1937 yılında Dolmabahçe Veliaht Dairesi’nde kurulan İstanbul Resim Heykel Müzesi, 2012 yılında yerinden edilerek on yıl kapalı kaldı. Müze yakın zamanda Kabataş’ta oluşturulan Galataport projesinin içinde bir antrepoda açıldı.

Müzenin yeni teknolojiyle oluşturulması, depolama alanlarının çağa uygun olarak hazırlanması, sergi mekânlarının genişliği, mimari özelliklerinin olumlu yanlarının yanı sıra konuşulması gereken asıl mevzu kolektif hafızanın yok edildiği. Sanatçıların yoğun emeğiyle varlık savaşı veren müze 2012 yılında yine sanatçıların çabası neticesinde restorasyona girmişti. 7 Ocak 2012 tarihinde basında “Dolmabahçe’ye Meclis Baskını” başlıklı haberler yayımlandı. Ne olduysa ondan sonra oldu. Müze yerinden edildi. Haberde Başkanlık Divanı’nın Veliaht Dairesi’ne bir baskın yaptığı ve gördükleri manzara karşısında bu mekânın İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ne tahsis kararını iptal ettiği ve mekânı geri aldığı söyleniyordu. Oysa bu müzeyi ayakta tutmaya çalışan sanatçılar yıllarca yetkili kurumlara sıkıntıları aktarmış, çözüm üretmeye çalışmışlardı. Hatta hafızalara kazınan Müze Müdürü, Heykeltıraş Hüseyin Gezer’in müzenin akan tavanına dikkat çekmek için yağmur yağarken şemsiyeyle yaptığı basın toplantısı zamanında çok konuşulmuş ancak yeterli kamuoyu oluşturulamamıştı. İstanbul Resim Heykel Müzesi kurulduğu mekândan uzaklaştırılınca çok kısa bir sürede yerine Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Resim Müzesi açıldı. Resim Heykel Müzesi için sanatçıların yıllar süren yoğun çabalarına ses verilmeyip müze kurulduğu yerden gönderilince kolektif hafızamız da silinmiş oldu.

Mekân, bellek ve hafıza üzerine çalışmalar yapan akademisyen Ayşe H. Köksal Resim Heykel Müzesi’nin tarihini, geçirdiği zorlu süreci “Bir Varoluş Öyküsü” adıyla okurlarıyla buluşturdu. Müzenin yeniden açılmasının önemi elbette yadsınamaz. Bu söyleşide odaklandığımız konu bir müzenin doğduğu yerden koparılması. Akla Louvre Müzesi, National Gallery, Metropolitan veya Berlin’deki Müzeler Adası gelebilir. Onlar için böyle bir şey düşünmek mümkün mü? Önemli bir başka konu da yeni açılan müzede Cumhurbaşkanlığı’na verilen 77 eserin protokol bitmiş olmasına rağmen müzeye iade edilmemesi. Resim Heykel Müzesi “Serginin Sergisi” isimli geçmişe referans verdiği adeta saygı duruşu niteliğindeki ilk sergisinde eksik olan eserleri fotoğraflarıyla birlikte altlarında “Cumhurbaşkanlığı’na ödünç verilmiştir” ibaresiyle sergiliyor. “Böyle bir şey Louvre Müzesi’nde olsa ortalık yıkılır” diyen Ayşe H. Köksal’la Resim Heykel Müzesi’nin varoluş hikâyesini, mekân, hafıza ve bellek ilişkisini, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz geri alınamayan eserleri konuştuk.