Global Times / Xing Xue & Zhou Zhuobin

Editörün Notu:

Rusya ve Ukrayna arasındaki askeri çatışmanın başlamasından bu yana, uluslararası toplum krizin arkasındaki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve NATO’nun rolünün olduğunun giderek daha fazla farkına vardı. “İtaatsiz ülkelere” yaptırımlar uygulamaktan, diğer ülkeleri taraf seçmeye zorlamaya, Ukrayna mülteci meselesinde yalan söylemeye kadar ABD, bir “Soğuk Savaş entrikacısı” veya bir “vampir” gibi davranıp “düşmanlar” yaratan ve servetini savaş ateşlerinden kazanan ülke konumuna geldi. Çin merkezli Global Times, süper güç statüsünü kötüye kullanan ABD’nin dünyada kriz üstüne krizler yarattığını göstermek için bir yazı dizisi yayınladı. Makaleyi sizler için alıntılıyoruz:

“Sadece bir yıl içinde, yaptırımlarımız Rusya’nın son 15 yıllık ekonomik kazanımlarını silip süpürecek ve Rusya’yı uluslararası sahnede dışlanmış” yapacak. Rusya-Ukrayna askeri çatışmasının patlak vermesinden sonra ABD Başkanı Joe Biden’ın bu sözleri işin ürkütücü boyutunu gözler önüne serdi. Kargaşa yaratmak için alevleri körükleyen, muhaliflere yaptırım uygulamak için ekonomik ve finansal hegemonyayı kullanan, siyasi izolasyon yaratmak adına klikler oluşturan ABD, hegemonyasını uluslararası düzeni baltalamak için kullanıyor.

Aslında ABD hükümetinin yaklaşımı Harry Potter serisinde yer alan Voldemort karakterinin yaklaşımına oldukça benziyor. İkisi de güce inanıp hayranlar kazanıyor, şiddet kullanıyor ve üstünlüğü korumak için sürekli olarak rakiplerini öldürmek istiyor.

“PARALİZE EDİCİ” YAPTIRIMLAR

Rusya-Ukrayna krizi ortaya çıktıktan sonra ABD, Moskova ve Kiev’i müzakere etmeye ve barışı desteklemeye ikna etmek yerine ihtilafı uzatmak ve Rusya’yı devirmek için Ukrayna’ya askeri yardım sağlamaya devam etti.

13 Nisan tarihinde Biden, Kiev’in savunmasını güçlendirmesine yardımcı olmak için Ukrayna’ya 800 milyon dolarlık ek askeri yardım sağlayacağını duyurdu. Çatışmadan bu yana, Washington’ın Kiev’e yaptığı yardım 2,4 milyar doları aştı. ABD, Moskova’ya ekonomik, finansal, teknolojik ve diğer alanları içeren “felç edici” yaptırımlar da uyguladı. Bazı Rus bankalarını Bankalararası Finansal Telekomünikasyon Sistemi’nden (SWIFT) çıkarmak, Rus vatandaşlarının denizaşırı varlıklarına erişimini engellemek, Rus votkasının satışını kısıtlamak gibi yaptırımlara dâhi yer verdi.

ABD, açık bir şekilde “rubleyi kâğıda çevirmeye” çalışıyor. Rusya, son yıllarda ABD’den en fazla yaptırıma maruz kalan ülke konumuna geldi. Sputnik Haber Ajansı’nın bir raporuna göre, bir yaptırım takip platformundan elde edilen veriler, 2014’ten bu yana Rusya’nın İran ve Suriye’yi geride bırakarak 5 bin 532 yaptırıma maruz kaldığını gösteriyor.

Bu arada, çatışma başladığından beri en az 300 çok uluslu şirket Rusya’dan çekildi. JPMorgan Chase daha önce Rusya’nın Batı yaptırımları nedeniyle yüzde 12 küçüleceğini tahmin etmişti. Bazı Rus uzmanlar, Ruslardaki yaşam standartlarının 1990’ların seviyelerine düşebileceği konusunda uyardı. Bu arada Dünya Bankası, Ukrayna’nın Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’nın (GSYİH) bu yıl yaklaşık yüzde 45,1 oranında düşeceğini tahmin ediyor.

Rusya’ya yönelik çılgın yaptırımlar, ABD’nin yaptırım bağımlılığının en son tezahürü olarak tarihe geçti. Son 20 yılda ABD, yaptırım aracına aşırı bir güven duymaya başladı. ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlık Kontrol Ofisi yaptırım listesindeki yaptırım uygulanan hedeflerin sayısı 2000 yılında 912 olarak kayıtlara geçerken Ekim 2021’de net yüzde 933 artışla 9 bin 421’e yükseldi.

İran, Suriye, Küba, Venezuela ve Kuzey Kore, ABD yaptırım listesinde yer alan ülkelerin başında geliyor. ABD hükümetinin bu ülkeleri cezalandırmak için sunduğu gerekçeler arasında sözde “terörle mücadele”, “yolsuzlukla mücadele” ve “güvenlik” yer alıyor. Gerçek neden aslında ABD’nin ideolojik farklılıkları ve jeopolitik çıkarlarıyla yakından ilgilidir. Gözlemciler, yaptırımların söz konusu ülkelerde büyük insani felaketleri tetiklediğini söyledi.

Rochester Üniversitesinde siyaset bilimi profesörü olan John Mueller, kimyasal ve biyolojik silah tehdidini ABD ekonomik yaptırımlarının neden olduğu büyük ölüm ve yıkımla karşılaştırarak, “Yaptırımlar nedeniyle daha fazla insan öldürüldü.” dedi.

ABD daha önce de Almanya’dan Siemens, Japonya’dan Toshiba, Fransa’dan Alstom gibi yüksek teknoloji sektöründeki rakipleri için birbiri ardına tuzaklar kurmuştur. Hepsi Washington tarafından ağır para cezasına çarptırıldı ve işleri ciddi şekilde etkilendi. Hatta bazı çalışanlar uydurma suçlamalarla ABD hükümeti tarafından tutuklandı. Alstom’un eski yöneticisi Frederic Pierucci, “The American Trap” adlı kitabında, ABD’nin yolsuzlukla mücadele kisvesi altında on yıldan fazla bir süredir Avrupa’nın en büyük çokuluslu şirketlerini nasıl parçalamayı başardığını ayrıntılarıyla anlatmıştır.

ABD her zaman sözde “kurallara dayalı uluslararası düzen”in sürdürülmesi gerektiğini vurguladı, ancak uluslararası ticaret kuralları söz konusu olduğunda, çıkarlarına göre hareket eder. Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) raporu, örgütün ihlallerinin üçte ikisinin ABD’den kaynaklandığını söylüyor.

“GİZLİ SOĞUK SAVAŞ”

ABD’nin dayattığı sözde “kurallara dayalı düzen”, dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) onayı olmadan Irak’ın işgali emri vermesinden sonra geçerlilik kazandı.

Kore Yarımadası, Vietnam, Irak, Kosova, Afganistan ve Suriye’deki savaşlara bakıldığında ABD, “adaleti koruma”, “saldırganlığı durdurma” ve “insani müdahale” bayrağı altında neredeyse tüm büyük savaşlara katılarak hegemonyasını sürdürmek için dünya çapında çatışmalar yarattı. İşgal edilen ülke ile bölgelerde anlatılmaz bir insani felaket yaşanarak istikrarsızlık ve ekonomik durgunluk baş gösterdi. Eski ABD Başkanı Jimmy Carter, bir zamanlar ABD’den “dünya tarihindeki en savaşçı ulus” olarak söz etmişti.

Amerikalı bilim insanı Lindsey A. O’Rourke’nin Covert Regime Change: “America’s Secret Cold War” adlı kitabına göre, ABD Soğuk Savaş sırasında 64 gizli rejim değişikliği girişiminde bulundu. 11 Eylül saldırılarından sonra ABD, yurt dışında rejim değişikliğini zorlamak için “terörle mücadele”yi bahane olarak kullanmaya başladı. Smithsonian Dergisi’nin özel bir raporuna göre ise, “teröre” karşı savaş 2001’den bu yana dünya ülkelerinin yüzde 40’ından fazlasına yayıldı. Brown Üniversitesi tarafından yürütülen bir başka araştırma, 11 Eylül sonrası savaşların 929 binden fazla ölüme ve 38 milyondan fazla mültecinin dramına yol açtığını gösterdi.

ABD’nin ekonomik zorbalığı, sadece yaptırım uygulanan ülkelerin ekonomik geçim kaynaklarını etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda küresel ekonomik düzen ve ekonomik güvenliğe de ciddi zararlar veriyor. Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımları, küresel enerji, gıda ve finans piyasaları üzerinde de derin bir etki yarattı. Financial Times’a göre, Rusya’ya yönelik yaptırımlar küreselleşmeye en büyük darbe ve aynı zamanda gelecekteki küresel ekonomik büyüme beklentileri de yok etmekte.

“SAHTE BİR SÜPER GÜÇ”

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası düzenin baş mimarı ve koruyucusu olarak ABD, mevcut birçok uluslararası örgüt ile uluslararası anlaşmanın kurucusu ve katılımcısıdır. Ancak, bu kurallar ABD’nin çıkarlarını etkiliyorsa, Washington bu kuralları yok saymaktan çekinmemektedir.

Ocak 2017’de ABD, Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması’ndan (TPPA) çekildi. İzleyen yıllarda ABD, İran Nükleer Anlaşmasından, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşmasından, Açık Semalar Anlaşmasından ve diğer uluslararası anlaşmalardan da çekildiğini duyurdu. New York Times gazetesinde yer alan bir makalede, “21. yüzyılın başlarında, herhangi bir güç dünyaya hakim olmak, diğerlerini zorlamak ve kuralları çiğnemek istiyorsa, bu ABD’dir.” yorumunu yaptı. Noam Chomsky ve diğer önde gelen ABD’li akademisyenler de açıkça ABD’nin “haydut bir süper güç” haline geldiğini söyledi.

SONUÇ

Harry Potter serisinde, Voldemort’un küstahlığı ve mutlak güce olan kontrolsüz ihtiyacı, onun nihai ölümüne yol açmıştır.

ABD hükümetinin doğasını Voldemort olarak ortaya çıkaran yüzü şimdi okuyuculara parça parça aktarılıyor. ABD sadece “Ukrayna Krizini Başlatan” değil, aynı zamanda “Soğuk Savaş” yaratıcısı, kan emerek nefret yaratan “Vampir” gibi insanlığa karşı ağır suçlar işleyen bir İnsan Hakları İhlalcisi ve Küresel Düzenin “Voldemort”u konumunda.