Haber: Samet Demir

Marmara Denizi’nde yaşanan deniz salyası (müsilaj) olayının çevreye zararıyla ilgili tartışmalar devam ederken, müsilajın Marmara Denizi ve çevre denizlerdeki balıkçılığa etkileri endişelere neden oluyor.

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesinden Prof. Dr. Firdes Saadet Karakulak, CRI Türk’te Ekonomi Basını Özel yayınında Samet Demir’in konuğu oldu. Karakulak, müsilajın balıkçılığa ve ekonomiye etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.

“GEMİCİLİK SEKTÖRÜ MÜSİLAJDAN OLUMSUZ ETKİLENDİ”

Prof. Dr. Firdes Saadet Karakulak, müsilajdan en çok etkilenenlerin balıkçılar olduğunu söyleyerek, “Bütün ağların göz açıklığı müsilajla kaplandığı için attığı ağı toplarken bile vakit harcamak zorunda kaldılar. Tabii balık tutamadılar, ekonomik olarak en çok etkilenen grup oldular. Sadece balıkçılık faaliyetlerinin yapılması değil, bir de tekneleri kirlendi. Bu müsilaj teknelere de zarar verdiği için bir kısım her hafta teknelerini temizletmek zorunda kaldılar. Gemicilik sektörü de müsilaj olayından olumsuz etkilendi.” dedi.

BALIKLAR BOĞULARAK ÖLÜYOR

Prof. Dr. Firdes Saadet Karakulak’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Dalgıçların ve balıkçıların gözlem yaptığını görüyoruz. Bölgesel olarak müsilajın en yoğun olduğu bölgelerde ani oksijen değişimleri söz konusu. Bazı balıkların toleransı geniş olduğu için tahammül edebiliyor ama bazı balıklar toleransı daha dar. Özellikle göçmen balıklar daha çok oksijeni seven balıklardır. Bunlar olumsuz etkileniyor, Kartal, Maltepe taraflarında çinekop, lüfer ölümleri görüldü. Bandırma tarafında göç eden palamut, toriklerin öldüğüne dair videolar var. Köpek balıklarının ölümleri var, mercanlar da aynı şekilde ölüyor. Bunlar göç edemeyen, kaçamayan canlılar. Müsilaj tamamen üstünü kapladığı için bunlar olumsuz etkileniyor. Balıklar nefes alamıyorlar ve boğularak ölümler gerçekleşiyor. Kıyısal habitata bağımlı canlılar, balıklar daha olumsuz etkileniyor.

Dönem itibarıyla da ilkbahar aylarında Ege’den Marmara’ya göç başladı. Bir sürü göçmen balıkların göç ettiğini, lüferin, palamutun, gümüş balığının, istavritin göç ettiğini görüyoruz. Açıktan giden balık göçünü yapabiliyor ama kıyıya paralel hareket eden balıklar olumsuz etkileniyor. Gelecek balıkçılık sezonunun da bu olaylar nedeniyle kötü geçebileceğini düşünüyorum. Umarım çok büyük bir balık kitlesi bundan etkilenmez ve göçünü gerçekleştirir.

MARMARA’NIN DİBİNDE OKSİJEN TESPİT EDİLEMEDİ

2014 ve 2016 yılında yapılan çalışmalarda ilk defa Marmara Denizi’nin dip tabakasındaki çukurun en dibinde oksijen tespit edilemedi. Oksijen seviyesi sıfırdı. İlk defa hidrojen sülfür oluşumunun olduğu görüldü. Bu konuda da bakanlığa uyarılar bilimsel camia tarafından yeterince yapıldı. Artık Marmara Denizi ‘imdat’ demeye başladı. Artık buna Çevre Bakanlığı olsun, belediyeler olsun el koyarak azot ve fosfor girişleri nerelerdedir? Derin deşarjlardan mı geliyor? Sanayiden mi geliyor? Nehir havzalarından mı geliyor? Bunlar üzerine çalışma yaparak, bunları engellemesi lazım.

MÜSİLAJIN BAŞLANGICI

Cemal Saydam Hocamız, Ergene Havzası’nın suyunun Marmara’ya kasım ayında ilk defa boşaltılmaya başlandığını söyledi. Bu müsilaj olayı da ilk defa kasım ayında ortaya çıktı. Belki Ergene Havzası’nın yükünün Marmara’ya boşaltılması bunu daha da tetikleyen bir mekanizma oldu. Bütüncül yaklaşılması gerek. Marmara Denizi’nde şu an bütün canlılar yaşam mücadelesi veriyor. Bu yüzden acil müdahalenin yapılması lazım. 5 aydır boşu boşuna beklenen bir dönem. Şu an gözle görülebildiği için bir şeyler yapmak isteniyor ama Marmara Denizi zaten alarmı yıllardır veriyordu.

KANAL İSTANBUL MÜSİLAJ OLAYININ ÇOĞALMASINA YOL AÇACAK

‘İstanbul Kanalı’ yapılırsa Marmara daha da kötü olacak. Çünkü İstanbul Kanalı yapılırken çıkan hafriyat olduğu gibi Şile etrafından Batı Karadeniz’e dökülecek. Dökülen hafriyat boğaz akıntı sistemi ile tekrar Marmara’ya girecek. Marmara’da müsilaj olayının daha da çoğalmasına yol açacak. Bütün olaylar birbirine bağlı. Marmara artık hiçbir yükü kaldıramıyor. Bunlar bilim camiasında sürekli konuşulan konular ama şimdi müsilajı gördüğünüz için sizler de boyutunu anlayabiliyorsunuz. Bunlar zaten son 10-15 yıldır yaşanan büyük sorunlar.

MÜSİLAJIN EGE VE KARADENİZ’E YAYILMA İHTİMALİ

Denizler birbirine bağlı olduğu için Marmara’dan akan üst tabaka suları Ege’ye yayılıyor. Saroz Körfezi geçen yıl etkilenmişti, Saroz Körfezi’nin açıklarına gelmişti. Müsilajdan etkilenen balıklar kıyaya doğru yanaşmıştı. Şu anda da aynı şekilde Kuzey Ege Denizi etkileniyor, Saroz Körfezi etkileniyor. Çünkü Marmara’nın üst suları akıntıyla direkt Ege’ye geçiyor. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama ‘Kuşadası’nda da müsilajlı bir olay görüldü’ diye gazetelerde haber var. Ama bilimsel olarak bir şey diyemiyorum, gazetelerden okuduğum kadarıyla ‘Samsun civarında da müsilaj olayı var.’ dediler. Ama şu an etkinin daha yakın bölgelerde olabileceğini düşünüyorum.

MÜSİLAJIN BALIKÇILIĞA ETKİSİ

Endüstriyel balıkçılık nisan ayında genel yasağa girdiler. 1 Eylül’e kadar balıkçılık faaliyeti yapmayacaklar. Dolayısıyla Marmara Denizi’nde endüstriyel balıkçılık yok. Marmara’da esas etkilenen küçük ölçekli balıkçılık. Bu küçük ölçekli balıkçılar zaten kıyısal alana bağlı olarak avcılık yapıyorlardı. Şubat ayından itibaren yoğun olarak faaliyet gösteremediler ve bu balıkçı grubu Ege’ye çıktılar. Balıkçılık faaliyetini nispeten yapıyorlar ama uzak yerlere gitmek zorunda kalıyorlar. Bu balıkçılık faaliyetini yapanlar küçük ölçeklidir, ekonomik güçleri yetersizdir aslında. Daha çok kendi bölgesinde avcılık yapması lazım ama mağduriyet olduğu için belli bir yük altında şu an Ege’ye geçtiler. Karadeniz’e geçemezler çünkü Karadeniz’in balıkçılığı mevsimliktir. Batı Karadeniz’de özellikle lüfer ve palamut avcılığını sonbaharda yapabilirsiniz. O da eylül ile ocak arasında olabilir. Maalesef daha çok mazot yakarak uzak yerlere gitmek zorunda kaldılar. 

KÜÇÜK ÖLÇEKLİ BALIKÇILIĞIN MAĞDURİYETİNİN GİDERİLMESİ LAZIM

Endüstriyel balıkçı açısından hiçbir sıkıntı yok. Onlar balık olmadığı zamanlar Karadeniz’den Akdeniz’e geçerler. Hatta balık olmadığı için 2015 yılından itibaren endüstriyel balıkçılar Moritanya’ya gitmeye başladılar. Çünkü Türkiye’nin balık stokları azaldığı için onlar yeterince kazanamadığından farklı ülkelere gidebiliyorlar. Yani çok mağdur kalmıyorlar. Ama küçük ölçekli balıkçılık öyle değil. Bakanlığın onların mağduriyetini gidermek için bir anket çalışması içinde olduğunu duydum. Aslında geç kalındı ama yapacak olmaları da beni sevindirdi gerçekten. Küçük ölçekli balıkçılık, dünyanın ve Avrupa Birliği’nin (AB) de önemsediği bir gruptur. Onların mağduriyetinin giderilmesi lazım.”