CGTN / Azhar Azam

Kiev’in Washington için hiçbir stratejik önemi yok, ama Moskova için açıkça stratejik öneme sahip. Ukrayna, Sovyetler Birliği’nin parçasıydı ve iki taraf güçlü kültürel tarihsel, etnik ve dilsel bağlarla birbirine bağlı. Birçok Ukraynalı içgüdüsel olarak kendilerini Kremlin’e bağlı hisseder ve aynı mirası paylaşmaktan gurur duyar.

2004’te 22 Kasım’dan 26 Aralık’a kadar bir aydan uzun bir süre, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve NATO’nun ülkeye sürekli müdahalesi üzerine Turuncu Devrim dünya haberlerine egemen oldu. Rusya turuncu renklere bürünmüş protestocuları Amerika’nın yarattığı konusunda yeterli ipucuna sahipti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Washington’ı “güzel, sözde demokratik söylem” içinde paketlenmiş bir dış politika izlemekle suçladı.

2000 ile 2004 arasında ABD’nin finanse ettiği ve yönlendirdiği kampanya dört yıl içinde dört ülkede hükümetleri devirmek için danışmanlık şirketleri, kamuoyu yoklama şirketleri, diplomatlar ve tarafsız grupları kullandı. Washington muhalefet internet sitelerini finanse etti, seçim çıkış yoklamalarına sponsor oldu ve genç sokak göstericilerini harekete geçirmek için merkez gruplarını örgütlemek, çekici slogan ve etkili logo önerilerinde bulunmak adına uzmanları kiraladı. Kirli ABD stratejisi Belgrad ve Tiflis’teki hükümetleri devirdi ama Minsk ile Harare’de başarısız oldu.

ABD’NİN UKRAYNA’YI JEOSTRATEJİK BİR SORUN HALİNE GETİRMESİ

Kiev’de ABD liderliğindeki koalisyon muhalefet lideri Viktor Yukaşenko’ya Batı’nın onay işaretini ve dünyanın parasını vererek ince bir buz tabakası üzerinde hareket etti. Beceriksiz müdahale Rusya’yı karantinaya almak ve her eski Sovyet Cumhuriyeti’ni kendi yörüngesine çekmek isteyen ABD’nin Ukrayna’yı jeostratejik bir sorun haline getirmesi anlamına geldi. 2005’te iktidara gelen yeni devlet başkanı NATO’ya yönelme sözü verdi fakat hemen bir sonraki yıl, Rusya ile yakınlaşma işareti olarak, Moskova yanlısı Viktor Yanukoviç’i başbakan olarak atadı ve ABD destekli “şaka devrimin” kazanımlarını tersine çevirdi.

NATO 2008’de Ukrayna’nın bir gün örgüte katılacağı sözünü verdi. Ancak Kiev’in güvenlik ittifakına girmesi Rusya için kabul edilemezdi, çünkü bu Karadeniz’in bir NATO gölü haline getirilmesine denkti. NATO’nun bu vaadi aynı zamanda Rusya’nın iki büyük limandan biri olan Sivastopol’a ulaşımını engelleme potansiyeline de sahipti ve bunun ağır ulusal güvenlik sonuçları olacaktı. Dolayısıyla, Batı’nın bu kilit endişeler 2008’de Rusya-Gürcistan savaşını tetiklediği için Moskova’nın endişelerini ele almayı ciddi biçimde düşünmesi gerekir. ABD’nin 2011’de Romanya’ya bir füze savunma sistemi yerleştirmesi ve Rusya’nın güvenliğini tehdit etmesi Moskova’nın Kırım ve Sivastopol’un Rusya’ya saldırmak için başka bir Amerikan platformuna dönüşeceği endişeleri konusunda durumu daha da kötüleştirdi.

Yanukoviç Avrupalı gözlemcilerin adil ve “gerçekten rekabetçi” diye tanımladığı 2010 başkanlık seçimlerini kazandı. Ukrayna 2013’te hükümetin Avrupa Birliği (AB) ile Üyelik Anlaşması’nı imzalama planından vazgeçmesi ve ticari anlaşmazlıkları çözmek de dâhil üçlü bir ticaret komisyonu önermesi üzerine krize girdi. Putin’i Kiev’in “egemen tercihine” karşı olmasa da, bu karar başarısız olan anlaşmanın taraftarlarının Avrupa malı hareketinin yolunu açtı. Ancak, birlik ve ticaret anlaşmasının askıya alınması kararının arkasında başka nedenler de vardı. Ukrayna’nın ekonomisi belirsizlik içindeydi ve sanayi üretimindeki düşüşe bir çözüm bulan ve Bağımsız Devletler Topluluğu ile ilişkilerdeki kayıp Avrupa piyasası tarafından telafi edilene kadar anlaşmayı askıya almak zorundaydı. Buna ek olarak, Ukrayna parlamentosu başka bir rahatsız edici, AB talebi üzerinde de -hapse atılan muhalefet lideri Yulia Timoşenko’nun tahliyesi- uzlaşma sağlayamadı.

WASHINGTON İLE MÜTTEFİKLERİ KRİZİN ASIL SORUMLULUĞUNA SAHİPLER

Rusya’nın Ukrayna sınırına saldırması beklendi. Ama Washington ile müttefikleri Moskova’yı kışkırtarak ve zorlamaya çalışarak krizin asıl sorumluluğuna sahipler. Putin, seçilmiş Ukrayna devlet başkanına darbenin Ukrayna’yı Batı’yla bütünleştirme ve Rusya’nı izlemek için Kırım’da bir donanma üssü kurma girişimi olduğundan şüphelendi. Washington’ın Kiev’de batı-yanlısı bir hükümete sahip olma bencilliği, ABD yetkililerinin 1991’den bu yana Ukrayna’ya 5 milyar dolardan fazla yatırım yaptıklarını açıkça kabul etmesi ve Yanukoviç’i iktidardan uzaklaştırmaya verdiği destek Moskova için alarm zillerini çaldırdı.

Ukrayna’daki bütün ABD liderliğindeki çabalar ülkeyi demokratik yapmaya yönelik değildi. Bunlar Kiev’i Batı cephesine taşımak. Ülkeyi NATO’ya asimile etmek ve Moskova’ya yakınlığını NATO’nun avantajına kullanmaya yönelikti. İç savaş çıkarmayı amaçlayan büyük strateji boşa çıktı ama bu Washington demokrasi, özgürlük ve haklar bahanesiyle nasıl bir acımasız politika sürdürdüğünü gösteriyordu. En son Rusya-Ukrayna gerginliği 2014 krizinin devamıdır. Kiev baskıyı hissediyor. ABD Başkanı Joe Biden’ın Kremlin’in Kiev’e saldırabileceği uyarısından sonra, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy “saygıdeğer devlet başkanlarının” “panik” yaratmaması ve ülkesinin ekonomisini riske sokmaması konusunda uyarıda bulundu. Amerika, Ukrayna’nın NATO’ya katılmasını reddetme ve ittifakın doğuya doğru yayılmasını durdurma da dâhil, Rusya’nın güvenlik endişeleri ve meşru istekleri konusunda hiçbir esneklik göstermeden hâlâ Rusya’yı “korkunç” sonuçlarla tehdit ediyor.

Beyaz Saray’dan yapılan bir duyuru diplomatik bir çözüm arzulandığını ifade ederken Biden yönetimi pratikte durum hakkında yaygara koparmaya devam ettiği için krizi barışçı biçimde çözme niyeti göstermiyor. Hiçbir ülkenin başkaları üzerinde bir etki alanı oluşturamayacağını unutmamamız gerekir. 2014’ün tekrarlanmasını önlemek için Amerika ve NATO’nun kirli oyunlarını durdurması, Rusya’nın isteklerini olumlu biçimde değerlendirmesi ve Moskova ile yapıcı, sonuca yönelik bir diyaloğa girmesi zorunludur.