaki son gelişmeleri değerlendirdi.

Türkiye’nin farklı bölgelerinde eş zamanlı çıkan 240 yangından 5 yangının kaldığını ifade eden İsmet Özçelik, yangınların yaklaşık 11 gündür ülke gündemini meşgul ettiğini hatırlattı.

Ülke genelinde hava sıcaklıklarının düşmesi ve gelen yağışların yangınların söndürülmesini kolaylaştırdığını belirten Özçelik’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Yangınların, insanların yaşadığı bölgelerde tehdit olmadığını bildiriliyor ki, bu en önemli noktalardan biri. Salı gününden itibaren havaların yeniden ısınacağı konuşuluyor. Dikkatli olmayı sürdürmemiz ve sabotajlara karşı dikkatli olmamız lazım.

Yangınlarla eş zamanlı olarak Tarım ve Orman Bakanlığının verilerinin hacklendiği ortaya çıktı. Bu konu da araştırılıyor. Toplum, bundan sonra önümüzdeki yıllarda ne yapılmalıyı tartışmaya başladı. Türk Hava Kurumu uçaklarının yeniden devreye sokulması, ilaveler yapılması gibi… Yangın söndürme işinin kirala ile değil kamunun elindeki araçlarla yapılması konuşuluyor.”

İRAN-İSRAİL GERİLİMİ

Özçelik, Umman Denizi’nde İsrail’e ait bir ticaret gemisine düzenlenen saldırı hakkında şu değerlendirmelerde bulundu:

“İsrail Savunma Bakanı İran’ı hedef almıştı, ‘İran tüm bölge ve dünya için tehlikeli.’ dedi. Bakan gazeteciler ‘İsrail, İran’ı vurabilir mi?’ diye soruldu. Bakan da ‘evet’ yanıtı verdi. Bu arada İsrail Başbakanı da İran’a karşı tek başlarına harekete geçebilecekleri mesajını vermişti.

İran bu konularda kararlı duruyor, Süleymani’nin öldürülmesinden sonra da açıkça Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) ‘Ben seni cezalandıracağım.’ dedi. İlk kez bir Amerikan üssü saldırıya uğradı ve Amerika hiçbir şey yapamadı.

İran, İsrail’in yaptığı açıklamaları uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirdi. Batı’nın İsrail’e desteği konusunda Batı’yı da uyardı. İran’a yapılacak her türlü girişimin ahmakça olacağı belirtildi.

ABD, ÇİN’İ DURDURMAYA YÖNELİK BİR ÇABA İÇİNDE

Taliban, ülkedeki kontrolü ele alıyor. ABD, hızlı bir şekilde çekildiğini söyledi, niyeti bir kargaşa yaratmaktı. Afganistan’daki kargaşayı Orta Asya, Rusya ve Çin’e yöneltmeyi planlıyordu. Ancak durum pek öyle olmadı. Rusya ile Çin olaya müdahale etti ve Afganistan’da istikrar için hamle yapıldı. ABD’nin boşalttığı boşluğu çevre ülkeler istikrar için doldurdu. Bu çerçevede Taliban ile komşu ülkelerin görüşmeleri sürüyor. Çin ile yaptıkları görüşmeler var, Rusya terörist ilan etmesine rağmen görüşmelerini sürdürüyor. Türkiye’de de benzer çabalar var. Devlet Bahçeli, Türkiye’nin Afganistan’da bütün taraflarla görüşmesi gerektiğini belirtti. Bu Batı’yı rahatsız etti. Le Figaro’da yayımlanan haberde Türkiye ve Rusya’nın ABD’nin yerini almaya hazırlandığını yazdı. Türkiye de bu koordinenin içinde. Batı bu nedenle rahatsız, orada bir istikrar olması işlerine gelmiyor. Kuşak ve Yol projesi çok sayıda ülkeyi kapsayan bir kalkınma projesi. Bu projenin geçtiği hatta Afganistan da var. ABD burada istikrarsızlık yaratarak bu projeyi geciktirmeyi hedefliyor. ABD’den gelen bütün çabalar Çin’in kuşatılması için, özetle ABD, Çin’i durdurmaya yönelik bir çaba içinde.”

 

 

“Reisi, ABD ile müzakerelere devam edecektir”

Marmara Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Serhan Afacan, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Afacan, yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi döneminde İran’daki olası değişimleri değerlendirdi.

Reisi’nin yemin töreninde Hasan Ruhani dönemini eleştirdiğini aktaran Dr. Serhan Afacan, Reisi’nin bir önceki hükümetin ekonomi politikalarına ciddi biçimde tepki gösterdiğini kaydetti.

SİSTEM REİSİ’NİN YANINDA”

Reisi’nin Ruhani dönemini dış politika açısından da eleştirdiğini belirten Afacan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“İran’ın sorunlarını çözmekten bahsederken sorunların adını koymak lazım. İran’da ekonomik sorun ve fakirleşen bir toplum var. Önce bunun çözülmesi şart. İkincisi ve bununla doğrudan bağlantılı olan konu, İran’ın üzerindeki yaptırımların kaldırılması gerekiyor. İran doğal enerji kaynaklarını satarak ekonomisini çevirmeye çalışıyor ve şu anda ciddi sıkıntılar yaşıyor.

Reisi bunları yapabilir mi? Yapabilir, çünkü zaten 2017 yılında aday olduğunda da devamlı ekonomiden ve yolsuzluktan bahsetti. Hatta seçimlerden önceki iki yılını yargı erkinin başı olarak geçirdi. Sistem Reisi’nin yanında, Hamaney’e daha yakın bir isim sistemin Reisi ile daha uyumlu çalışması bekleniyor.

BATI’NIN İRAN’A İHTİYACI VAR”

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile müzakerelere baktığımızda Viyana’da ciddi bir mesafe kaydedildi. ABD biraz olumsuzlukları öne çıkarsa da bunu Reisi bir gelsin, onunla bunu konuşuruz, yaklaşımına bağlıyorum. Reisi’nin prestijini artırmak için bir şansı var, bunu kullanmaya çalışacaktır, diye düşünüyorum.

1989 idamları çok tartışmalı bir konu. İran-Irak savaşı bittikten sonra Saddam’ın da desteği ile rejim muhalifleri İran’a bir saldırı düzenledi. O arada da binlerce halkın örgütü mücahitleri idam edilmişti. Sorun şuydu; bunların çoğunun hakkında idam kararı yoktu. Sonra bu idam heyetinin içinde Reisi olduğu için çok eleştirildi ama bundan çok fazla bir şey çıkacağını düşünmüyorum. 2005 yılında Ahmedinejad Cumhurbaşkanı olduğunda ABD, 1979 elçilik baskınında bulunduğunu iddia etmişti, çok fazla bir şey çıkmamıştı. Batı’nın bir şekilde İran’a ihtiyacı var, bu nedenle kriminalize edemezler.

“İRAN’IN ÜZERİNDEKİ YAPTIRIMLARIN KALDIRILMASI GEREK”

Covid-19 konusu İran’da çok vahim soruna dönüştü. İran aşı üstüne aşı bulduğunu ilan ediyor ama ne yazık ki, aşılanma oranları düşük. İran’da iç karartıcı bir tablo var. Diğer taraftan Humeyni’yi mezardan kaldırsanız İran, ABD ile müzakere edecek. Zaten İran buna Viyana’da başladı. 2015 yılında da nükleer anlaşma imzalandığında Ali Hamaney dahi ‘biz esnekçe bir kahramanlık gösterdik’ demişti. Dolayısıyla bu müzakereler devam edecek. Reisi bu müzakereleri önemsiyor. Peki, biz neden Reisi müzakerelere önem vermediği izlenimine sahibiz. Şöyle, Hasan Ruhani ABD ile yürüttüğü müzakerelere çok büyük anlam yükledi. Sanki bu bir maymuncukmuş ve bütün kapıları açacakmış gibi davrandı. Reisi bunu yapmıyor. Bunu davul zurna ile yapmayı tercih etmiyor.

İran şu an petrolünü belirli yollardan satabiliyor, yaptırımlardan ilaç tedarik edemediğini bile belirtti. Yaptırımlar kaldırılmadan İran ekonomisinin doğal seyrine dönmesi mümkün değil. Bu nedenle Reisi mutlaka müzakereleri devam ettirecektir. Balistik füze çok önemli bir mesele, Afganistan’daki göç meselesini de göz önüne alınca bu müzakereler oldukça çetin geçecektir.”

Japonya’nın son Beyaz Kitabı yeni bir güvenlik politikasına işaret ediyor

Haber / Yorum: Mehmet Emre Öztürk

Japonya Savunma Bakanlığı, güvenlik ve savunma konulu Beyaz Kitap yayınladı. Rapor “Özgür ve Açık Hint-Pasifik” stratejisi ile şekillendiriliyor. Çin sahil güvenlik botları, Kuzey Kore füze geliştirme programı, deprem, uzay ve siber güvenliği gibi konuların yanı sıra, Japonya-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ittifakına geniş yer veriliyor.

“Hint-Pasifik bölgesi, dünya nüfusunun yarısına ev sahipliği yapmaktadır. Başlıca deniz yollarının geçtiği bir konumdadır.  ‘Özgür ve Açık Hint-Pasifik’ vizyonu, barış kavramına dayanmaktadır. Konsepti desteklediği sürece her ülke iş birliği yapabilir.” ifadelerine yer verilen raporun girişinde bölgesel ittifak çağrısı yinelenmiş oldu.

ÇİN HALK CUMHURİYETİ SAYFASI

2020 yılında yayınlanan Beyaz Kitap’ta olduğu gibi, Çin Halk Cumhuriyeti ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore), Tokyo’nun birincil güvenlik endişeleri olarak servis edildi. Öte yandan raporun girişini kaleme alan Japon Savunma Bakanı Nobuo Kishi, hem Çin hem de Kuzey Kore’yi açık şekilde tehdit olarak nitelendirdi.

Raporda tartışmalı Diaoyu (Senkaku) Adaları çevresindeki gerilimler de dile getirildi. Bakanlık raporunda Çin Sahil Güvenlik gemilerine dikkat çekilirken, Beijing’in “Doğu ve Güney Çin Denizlerindeki statükoyu değiştirmeye yönelik tek taraflı girişimi” olduğu iddia edildi.

2020 raporunda Çin Halk Ordusu’nun analizine daha geniş yer ayrılırken, “21. yüzyılın ortalarında Halk Kurtuluş Ordusunun askeri gücünün niteliksel ve niceliksel açıdan geniş ve hızlı bir şekilde geliştirilmesi nükleer, füze, deniz ve hava kuvvetleri alanında açıkça görülmekte” satırlarına yer verilmişti.

KORE YARIMADASI BAŞLIĞI

Raporun dördüncü sayfası ise Kore İşçi Partisi’nin 8. Kongresi’nde, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un füze yeteneklerinin daha da geliştirilmesi ve “taktik nükleer silahlar” hakkında yaptığı konuşmaya ayrıldı. Pyongyang’ın geliştirdiği kıtalararası füzelerin yakından izlendiği raporda, Kuzey Kore’nin son teknoloji füzelerine yer verildi.

Güney Kore ile olan ilişkilere ise, iki ülke arasında anlaşmazlık konusu olan Dokdo Adaları geniş yer tuttu. Japonya ada çevresinde Güney Kore Ordusu’nun tatbikatlarına yönelik eleştirilerde bulundu.  “Japonya-Güney Kore iş birliği ilişkisine ve Japonya-ABD-Güney Kore iş birliği ilişkisine zarar gelmemesini için Güney Kore’den bu konulara uygun eylemler bulunmalarını talep etmeye devam edeceğiz” çıkışında bulunan raporda Güney Kore-Japonya ilişkilerinin ABD için olan önemi vurgulanıyor.

QUAD ÇAĞRISI

Beyaz Kitap, Hindistan ve Avustralya ile de daha yakın iş birliği ihtiyacının altını çiziyor. Tokyo’nun genişleyen jeopolitik manzarasını gösteren rapor, Kanada ve Yeni Zelanda’nın yanı sıra İngiltere, Fransa ve Almanya’yı hayati oyuncular olarak tanımlıyor.

QUAD’da bayrak taşıyıcılığı üstlenen Yoshihide Suga hükümeti, ABD öncülüğündeki ittifak arayışını sürdürme isteğini sürdürüyor.

KANTEI’DEKİ NEO-MUHAFAZAKÂRLAR PASİFİST GÜVENLİK POLİTİKASINI TERK EDİYOR

Japonya’da Shinzo Abe döneminde çekiş kazanan ve halefi Başbakan Yoshihide Suga yönetiminde “süreklilik” gören pasifist güvenlik politikadan uzaklaşma girişimleri yeni bir boyut kazanmış durumda. Bu yıl beyaz kitap kapağında yer alan “Samuray” savaşçısı çizimi, saldırgan bir politika benimseyen Kantei’deki neo-muhafazakârların imparatorluk özlemini yeniden gündeme taşıdı.

Japon muhafazakârlar geçmiş yıllarda Japonya Anayasasının devletin savaş yürütmesini yasaklayan 9. maddesini gözden geçirmişlerdi. Bu adım atılırken Japon İmparatorluğu döneminde Japonya’nın savaş suçlarını inkâr eden muhafazakârlar, Japon Öz Savunma Kuvveti (JSDF) üzerindeki anayasal kısıtlamaların kaldırılması yoluyla geçmiş imparatorluk özlemlerini ortaya koydu. 9. maddeyi yeniden yorumlamaya öncülük eden kilit isimlerin başında, aynı soyadını paylaşmasa da mevcut Savunma Bakanı Nobuo Kishi’nin kardeşi olan eski başbakan Shinzo Abe idi.

Nobusuke Kishi (ortada) torunları Shinzo Abe (sağda) ve Nobuo Kishi (solda) ile birlikteyken (1963)

İki kardeşin “A sınıf” savaş suçlusu 56. ve 57. dönem Japonya Başbakanı Nobusuke Kishi’nin torunu olduğunu da hatırlamakta fayda var. Gelenekler ile sürdürülen Japon siyasetinde Liberal Demokrat Parti’nin Çin karşıtı tutumunun derin bir geçmişe sahip olduğunu söylemek mümkündür.

Kantei aralık ayında, 2021 mali yılı için 5,34 trilyon yen (52.6 milyar dolar) tutarında bir savunma bütçesini onaylamıştı. Bütçe 2020’ye göre yalnızca yüzde 1,1 artarken, savunma harcamalarında art arda dokuz yıl boyunca istikrarlı bir büyüme kaydedildiği görüldü. Bu yılın Mayıs ayında Kishi ve Kabine Sekreteri Katsunobu Kato, Japonya’nın 1976’dan beri genel uygulama olduğu gibi savunma harcamalarının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) yüzde 1’inin altında kalmasına yönelik politikanın izlenmediğini açıklamıştı.

Çin’in fosil yakıt alımını azaltmasına petrol ülkeleri hazır mı?

Akademisyen Altay Atlı, CRI Türk’te Samet Demir’in hazırlayıp sunduğu “Ekonomi Basını” programına konuk oldu. Atlı, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasında Alaska’da konuşulan iklim değişikliği ile mücadele konusunda, fosil yakıt kullanımını sıfıra indirme çalışmalarını değerlendirdi.

Atlı’nın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Alaska’da ABD ve Çin birçok konudaki anlaşmazlıklarını yüz yüze aktardı. Ancak anlaşmazlıkların dışında bir konu daha vardı. ABD ve Çin iklim değişikliğiyle mücadele konusunda fikir birliğine vardılar. Bu iki büyük ülkenin dünyanın karşı karşıya olduğu en temel sorunlarla ortak mücadele etmeleri olumlu bir başlangıç.

Çin açısından baktığımızda, geçen yılın eylül ayında Birleşmiş Milletler’in (BM) pandemi toplantısında Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, ‘Covid-19 pandemisi insanlığa bir yeşil devrim ihtiyacı olduğunu hatırlatıyor.’ ifadesini kullanmıştı. Devrim olarak bahsetmişti bundan. Bu tek bir ülkenin meselesi değil, bu bütün insanlığın bir konusu.

ÇİN’İN SIFIR KARBON HEDEFİ

Çin için 2060 yılında sıfır karbona erişmek mümkün mü? Bu kolay değil ancak 40 yıldan bahsediliyor. Çin’in karbon salınımlarından en büyüğünün kaynağı kömür tüketimi. Sanayi de ve elektrik üretiminde kömür kullanılıyor. Şu anda Çin’in tükettiği enerjinin yüzde 60’a yakını kömürden geliyor. Çok ciddi bir dönüşüm gerekiyor ve bu oldukça mümkün de görünüyor. 14. Beş Yıllık Plan’da birtakım hedefler ortaya koyuldu. Bu birden sıfıra indirilmiyor.

Çin son yıllarda yenilenebilir enerji konusunda son derece atak. Yani rüzgâr, güneş enerjileri konusunda kapasite artırımının devam etmesi çok önemli. Enerjinin kullanım alanında da bir değişim gerekiyor. Arabalarda, fabrikalarda büyük bir dönüşüm gerekecek.

FOSİL YAKIT SEKTÖRÜ ÇALIŞANLARI İÇİN DÖNÜŞÜM GEREKİYOR

Ekonominin kendi içinde birtakım dengeler de var. Çin’de kömür sektöründe çalışan kişi sayısı 5 milyon. Kömür santralleri kapatılınca bu insanlar nerede çalışacaklar? Bu ekonominin bir bütün olarak değiştirilmesini gerektiren bir durum. Bu yapıldığında Çin’in de büyük kazancı olacak dünyanın da büyük bir kazancı olacak. Küresel ısınmaya yönelik hedeflerin tutturulması için bu önemli. Kısa vadede Çin için bunun maliyeti olacak ancak orta ve uzun vadede bunun getirisi önemli olacak.

PETROL İHRAÇ EDEN ÜLKELER ACİL DÖNÜŞÜM BAŞLATMALI

Artık diğer ülkeler de petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtlar üzerinden gerçekleşecek projelere desteklerini kısıtlamalı. Yenilenebilir enerjili projelere desteklerin artırılması gerekiyor. Küresel ekonomi açısından da bunun sonuçları olacak. Çin petrol, doğal gaz, kömür ithal eden bir ülke. Aynı zamanda petrol, doğal gaz ve kömürü ihraç eden ülkeler de var. Bu ülkeler için Çin büyük bir alıcı. Çin’in bu ülkelerden alımları azaltması nasıl bir sonuç yaratacak? Bu şimdiden hazır olunması gereken bir konu aslında. Gelirleri petrol, doğal gaz ve kömüre bağlı ülkeler kazandıkları gelirleri ülkelerinin ekonomilerinin diğer sektörlerinin geliştirilmesi için kullanmalı. Pandemiyle birlikte çevreye karşı duyarlılığın ön plana çıkması, petrol ihraç eden ülkeler için de dönüşümü daha acil konuma sokuyor.

ABD ve Çin’in bile tek başına çözebileceği bir sorun değil küresel ısınma ve Alaska toplantılarının en önemli konusu olarak kayıtlara geçecek.”

Myanmar’da son durum

Myanmar’da 1 Şubat’ta darbe ile yönetime el koyan ordu devam eden protesto gösterileri arasında eylemlerine devam ediyor.

Darbeyle görevden alınan ülkenin seçilmiş lideri Aung San Suu Kyi’nin gözaltı süresinin uzatıldığı duyuruldu. Darbeden bu yana gösterilerin bir türlü yatışmaması üzerine ordu, sert müdahale konusunda adımlar atacağının sinyallerini veriyor.

Bu uyarılara rağmen ülkenin en büyük kenti Yangon’da göstericiler seçilmiş hükümet için sokakları doldururken orduyu kınayan pankartlar açtı.

Halk araçlarıyla yolları kapatarak boykot çağrılarında bulundu. Kamuda ise iş durdurma eylemleri ile ordu protesto edildi. Başkent Naypyidaw’da da öğrenciler ve kamu çalışanlarının çoğunlukta olduğu kitlesel gösteriler düzenlendi.

CRI Türk için konuşan bir kamu görevlisi, ülkede seçilmiş bir hükümetin yönetimi ele alacağı güne kadar protestocuların sokaklardan ayrılmasının zor olduğunu belirtirken, “Zor bir süreç yaşanıyor.” dedi.

Uzun süre Myanmar’da yaşamış olan Taylandlı gazeteci Natty Tangmeesang ise CRI Türk’e son gelişmeleri aktardı.

“DARBE BEKLENTİSİ VARDI”

1 Şubat’ta harekete geçen ordunun 8 Kasım 2020 seçimlerinde hile yapıldığı iddiaları üzerine darbe sinyalleri verdiğini söyleyen Tangmeesang şunları kaydetti:

“1 Şubat’ta Myanmar Ordusu darbe gerçekleştirerek, seçilmiş hükümetin yetkilerine el koydu. Ülke siyasi lideri Aung San Suu Kyi, Devlet Başkanı Win Myint ve diğer siyasi liderlerin de aralarında bulunduğu dört yüzün üzerinde kişiyi gözaltına aldı. Öfkelenen halk sosyal medya üzerinden örgütlenmeye başladı. Bu durumdan rahatsız olan darbe yönetimi ülkede Facebook başta olmak üzere birçok sosyal medya sağlayıcısını erişime kapattı. Halkın farklı yöntemler ile iletişimini sürdürmesi üzerine pazartesi günü ülkede neredeyse tüm internet bağlantısı kesildi.”

“5 AŞAMALI YOL HARİTASI”

Darbe komitesi başkanı olan General Min Aung Hlaing’ın 5 aşamalı bir yol haritasını hâlihazırda duyurduğuna değinen Tangmeesang, “Seçim yasasında hile iddiaları ile darbe gerçekleştiren ordu seçim kanunları değiştirmek istediğini açıkça vurguladı. Covid-19 pandemisine karşı bir aksiyon planları olduklarını da açıkladılar. Tüm bu sürecin ardından demokratik bir seçim ile iktidarı devredeceklerini söylediler. Ancak duyurdukları darbe yasalarına göre ordu 1 yıl başta kalma hakkını elinde tutuyor. Sonraki 6 aylık dönemlerde ise uzatmalar ile yönetimi devretmeyebilirler. Basitçe 2 yıllık bir süreç şimdiden garanti altında. Seçim ile yönetimi devretme adına bir planlarının olup olmadığını konuşmak için henüz erken.” diye konuştu.

ULUSLARARASI ÇAĞRILAR DEVAM EDİYOR

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, Myanmar’daki askeri darbeden derin endişe duyduklarını bildirmişti. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise, ”Myanmar’a yeterince baskı ile bu darbenin başarısız olmasını sağlamak için tüm aktörleri ve uluslararası toplumu harekete geçirme konusunda elimizden geleni yapacağız.” açıklamasında bulunarak darbeyi kınamıştı.

Çin’in Myanmar’daki Büyükelçisi Chen Hai, Myanmar’daki bazı ana akım medya kuruluşlarına verdiği yazılı mülakatta, ülkede siyasi istikrarın sağlanması çağrısı yaptı.

Büyükelçi Chen Hai, Myanmar’ın yakın komşusu olarak Çin’in, ülkedeki son gelişmeleri yakından takip ettiğine dikkat çekti. Chen, Myanmar’daki ilgili tüm tarafların, anayasa ve hukuk çerçevesi altında anlaşmazlıkları rasyonel şekilde çözmek suretiyle siyasi ve toplumsal istikrarı yeniden tesis etmesini umduklarını söyledi.

“QUAD” kurumsallaşır mı?

Kısa süre önce Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin Hint-Pasifik güvenliğini güçlendirmek adına telefon görüşmesi yaptığı duyuruldu.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, “Liderler, özgür ve açık bir Hint-Pasifik’i teşvik etmek için yakın iş birliğini sürdürmek konusunda anlaştı. Buna açık deniz navigasyon özgürlüğü, toprak bütünlüğü ve Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) aracılığıyla daha güçlü bir bölgesel mimari desteği de dâhil.” ifadelerine yer verildi.

Hindistan, ABD, Japonya ve Avustralya’nın katılımcısı olduğu gayriresmi topluluk “QUAD” ABD’nin bölgesel çıkarlar için kullanmak istediği bir araç olarak tanımlanıyor.

Biden yönetimi, müttefikleri ile ilişkilerini düzeltme ve güçlendirme konusunda geniş adımlar atmaya çalışıyor. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan geçen hafta yaptığı açıklamada “Amerika’nın esaslı bir Hint-Pasifik politikası inşa” ederken, QUAD ile büyük iş birliklerine gideceğini duyurmuştu.

ABD’nin söz konusu müttefikler ile nasıl bir çıkar gözettiği ise uzmanlar tarafından iki başlıkta değerlendiriliyor. İlk olarak, eski Başkan Donald Trump’ın şekillendirdiği Hint-Pasifik Stratejisi’ni daha farklı bir boyutta ele almak. İkincisi ise, Biden yönetiminin ABD hegemonyasını çöküşten kurtarmak adına yükselen Çin’i kontrol altına alma planı. Bölgeyi hakimiyeti altına alıp Çin’i yalnızlaştırabileceğini düşünen Biden yönetimi Asya üzerinde kademeli olarak sertleşen bir politika izleyecek gibi görünüyor.

“ÖNCE AMERİKA” ELEŞTİRİSİ

 ABD Dışişleri Bakanlığı Basın Sözcüsü Ned Price, salı günü düzenlenen basın toplantısında, Biden yönetiminin “çok erken” veya tek başına hareket etmeyeceğine dair açıklamalarda bulundu.

Kuzey Kore ve İran politikalarında Trump yönetiminin, Amerika’nın tek başına hareket etmesine yol açtığını söyleyen Price, “Önce Amerika” politikasının nedeniyle ABD’nin Asya’da başarısız bir dış politika izlediğini savundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price: “Genel olarak şunu söyleyebilirim ki QUAD, Hindistan’ın da dahil olduğu, özgür ve açık bir Hint-Pasifik bölgesinin iyiliği için bir araya gelmesinin önemli bir örneğidir.”

Bu açıklamalar ile aslında ABD’nin bölgesel anlamda kaybettiği güç dile getirilirken, müttefiklik ilişkilerinin ABD çıkarlarını korumak adına geliştirileceği teyit edilmiş oldu.

Washington’ın açıklamaları, dış politikada Çin’e karşı uygulanacak eylem tarzının değişikliklerle sonuçlanıp sonuçlanmayacağı konusunda detaylara yer vermezken, ABD’nin ne yapması gerektiğiyle ilgili açık mesajlar veriyordu. ABD’nin Hint-Pasifik’te yeni isimlendireceği müttefik topluluğu arayışlarına girmesi ise muhtemel seçenekler arasında.

“QUAD” STATÜSÜ NE OLACAK?

Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Yardımcısı Stephen Biegun gayriresmi statüde bulunan “QUAD”ı resmileştirme olasılığına işaret etmişti.

QUAD’dan daha resmi bir yapıya sahip olan Japonya, Avustralya ve ABD arasındaki “Üçlü Stratejik Diyaloğu” (TSD) bu süreçte örnek gösterilebilir yapıya sahip. TSD 2000’lerin başında üst düzey yetkililer arasında gayri resmi bir topluluk olarak sahneye çıktı. Üç ülke bölgesel endişeleri ele alıp terörle mücadele, nükleer silahların yayılmasını önleme ve insani yardım misyonları gibi geleneksel olmayan güvenlik alanlarında iş birliklerine gitti. TSD, 2005 yılında bakanlık düzeyine yükseltilmiş 2006 ise ilk bakanlar düzeyi toplantısını gerçekleştirmişti.

QUAD ile TSD arasında farklı bir misyon gücü olabilir ancak Pompeo’nun çağrıları Biden ekibi için kolaylık sağlayan bir zemin oluşturmuş durumda. Eski yönetimden farklı hareket ettiğini savunan yeni dışişleri kadrosundan henüz bu yönde açıklama gelmiş değil. Tüm senaryolar ve bölge ülkelerin Çin ile ilişkilerine bakıldığında, QUAD’ın kısa vadede kurumsallaşmış bir yapıya dönüşmesi olası görünmüyor.

Mehmet Emre Öztürk

Güney Kore’nin 2020 savunma konulu beyaz kitabında neler değişti?

Güney Kore Savunma Bakanlığı, “2020 Savunma Konulu Beyaz Kitap”ı salı günü yayımladı. Güney Kore, Japonya ve Çin dâhil olmak üzere bazı komşu ülkelere yer verdiği bölümlerde değişikliklere gitti.

İki yıl önce yayınlanan “Beyaz Kitap”, Güney Kore ile Japonya’yı “coğrafi ve kültürel olarak yakın komşular ve küresel barış ile refah için iş birliği yapan ortaklar” olarak tanımlanmıştı. En son rapor ise, iki ülkenin “yalnızca iki ülkenin ilişkileri için değil, aynı zamanda Kuzeydoğu Asya ile dünyada barış ve refah için de iş birliği yapması gereken yakın komşular” olduğunu belirtiyor.

Güney Kore Savunma Bakanlığından bir yetkilinin, Japonya’nın 2019’da Güney Kore’ye karşı uyguladığı yaptırımlar göz önüne alındığında, bakanlığın Japonya’yı “komşu” olarak adlandırmasının “makul” olduğuna karar verildiğini söylediği ülke basınında çıkan haberlerde vurgulanıyor.

Değişen bu ifadeler, son siyasi gelişmelerin Seul ile Tokyo’nun birbirinden uzaklaştırdığını ve iki taraf arasındaki belirsizliğin arttığını gösteriyor. Tartışmalı Dokdo Adaları gibi tarihi sorunların güncel tutulması tartışmaların yeniden alevlenebileceğine işaret ediyor.

“KUZEY KORE” SAYFASI

27 Nisan 2018’de Kim Jong-un ve Güney Kore Cumhurbaşkanı Moon Jae-in el ele 38. enlemin iki tarafına geçerken.

Beyaz Kitap’ta “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti” (Kuzey Kore) için ayrılan bölüm, bir önceki rapor ile aynı kaldı. 2018’de liderleri arasında yapılan zirveler ardından Korelerarası ilişkilerdeki iyileşmeyi bozmamak adına “düşman” kelimesine Beyaz Kitap’ta yer verilmediği görüldü.

Ancak son raporlar Kuzey Kore’nin askeri değişikliklerine teknik anlamda güncelleme getirdi.

Beyaz kitapta yer alan bilgilere göre:

“Kuzey Kore’nin şu anda Stratejik Kuvvet Komutanlığı altında 13 füze tugayına sahip olduğu ve 2018’den bu yana dört ünite eklendiği,

Kuzey Kore Topçu Birliklerinin, Güney Kore hedeflerini vurmayı amaçlayan kısa menzilli Scud ve Rodong füzeleri kullanabilecekleri,

Yaklaşık bin 300 kilometre ve üç bin kilometre uçabilen Musudan füzeleri ile Guam’daki stratejik Amerikan askeri üsleri menzile girdiği” belirtilenler arasında.

THAAD VE ÇİN RAPORU

Japonya’yı “ortak” olarak tanımlamaktan vazgeçen Güney Kore, Çin ilişkilerine dair açıklamalarda olumlu sinyaller verdi. Raporda Çin’in, Güney Kore’nin 2016 yılında topraklarına ABD’nin Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması (THAAD) sistemini konuşlandırma kararına sert tepki göstermesine atıfta bulunuluyor.

Güney Koreli vatandaşlar 2018 yılında THAAD sisteminin ülkeye yerleştirilmesini protesto ederken.

Güney Kore Cumhurbaşkanı Moon Jae-in ve Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in 26 Ocak’ta gerçekleştirdiği telefon görüşmesi ardından, iki tarafın iş birliği ve siyasi güven için somut adımlar atmaya başladığı görülmüştü.

Savunma raporu ve hükümet tarafından yapılan açıklamalarda Güney Kore’nin, ekonomi ve güvenlik konularında Çin ile ABD arasında taraf tutmak istemediği açıkça görülüyor. Güney Kore, stratejik çıkarlarına göre yol alırken, Washington’ın ülkedeki Demokrat Parti iktidarı üzerinde daha fazla baskı oluşturması beklenenler arasında.

Haber: Mehmet Emre Öztürk

ABD’nin büyük açmazı ne?

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Joe Biden dönemi başladı. Kimi uzmanlar, yeni döneme ilişkin iyimser beklentilerini sıralıyorlar. Özellikle dış politikada kurumsal ilişkilerin öne çıkacağını, Avrupa Birliği (AB) ile bozulan ilişkilerin düzeleceğini, içeride gerilimin azaltılıp, iç barışın güçlendirileceğini söylüyorlar. Bu beklentiler ne kadar gerçekçi? Tartışalım.

Birincisi, ABD’nin yaşadığı sorunlar yapısal. Dönemsel değil. Sorun, Donald Trump’ın kişiliğinden, üslubundan kaynaklanmıyor. Öncelikle, ABD’nin aşınan hegemonyasıyla, zayıflayan devlet kapasitesiyle ilgili. Bu da ABD’yi daha saldırgan, daha öfkeli yapıyor.

İkincisi, ABD; son yıllarda dış politikada attığı adımların büyük bölümünde, hedeflerine ulaşamadı. Bazılarında da kısmen ulaştı. Ne rakiplerinin yükselmesini engellemeye gücü yetti ne de müttefikleri üzerinde eskisi kadar nüfuz sahibi.

Üçüncüsü, ABD; hasım devletler olarak sıraladığı ülkelerin en tepesinde yer alan Çin ve Rusya’ya karşı istediğini elde edemedi. Trump döneminde Çin’e karşı başlatılan ticaret savaşını kaybetti. Rusya’nın Doğu Akdeniz’de, Orta Doğu’da artan etkisini durduramadı. Çin ve Rusya arasındaki yakın ilişkiyi baltalamak istedi. Başaramadı. Kuzey Kore, Küba, İran, Venezuela’ya yönelik hamlelerinde de umduğunu bulamadı.

Dördüncüsü, ABD’nin ekonomik ölçekteki gerileyişinin Biden döneminde durdurulması mümkün görünmüyor. Federal borç, Biden başkanlık koltuğuna oturduğunda, 27,8 trilyon doları geçmişti. 331 milyon nüfuslu ülkenin, ekonomik büyüklüğünün 21,5 trilyon dolar olduğu düşünülürse, ABD’nin borç yükünün boyutları daha iyi anlaşılıyor. ABD de bu büyük sorunu, emperyalist politikalarla çözmeye, ötelemeye çalışıyor.

ABD’NİN BÜYÜK AÇMAZI NE?

Beşincisi, ABD’nin iç siyasetinde sorunlar çok ve de çeşitli. Sınıfsal uçurum, varsıl-yoksul arasındaki büyük fark, katlanılamaz, sürdürülemez halde. En zengin yüzde 1, nüfusun yarısının toplamı kadar zengin. Kötü olan sağlık sistemi, salgın hastalıkla birlikte daha da kötüleşti. İşsiz sayısı 50 milyonu geçti. Suç oranları çok yüksek.

Altıncısı, Trump’ın söylemlerini paylaşan geniş bir kitle var. Anket şirketlerine göre; Kongre baskını ve sonrasında yaşananlara Trump destekçilerinin yüzde 45’i olumlu bakıyor. Bu durum, Trump’ı siyasete devam etme, 2024’deki başkanlık yarışında yeniden aday olma yönünde cesaretlendiriyor. Bunu başaramazsa oğlunu veya damadını aday göstermeye çalışacağını söyleyenler de var, partisinden ayrılıp yeni bir parti kuracağını söyleyenler de. Asıl üzerinde durulması gereken, Trump’ın önü kesilse bile, onun çizgisinin ve söylemlerinin toplumda güçlü bir karşılık bulması.

Yedincisi, ABD’deki toplumsal, siyasal, sınıfsal, kültürel, ekonomik sorunları gidermek için, Joe Biden dâhil, kimsenin elinde sihirli değnek yok. Birikmiş olan yapısal sorunların çözümü, kısa vadede olanaksız.

Kısacası, ABD’nin ikilemi şu. Ya sorunlarını gerçekçi bir yaklaşımla ele alıp çözmeye çalışacak veya şimdiye dek izlediği politikaları izleyip daha büyük sorunlar yaşayacak.

Bağdat’taki saldırının arkasında ABD var iddiası

Aydınlık gazetesi Ankara temsilcisi İsmet Özçelik, CRI Türk’te “Güne Başlarken” programına konuk oldu ve dünya gündemine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Dünyanın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) yönetim değişimini konuştuğunu ifade eden İsmet Özçelik, yeni yönetimin göreve başlamadan tehditlere başladığını bildirdi.

Tehdit edilen ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu söyleyen Özçelik, “ABD’nin yeni dışişleri bakanı olması beklenen Antony Blinken, Türkiye’yi sözde stratejik ortak olarak tanımladı, S400’ler konusunda eleştiriler yöneltti. ‘Rusya ile yakınlaşma kabul edilemez.’ dedi.  Arkasından da mevcut yaptırımların etkisine bakılıp daha fazlasına ihtiyaç duyulabileceğini belirtti. Bir anlamda Türkiye’ye yönelik sopasını kaldırmış oldu. Senato’daki toplantılara katılan ulusal istihbarat direktörü adayı, maliye bakanı adayı, savunma bakanı adayı hepsi benzer açıklamalar yaptılar. ABD’nin yeni yönetiminin hedefinde sadece Türkiye yok, Çin var, Rusya var, Hindistan var, İran var, tüm Asya var. Avrupa Birliğine (AB) şimdilik havuç uzatılıyor ama Asya ile ilişkiler konusunda sopa uzatılıyor. Blinken, Asya’ya karşı birleşik cephe vurgusu yaptı. Hindistan da Türkiye gibi S400 alırsa onlara da yaptırımların uygulanacağını söyledi.” diye konuştu.

“ABD’NİN LİDERLİĞİ KAYBETTİĞİ İTİRAF EDİLDİ”

ABD’deki yeni yönetimin en çok konuştuğu ülkenin Çin olduğunu vurgulayan İsmet Özçelik, Trump’ın Çin politikasına yeni yönetim tarafından da destek verildiğini ifade etti.

Çin’e karşı sert uygulamalara gidilebileceğini aktaran Özçelik, “ABD’nin liderliğinin yeniden tesis edilmesi tabiri kullanıldı. Bu da ABD’nin liderliğinin artık gittiğinin itirafı olarak değerlendiriliyor. Rusya tehdit kapsamında görülürken Gürcistan’ın Rusya’ya karşı kullanılması tavsiye edildi. Bunun da Gürcistan’ın NATO’ya alınmasıyla yapılabileceği kaydedildi. Biden yemin edip göreve başladı ancak yemin töreninde askeri birtakım törenler de vardı ve Biden askerlere asker selamı verdi. Bu ABD geleneklerinde pek olmayan bir durumdu. Biden’ın bu tavrı önümüzdeki dönemde izleyeceği yöntem olarak değerlendirildi. ABD’deki Kongre’yi basan kesimler önümüzdeki dönemde çok daha örgütlü gündeme geleceğe benziyor.” dedi.

BAĞDAT’TAKİ SALDIRININ ARKASINDA ABD VAR İDDİASI

30’dan fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Irak’taki terör saldırısı ile ilgili de açıklamalarda bulunan İsmet Özçelik, patlamaların kışkırtma amacı taşıdığı bilgisini paylaştı.

ABD’deki koltuk değişiminin ardından yaşanan patlamaların bağlantılı olduğunu öne süren Özçelik, “Peş peşe patlamalar yaşandı ve ölü sayısının artabileceği konusunda bilgiler var. Tamamı sivil ölenlerin ve yoksullar. Patlamanın öncesinde Türk Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı Bağdat’ı ziyaret etmişti. Saldırlar için intihar saldırısı tabiri kullanılmıştı. Bağdat’ta yaşayan birçok kişi oradaki Amerikan istihbarat örgütlerinin bu tür saldırılarda kendilerini gizlemek için intihar saldırısı tabirini kullandığını bilir. Çünkü intihar saldırısında saldırıyı yapan ölmüştü, arkasını getiremezsiniz. Ama gerçekten intihar saldırısı mı, değil mi, bilinmiyor. Irak’taki birçok insan bunun intihar saldırısı değil ABD’nin örtülü terör eylemi olduğunu hep ifade etmişlerdir. IŞİD, Suriye’de ve Irak’ta yeniden sahneye çıktı. IŞİD’in arkasında CIA ve Mossad’ın olduğu konusunda fazla bir tartışma yok. Bu arada Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve genelkurmay başkanı Bağdat’ı ziyaret etti. Görüşmelerde PKK’nın Sincar ve Mahmur’daki faaliyetlerine dikkat çekildi. PKK’nın temizlenmesi konusunda Irak merkezi yönetimi, Erbil bölgesel yönetimi ve Türkiye’nin ortak operasyonda bulunması görüşüldü. Bazı gözlemciler de bu saldırının Irak’a ‘Türkiye ile PKK’ya karşı operasyon yapma’ uyarı değerlendirmesi yaptılar. PKK’ya operasyon yapılmaması gerektiğini belirtenin ABD olduğu da düşünülürse bu saldırıların devam edeceği açık bir biçimde gözüküyor. Çünkü Türkiye, bölgenin PKK’dan temizlenmesi konusunda kararlı. Bakalım önümüzdeki günler neler gösterecek.” ifadelerini kullandı.