2008 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Fransız yazar Le Clezio, tam adıyla Jean Marie Gustave Le Clezio, Türkçeye çevrilen “Çöl”, “Okyanus Kokusu ve Angolı Mala”, “Göçmen Yıldız”, “Ourania-Bir Meksika Ütopyası”, “Tutanak” gibi kitaplarıyla okurlarımızın yakından tanıdığı bir isim. Ataları 17. yüzyılda Brötanya’dan Mauritius’a göç eden bir ailenin çocuğu olarak 1940 yılında dünyaya gelen Le Clezio’nun roman, öykü, deneme türlerinde yaklaşık 50 eseri bulunuyor ve kendisi Fransızcanın yaşayan en büyük yazarlarından biri olarak kabul görüyor. Kırmızı Kedi Yayınevi’nin Ayşen Gür çevirisiyle 2019’da okurlarla buluşturduğu “Çin’de On Beş Sohbet” adlı deneme kitabı da bu büyüklüğün dört dörtlük kanıtlarından biri niteliğinde. Le Clezio’nun en bilinen özelliklerinden biri de Çin kültürüne duyduğu hayranlık.

Yazarın yakın dostu olan ve pek çok kitabını Çinceye çeviren Xu Jun’un, 2011-2017 yılları arasında Çin’in değişik kent ve üniversitelerinde verilen konferanslardan derlediği “Çin’de On Beş Sohbet”, kısaca edebiyatın evrenselliği ve hayatımızdaki yeri, yazarın-şairin konumu, kültürlerarasılığın zenginleştiriciliği ve barışa katkısı üzerine çok zengin bir maden niteliğinde. Xu Jun kitaba yazdığı enfes önsözde şöyle diyor:

“Le Clezio’nun bir eleştirmen ve düşünür olduğu doğru; eleştiriyi bir çocuğun kalbi kadar kırılgan ruhlara yönelen bir dikkate dönüştürüyor, böylece bu kırılgan ruhların dünya karşısındaki memnuniyetsizliğini ve adalet isteğini en arı duygularla ifade etmelerine yardımcı oluyor. Bu kırılganlık ve zayıflığın ardından merhametin sınırsız gücü yatıyor.”

LAO SHE’YA HAYRANLIK

Konuşmalarında bolca Çin’in tarihinden, edebiyat ve felsefesinden örneklere yer veren ve tam anlamıyla bir Lao She hayranı olan Le Clezio’nun Çin’le tanışma hikâyesi de oldukça ilginç. (Bir parantez açıp Lao She’nın Türkçeye “Çekçek” adıyla çevrilen, Japon işgali döneminde Beijing’de yoksul bir çekçek sürücüsünün yaşamını ve Çin Devrimi’ni anlatan romanın yazarı olduğunu belirteyim.)

Yazar, 1966’da Beijing’de büyükelçilik açan Fransız hükümetinin iş birliği programından yararlanarak Çin’e gitmek ve eğitim almak için 1967’de başvuruda bulunuyor. Fakat bu hayali gerçekleşmiyor ve onun yerine akıcı bir Çince konuşmasının da etkisiyle Claude Martin adında bir Ecole Normal Superieure öğrencisi gönderiliyor. Le Clezio ise aynı program dahilinde Tayland’a gidiyor ama aklı hep Çin’de kalıyor. Tam 20 yıl sonra, 1987’de, o dönemde Fransa’nın Çin büyükelçisi olan Claude Martin, Le Clezio’yu uzun bir gezi için Çin’e davet ediyor ve böylece bugünlere dek uzanan bir serüvenin fitilini ateşlemiş, “Çin’de On Beş Sohbet”in sayfalarını açmış oluyor.

SİMGESEL NİTELİK, DALGALANAN RİTİM

Sözü, o yirmi yıl boyunca Çin kültürüyle temas peşinde koşmayı sürdüren Le Clezio’ya bırakayım ve kitabın “Çin Edebiyatıyla Karşılaşma” başlıklı bölümünün aktarılan, Beijing Üniversitesi’nde ünlü Çinli yazar Mo Yan’ın yönettiği sohbete kulak verelim:

“Bu kültürde beni çeken, elbette kendi kültürümle karşılaştırıldığında farklılığıydı ama aynı zamanda Batı kültürünün gerçekçiliğinden epey uzak olan simgesel niteliğiydi. Dalgalanan ritmi ve uyumsuz sesleriyle (alışmamış bir kulak için) Çin müziğini de seviyordum. Tayland’da geçirdiğim yılı Çin yazısının öğelerini öğrenmek için kullandım. Kısacası, bende daha fazlasını öğrenme isteğini uyandıran, eksik ama çekici bir yaklaşımla Çin kültürüyle tanışmış oldum (…) Çin edebiyatıyla karşılaşmam yıllar boyunca, özellikle sadık dostum ve çevirmenim Xu Jun sayesinde, Nanjing Üniversitesinde öğrencilerle tanışma imkânını bulduktan sonra devam etti ve derinleşti.” (s. 87-88)

“Çin’de On Beş Sohbet”, Çin’in, Avrupa’nın, Güney ve Kuzey Amerika’nın yazarları, düşünürleri, şairleri, şiirleri, romanları, filmleri arasında çıkılan çok keyifli, çok öğretici bir edebi ve felsefi yolculuk vaat ediyor. Tüm sadeliğiyle Le Clezio’yu kendi ağzından daha iyi tanımak da cabası.

Tunca Arslan