CGTN / Saratchand C

Çin ve Rusya arasındaki stratejik kırılmanın eşik seviyesi, Amerikalı seçkinlerin kurduğu “kurala dayalı uluslararası düzenin” sürekliliği için gerekli, (ancak yeterli olmayan) bir koşuldur. Buna her zaman gereken önem verilmediği için, ilgili tarihi kısaca gözden geçirmek yerinde olacaktır. 

Faşizmin 1945 yılındaki tarihi yenilgisi, dünyada ulusal kurtuluşun ve bağımsızlığı sağlamanın ilerlemesinde belirleyici bir unsurdu. Ancak 1945 yılından sonra Almanya ve Japonya stratejik özerkliklerini Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) seçkinlerine etkili bir şekilde kaybetti. Benzer bir çıkmaz Fransa, Britanya ile Batı Avrupa’daki diğer ülkeler ile başka yerlerde ama farklı seviyelerde ortaya çıktı. 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması ve ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki nükleer eşitliğin sağlanması, ABD’ye karşı dengeleyici bir gücün ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Bu örneğin, 1950 yılındaki Kore Savaşı’nın sonucunda gün gibi ortadaydı. Fakat Sovyetler Birliği ve Çin arasında sonradan ortaya çıkan stratejik kırılma, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla sonuçlanan “kurala dayalı uluslararası düzenin” sağlamlaşmasında bir süreci başlattı. 

1991 ve 2007 yılları arasındaki “tek kutuplu dönem”, “şok terapisinin” tetiklediği dönüşüm yüzünden Rusya’nın ekonomi politiğinin iç patlamasıyla mümkün hale geldi. Bununla birlikte bu iç patlama, 21. yüzyılın başında Rusya’nın stratejik özerkliğini yeniden kazanmaya başlamasıyla durduruldu ve tersine çevrildi. Benzer şekilde ABD’li seçkinlerin Çin’e yönelik stratejik tavrı 21. yüzyılda birbiriyle ilgili iki sebepten değişmeye başladı. Birincisi Çin, ABD’ye ekonomi, teknoloji, siyasi ve askeri alanlarda “eş rakip” olarak ortaya çıktı. İkincisi, ekonomik büyüme süreçleri “kurala dayalı uluslararası düzenin” çerçevesi içinde gelişen diğer bazı ülkelerin aksine, Çin’in stratejik özerkliğinden ödün verilmedi.

ÇİN VE RUSYA ARASINDA KALICI STRATEJİK UYUM ÖNEMLİ

ABD’li seçkinlerin (2007-2009 yıllarındaki Büyük Durgunluk ve Covid-19 salgınıyla arka arkaya zayıflayan) Çin ve Rusya ile ilgili elindeki politika seçenekleri, “ikili çevreleme” stratejisi ve “kama” stratejisiydi. “Kama” stratejisi, ABD’nin “birinci düşmanını” stratejik olarak zayıflatmak için “ikinci düşmanı” ile yakın stratejik ilişkiler geliştirmesini içeriyor. Bu “kama” stratejisinin, Çin ve Rusya’daki siyaset yapıcıları geçmişte kendi aralarındaki stratejik kırılmanın olumsuz sonuçlarını fark etmiş olmaları mümkün olduğu için uygulanması olanaksızdır. “İkili çevreleme” stratejisi, ABD’li seçkinlerin Rusya ve Çin’e karşı stratejik bir saldırı tavrı benimseyebileceklerine inandıkları “tek kutuplu dönemin” bir kalıntısıdır. Ancak 2007 yılından sonra “ikili çevreleme” stratejisi, ABD’li seçkinlerin gerekli stratejik kaynaklardan yoksun olduğu için artık uygulanabilir değildir. Yeterli stratejik kaynakların bu kıtlığı, neoliberal gidişatın ABD’de çalışan insanlar üzerindeki zararlı sonuçlarıyla daha da kötüleşiyor. “İkili çerçeveleme” eğilimine daha fazla başvurmak, artık diplomasi, ekonomi, teknoloji ve güvenlik alanlarını kapsamakla sonuçlanan Çin ve Rusya arasındaki stratejik uyumu artırıyor. 

Şu anda ABD’li seçkinler bu stratejilerin ikisinden birine tamamen başvuramıyor. ABD’li seçkinler “ikili çevreleme” stratejisinden mantıklı bir geçiş yapmayı beceremiyor gibi görünüyor. Ya da gelecekte, “asimetri”, uyumun kişisel boyutunda “zayıflama”, “medeniyet uyuşmazlığı” ve benzeri unsurlar yüzünden Çin ve Rusya arasında kendiliğinden bir “kama” sürecinin ortaya çıkması umuduna tutunuyorlar. Öyle görünüyor ki bu umutlar, iki ülke arasında çözülemez bir çelişkinin kanıtı olarak, bu iki ülkenin birbiriyle ilgili olarak stratejik özerkliklerinin uygulanmasının birleşmesinden ötürü ortaya çıkıyor. 

GENİŞ TABANLI KÜRESEL İŞ BİRLİĞİ GEREKİYOR

Bu birleşmenin, ABD’li seçkinlerin ülkeler arasındaki ilişkilerin doğasını değerlendirmek için kullandıkları standarttan ortaya çıkması mümkündür. Bu standart, farklı seviyelerde zayıflamış stratejik özerklikleri olan, ancak “ortak değerler” cephesine sahip “müttefiklerin” standardıdır. Ayrıca, denenen “kama stratejisinin” istenmeyen bir sonucu, en azından ABD’nin bazı “müttefiklerinin” stratejik özerkliğinin artması olabilir. 

Çin ve Rusya arasında kalıcı bir stratejik uyum, dünyanın farklı ülkelerindeki kalkınma olanakları için önemli sonuçlara sahip. İlk olarak, bu uyum gerekli, fakat ülkelerin gerçek iç demokratik süreçlerinin belirlediği siyasi yörüngeleri için yeterli değildir. İkincisi, bu uyumun sonucu olarak her bir ülke kalkınma beklentilerini ilerletmek için anlamlı şekilde stratejik özerkliğini uygulayabilir. Stratejik özerkliğin bu genişlemesi, özerk bir kalkınma yörüngesini benimserlerse şu anda “kurala dayalı uluslararası düzen” içine yerleşmiş ülkeler için bile işe yarar olacaktır. Ancak, “kurala dayalı uluslararası düzene” karşı bu alternatif, sadece geniş tabanlı küresel iş birliği girişimine dönüşürse geçerli olacaktır.