Global Times / Ning Tuanhui

Morrison yönetiminin diplomasisinin özelliklerini özetlemek için birkaç kelime kullanırsak, kesinlikle “beceriksiz” ve “pervasız” kelimeleri kullanılacaktır. Bunlar başka bir soruyu gündeme getiriyor: Çin ile diplomatik ilişkilerini alt üst ederken Avustralya’nın sert bir ulusal imaj oluşturmaya devam etmesi gerçekten faydalı mı?

Avustralya gazetesi için yapılan bir ankete göre, Avustralya Başbakanı Scott Morrison’ın performansından memnuniyet Mart 2020’den bu yana en düşük seviye olan yüzde 44’e düştü. Yurt içi memnuniyetsizlikle birlikte Morrison yönetimi diplomatik bir ikilemle de karşı karşıya. Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) takip ederek Çin’e karşı saldırgan bir tutum sergiledi. Ancak Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in ABD Başkanı Joe Biden ile sanal görüşmesinden sonra bir Sky News Australia raporu, toplantıda “Biden’ın Avustralya’ya gerçekten herhangi bir yardımda bulunmadığını” söyledi. Canberra’daki bazı çevreler, toplantı sonucundan açıkça hayal kırıklığına uğradı.

AVUSTRALYA DİPLOMATİK “DENGELEME”DEN VAZGEÇTİ

Tüm dünya bu toplantıya büyük ilgi gösterirken Avustralya oldukça endişeliydi. Geçmiş yıllarda Avustralya, benimsediği diplomatik “dengelemeyi” bir kenara attı. Bunun yerine tamamen ABD’ye yöneldi, ancak bu Avustralyalıların ekonomik kayıplara uğramasına neden olacaktır. Trump yönetimi sırasında Avustralya, ABD o sırada Çin’i kontrol altına almak için hiçbir çabadan kaçınmadığından böyle bir stratejinin uygun olduğuna inanıyordu. Joe Biden’ın göreve gelmesinden sonra ABD’nin Çin politikasının özü değişmese de Çin’e karşı tavrı Trump’ınkinden farklılaştı. Bugün her iki taraf da barış içinde bir arada yaşamanın bir yolunu bulmaya çalışıyor. Ancak Morrison yönetimindeki Canberra için, Çin-ABD ilişkilerinde en ufak bir gelişme bile onu çok pasif ve garip bir konuma getirecekti.

Gerçekten de Avustralyalıların artık Morrison yönetiminin liderliği konusunda şüpheleri var. Yerli perspektiften, Avustralya’nın salgın önleme ve kontrolü bir başarı olarak kabul edilemez. Normal yaşam düzeni uzun süre geri gelmeyecek. Diplomasi açısından ise bir “orta güç” olarak Avustralya, son yıllarda uluslararası medyanın ön sayfalarında sıklıkla yer almaktadır. Morrison hükümetinin agresif diplomatik duruşu hem Avustralya halkını hem de uluslararası toplumu şaşırttı.

Morrison hükümeti; Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD arasındaki üçlü güvenlik anlaşması olan AUKUS’u önemli bir diplomatik başarı olarak değerlendirdi. Ancak AUKUS, Fransa’yı rahatsız etti. Çin’i hedef alma niyetinin açık olması nedeniyle Çin-Avustralya bağlarını daha da yıprattı. Anlaşma, komşu ülkeleri Avustralya’nın niyetlerinden de şüphelendirdi.

AVUSTRALYA’NIN ÇİN POLİTİKASI YANLIŞ YÖNDE İLERLİYOR

Çin-Avustralya ikili ilişkilerine gelince, Morrison hükümetinin hiç çekincesi yok gibi görünüyor. Avustralya, bazı konularda Çin-Avustralya ilişkilerinin kırmızı çizgisini sürekli olarak test ediyor. Bunu görebilmek için sadece Avustralya Savunma Bakanı Peter Dutton’ın Taiwan sorunuyla ilgili söyleminin incelenmesi yeterlidir.

Bu kez Xi-Biden sanal toplantısında Avustralya, Çin-Avustralya ilişkileri konusunda ABD’den herhangi bir açıklama görmedi. Bu, doğal olarak Avustralya’yı hayal kırıklığına uğrattı. Temelde, Avustralya’nın Çin politikasının mevcut yönü yanlış. Morrison hükümeti Çin ile Avustralya’yı zıt yönlere yönlendirdi. Ayrıca Avustralya ve ABD’nin Çin’e karşı koymak için iş birliği yapması gerektiğini de kabul etti. Böyle bir zihniyet sadece Canberra’nın diplomasisini daha garip bir duruma sokacaktır.

Aslında, Avustralya federal hükümetinin dış politikası bazı eyaletlerde kızgınlık yarattı. Morrison yönetiminin Çin-Avustralya ilişkilerini bozduğuna ve yerel çıkarlara zarar verdiğine inanıyorlar. Örneğin; Çin-Avustralya ilişkilerinin bozulması nedeniyle iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari iş birliği büyük ölçüde etkilenmiştir. Victoria ile Batı Avustralya, federal hükümetle yollarını ayırıyor ve Çin ile ticari bağlarını yeniden kurmaya çalışıyor. Avustralya federal seçimleri yaklaşırken eyaletlerden gelen bu tür bir baskının Morrison yönetiminin Çin politikasında bir değişikliğe yol açıp açmayacağını göreceğiz.