CGTN

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Nisan’da, rakibi Marine Le Pen’i yenerek, ikinci dönem için cumhurbaşkanlığı seçimini kazandı ve 20 yılda yeniden seçilen ilk görevdeki cumhurbaşkanı oldu. Son tahminlere göre, Macron yüzde 59 oy alırken, rakibi Le Pen ise yüzde 41 oy aldı. 

Avrupa sevindi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “Birlikte Fransa ve Avrupa’yı ilerleteceğiz.” dedi. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Macron’un seçimi kazanmasını “Avrupa’da güvenoyu” olarak değerlendirdi. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Macron’un zaferinin Fransa’nın “özgür, güçlü ve adil bir Avrupa Birliği (AB)” istediğinin kanıtı olduğunu ifade etti. 

Çok erken, çok erken, çok erken. 

Bu bir zafer, ancak kazanmama halidir. Macron, kendisi için ikinci bir dönemi garantiye aldı, ancak hiçbir surette popülizmi yenilgiye uğratamadı. Le Pen’i 2017 yılında yendiği zaman Macron, yüzde 32,2 oranında bir fark atmıştı. Le Pen sadece yüzde 33,9 oranında oy almıştı. Ancak pazar günü yapılan seçimde Macron’un birinciliği yüzde 14 oranında geriledi. Le Pen bu sefer önceki seçime kıyasla oy oranını yaklaşık yüzde 7 oranında artırdı. Ve diğer bütün liberal demokrasilerde olduğu gibi Fransa da yüksek seviyede seçimde oy kullanmama halinden muzdarip oldu. New York Times gazetesinin haberine göre, Fransız seçmenlerin yaklaşık yüzde 28’i seçimin ikinci turuna katılmazken, bu 50 yıldaki en yüksek oran oldu. 

FRANSA AB’NİN EN GÜÇLÜ ÜYESİ

Le Pen yenilgi konuşmasında sonucun, “kendi içinde yankılanan bir zafer” olduğunu söyledi. Bu bir abartı değildi. Oy sayımı kıyaslamasından, Le Pen’in popülist söylemi, milliyetçi ekonomi politikaları, küreselleşme karşıtı dünya görüşü ve NATO’ya yönelik sert eleştiri eğilimleriyle ilgili siyasi damgalamalarının Fransa siyasetinde ve Fransa halkında zaten güçlü bir temeli olduğunu iddia ettiği açıktır. Ukrayna çatışması görünüşte Batı’yı birleştirirken ve NATO için yeni bir amaç oluştururken bile, Fransa seçiminin sonuçları en azından ortalama Fransız insanı arasında bu birlik ve yeni amacın Avrupa’da tam anlamıyla çekici bir nitelik olmadığını gösteriyor. 

Le Pen’in dediği gibi partisi, birkaç ay sonra yapılacak parlamento seçimleri için “mükemmel bir pozisyonda” bulunuyor. Avrupa’daki küreselciler ve köşeye sıkışmış tüccarlar için Macron’un zaferi, belki de Fransa’nın kendisi için sadece geçici bir rahatlamadır. Popülist ve sağcı güçler bütün Avrupa’da güçlüler. İspanya’da sağcı popülist parti ülkenin üçüncü büyük siyasi gücüdür. Khaleej Times’a göre, İtalya’da genç seçmenlerin yarısından fazlası sağcı partileri destekliyor. İsveç’te sağcı güçlerin gençlerden aldığı desteğin arttığı görülüyor. 

AVRUPA İÇİN RAHATLAMA SÖZ KONUSU DEĞİL

Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması ve Angela Merkel’in Alman siyasetinden çıkmasıyla, Macron’un kıta Avrupa’sında en etkili ve en güçlü AB üyesi olduğu yaygın olarak kabul görüyor. Ve görünüşe göre, nükleer bir güç ve BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak statüsü göz önüne alındığında Fransa, AB içindeki en güçlü üye konumunda bulunuyor. Fransa’nın denetimsiz olması, AB’nin uyum içinde olmasına zarar vermekten başka bir şey ifade etmeyecektir. 

Avrupa için bir rahatlama söz konusu değil. Popülizm karşısında bir zafer olmak yerine, Macron’un galibiyeti, AB, Ukrayna’da Rusya ile karşı karşıya olduğu için AB’yi sadece siyasi bir depremden koruyor. Ve Fransa’nın iç bölünmesi daha septik hale geldiğinden, zayıf bir Fransa AB liderlerinin görmeyi umduğu beyaz zırhlı şövalye olmayabilir.