Global Times

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) müttefiklerini bir araya getirme ve Çin ile Rusya’yı kontrol altına alma girişimini durdurmadı. 2021 yılı sona ererken, Çin, Rusya ve ABD arasındaki ilişkiler nasıl gelişecek ve başka bir Siyah Kuğu olayı olacak mı? Batı’nın çevreleme politikasıyla karşı karşıya bulunan Çin-Rusya ilişkisi hangi alanlarda derinleşebilir? Moskova merkezli düşünce kuruluşu Valdai Tartışma Kulübü Kalkınma ve Destekleme Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanı Andrey Bystritskiy, bu konulara ilişkin düşüncelerini Global Times (GT) muhabiri Li Qingqing ile paylaştı.

GT: 2022 yılında büyük olasılıkla hangi alanda Siyah Kuğu olayının meydana geleceğini düşünüyorsunuz?  Büyük güçler arasındaki ilişkilerde mi, Covid-19 salgınının yol açtığı ekonomik olaylarda mı veya genel bir etkiyi tetikleyebilecek küçük bir olayda mı?

Bystritskiy: Ne yazık ki yeni türlerin ortaya çıkmasından kaynaklı salgının tırmanmasından doğal afetlere kadar herhangi bir şeyden olabilir. Olması pek mümkün gibi görünmese bile uzaylı istilası dâhi olası. Ancak en tehlikelisi ülkeler arasında çatışmaların çıkmasıdır. Bu çatışmalar, ekonomik mücadelelerden siber saldırılara, özel askeri şirketlerin yönettiği ordular arasındaki silahlı çatışmalara ve hatta sadece terör örgütlerine kadar birçok şekilde olabilir. Maalesef birçok ülkedeki seçkinler genellikle küresel duruma sorumsuzca yaklaşıyor ve gereksiz riskler alıyorlar. Bu Avrupa gibi tamamen uygarlaşmış görünen ülkelerde bile böyledir.  

GT: Gelecekte Rusya’nın Çin ve ABD ile ilişkilerinden beklentileri nedir? 

Bystritskiy: Bana göre Rusya ve Çin arasındaki ilişkiler doğru yönde gelişiyor. Bu iki ülke, ülkeler arasındaki ilişkilere model olabilir. Bir bakıma istikrarlı, barışçıl, eşit ve karşılıklı fayda sağlayan ilişkiler, ülkelerimiz, Avrasya ve hatta tüm dünyanın gelişmesini canlandırıyor. Rusya-Çin ilişkilerinin gelişmesi, gezegenimizdeki herkesin ihtiyaç duyduğu güvenlik sistemimizin önemli bir unsurudur. Rusya ve Çin liderleri ile ABD başkanı arasındaki görüşmeler faydalı. Bu en azından bir tür diyalogdur ve hiçbir şey olmamasından daha iyidir. Ancak sadece görüşmeler yapmak yeterli değil. Amerikalı seçkinler bölünmüş ve onların yapıcı şekilde davranacaklarını ummak çok zor.  Beklenebilecek en iyi şey bir tür ‘’ateşkesin’’ sağlanması ya da herkesin birbirini rahatsız etmeden kendi başına yaşayabileceği ilişkiler sistemini yaratmaktır. Bu tür bir dünya düzeni sistemini yaratmanın ipuçları vardır, ancak fazla iyimser olmamalıyız. 

GT: Son zamanlarda Batılı medya kuruluşları Çin ve Rusya’nın eş zamanlı olarak Taiwan adası ve Ukrayna’ya askeri operasyonlar başlatacağı iddialarını abartarak, bunun ABD liderliğindeki uluslararası düzene bir tehdit oluşturacağını öne sürdüler. Çin ve Rusya’ya karşı bu gibi yoğunlaşan saldırılar konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bystritskiy: Batı medyasında bizim ülkelerimize yönelik medya saldırısı ne yazık ki bir kural haline geldi. Genel olarak onlar Batılı ülkelerdeki istikrarsız durumu yansıtıyor. Rusya ve Çin’e yönelik saldırılar Batılı ülkeler arasındaki artan birliğin sürmesine ve NATO’nun varlığına önem verilmesine yardımcı oluyor. Sorun şu ki Batılı ülkeler ve en önemlisi ABD liderliğini kaybetti ve önceki dünya düzenini sürdüremezler. Bundan dolayı onların şimdi kamuoyunu manipüle etmek için çaresiz bir arzuları var. ‘’Rusya ve Çin’den tehdit söz konusu bu yüzden harekete geçelim.’’ diyorlar. Ancak görünüşe göre kendilerine de inanmıyorlar. Dahası NATO ülkelerinde bu pozisyona yönelik artan bir iç eleştiri var. Ancak durum tehlikeli. Çin karşıtı ve Rusya karşıtı duyguları körükleyerek, NATO ülkeleri kazara tüm dünyayı ateşe atma riski yaratıyor. 

GT: Tarihçi Paul Kennedy, bu ay Global Times ile bir röportajında şu anda yakın Çin-Rusya ilişkilerinin ‘’geçici rahatlık ittifakı’’ olduğunu söyledi. Onun görüşleri Batı’da temsil ediliyor. Bu tür bir yanlış anlama konusunda sizin görüşünüz nedir? Devam eden Batı kuşatması altında Çin-Rusya ilişkisi hangi alanlarda derinleşecek?

Bystitskiy: Birçok insan arzu edileni gerçekmiş gibi göstermeye çalışıyor. Batılı seçkinlerin, Çin ve Rusya gibi ülkelerin aslında onlar olmaksızın idare edebileceklerini ve kendi başlarına yaşayabileceklerini kabul etmesi zordur. Sanırım dünyanın gelişmesinin merkezi Asya’ya kayıyor ve bu, Asya ülkelerinin birlikte çalışacağı anlamına geliyor. Bu iş birliği için derin sebepler var, çünkü bir tür bütünleşme olmadan tüm makro bölgenin sürdürülebilir gelişmesi mümkün değildir. Daha önce söylediğim gibi Rusya ve Çin, bu tür bir iş birliğinin örneğini sağlamaktadır. Bu Batı baskısına değil, toprak, nüfus ve doğal kaynaklar bakımından dünyanın en büyük parçası olan Asya kıtasındaki temel süreçlere dayanmaktadır. Rusya ve Çin, bütün alanlarda pratik olarak yapıcı şekilde iş birliği yapabilir: Bilimden savunmaya, eğitimden iklim değişikliğiyle mücadeleye kadar. Ve her şeyden önemlisi bilgi alanında iş birliğinin güçlendirilmesine ihtiyaç duyulan alanların olduğuna işaret etmek isterim. Birbirimizi daha iyi tanımaya ihtiyacımız bulunmaktadır. 

GT: Bu yıl Sovyetler Birliği’nin dağılmasının 30. yıl dönümü. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bir seferinde Sovyetler Birliği’nin düşmesinin ‘’20. yüzyılın önemli bir jeopolitik yıkımı’’ olduğunu söyledi. Rus toplumunda, o dönemde Sovyetler Birliği’nin seçimi konusunda hala bir tartışma var mı?

Bystritskiy: Rus toplumu kesinlikle hala Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinden geçiyor. Eski nesiller hala Sovyetler Birliği’ni bütün iyi tarafları ve kusurlarıyla hatırlarken, bunun aksine genç nesillerin aklında daha çok gelecekle ilgili hayalleri var. Benzer bir şeyi Çin’de de görüyorum. Örneğin, bilim kurgu romanı ‘’Three-Body Problem’’in yazarı Liu Cixin, memnuniyetle Sovyetler Birliği ve biliminin muhteşemliğini tarif ediyor. Bu düşünceler ne kadar doğru? Bu büyük bir soru. Bununla birlikte sorun şu ki Ruslara sürekli olarak geçmiş hatırlatılıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılması Rus halkını böldü, onların birçoğu şimdi komşu ülkelerde yaşıyor. Bu durumlarda bu insanlar ayrımcılığa uğruyor ve hakları ihlal ediliyor. Örneğin, Ukrayna’da gerçekten bir iç savaş var. Ancak şimdiye kadar çok yoğun değil. 

GT: Birçok kişi Çin ve ABD arasındaki şimdiki rekabeti ABD-Sovyetler Birliği Soğuk Savaşı ile karşılaştırıyor. Çin-ABD rekabeti hakkındaki görüşünüz nedir ve nihai sonucun ne olacağını düşünüyorsunuz?

Bystritskiy: Soğuk Savaşı, günümüzde Çin ve ABD arasındaki rekabetle karşılaştırmazdım. O zamanlar gerçek bir ideolojik rekabet vardı. Sovyetler Birliği insanların iyiliği ve mutluluğunun başarılması konusunda kendi modelini ve ABD ise kendi modelini sundu. Bir yandan, bugün örneğin bilgi açısından çok fazla bütünleşmiş bir dünyada yaşıyoruz, ancak diğer yandan farklı değer sistemleri ve kalkınma yaklaşımlarına sahip çok bölünmüş bir dünyada yaşıyoruz. 

İdeolojik olarak Çin ve ABD düşman değiller, ancak ABD seçkinleri özel pozisyonları konusunda endişeliler. Onlar ayrıca bir bütün olarak küresel piyasalardaki ve küresel durumdaki nüfuzlarını kaybetmekten korkuyorlar. Çin ve ABD arasında olan şimdiki rekabetin birçok sonucu olabilir. Doğrudan çatışma dâhil en radikal seçenekleri göz ardı edemeyiz. Bununla beraber, akıl üstün gelir ve yeni nesil siyasetçiler, az ya da çok mantıklı bir arada var olmanın yollarını bulacaktır. Bunun için temel koşul iç istikrar, toplumun ve her şeyden önemlisi Çin ile Rusya’nın uyumlu olmasıdır.