CGTN / Christopher Helali

Sovyetler Birliği’nin son yıllarında, Berlin Duvarı yıkılıp ve Almanya’nın yeniden birleşmesi garanti altına alınınca, Batılı liderler ve Sovyet liderliği arasındaki üst düzey toplantılar, barış ve karşılıklı saygıyı koruyacak bir kargaşanın grafiğini çizmeye çalıştı. Doğu Avrupa’daki sosyalist devletlerin çöküşü jeopolitik bir felaketti, ancak Sovyetler Birliği’nin Varşova Paktı ülkelerinde sürmekte olan hızlı siyasi dönüşümler nedeniyle güvenliğinin tehlikeye girmemesini sağlaması gerekiyordu.

Eski Sovyet lideri Mikhail Gorbachev, diğer Sovyet diplomatlar ve siyasi liderler NATO genişlemesinin olmayacağına inandırıldılar. Güvenlik güvenceleri ve garantileri Sovyetlere, Sovyet notlarından gelen yazılı kayıt ve Batılı yetkililerle yapılan çeşitli toplantılarla ilgili raporlar ile sadece sözlü olarak verildi. Aynı şekilde, eski Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin de Barış için Ortaklık’ın NATO’nun genişlemesine yol açmayacağına, aksine Rusya’yı kolektif bir Avrupa güvenlik düzenlemesine dâhil edeceğine inandırıldı.

Yeltsin’in ardından gelen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ilk başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve diğer Batılı ülkelerle samimi ve iş birliğine açık olmaya çalıştı. Ancak 11 Eylül ile Afganistan ve Irak’ın işgallerinin ardından, ABD’nin tek taraflılığının yanı sıra NATO’nun “Terörle Savaş”taki rolü rahatsız ediciydi. Dahası, NATO genişlemesi 1990’ların sonundan 2000’lere kadar hızla hız kazandı. Bu konu, 2007’de Münih Güvenlik Konferansı’nda Putin, NATO sorununu direkt ele alarak, “NATO genişlemesinin, İttifakın kendisinin modernizasyonu veya Avrupa’da güvenliğin sağlanmasıyla herhangi bir ilişkisi olmadığı açıktır. Aksine, karşılıklı güven seviyesini düşüren ciddi bir provokasyonu temsil etmektedir.” dedi.

UKRAYNA KRİZİ ÇÖZÜLEBİLECEK Mİ?

Ertesi yıl Bush yönetimi Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya katılması için bastırdı. Rusya tarafından kızıştırma olarak görülen bu kışkırtıcı eylem sonunda, 2008 yılında Gürcistan ile Rusya arasında silahlı çatışmaya yol açtı. Putin bir kez daha NATO genişlemesinin “Rusya’da ülkemizin güvenliğine doğrudan tehdit olarak alınacağını” açıkça belirtti. Yine de bir kez daha, Rusya Federasyonu’nun güvenlik endişeleri Washington ve Brüksel’de duymazdan gelindi.

Rusya’nın NATO genişlemesi konusundaki güvenlik endişelerine ek olarak, Ukrayna’daki diğer konular arasında ABD’nin 2014’teki renkli devrimin sahnelenmesine ve desteklenmesine olan belgelenmiş katılımı da yer alıyor. Bunu, Lenin heykellerinin kaldırılması ve kahraman Kızıl Ordu’nun anıtlarına saldırmak da dâhil olmak üzere Sovyet geçmişinden kalıntıları yok etmek için ülke çapında bir kampanya izledi. Daha da kötüsü, Nazi iş birlikçisi ve acımasız Yahudi karşıtı Stepan Bandera gibi Ukraynalı faşistleri eski haline döndürmek adına, pullar, heykeller gibi onurlarla Ukraynalı milliyetçiler olarak övme ve hatta Bandera’ya “Ukrayna Kahramanı” unvanını bahşetme girişimidir.

Bunun bir sonucu olarak, Kırım ile Donbass halkı faşist olarak gördükleri ve Rusya karşıtı bir gündemi destekleyen yeni Ukrayna hükümetine karşı savaştılar. Rusya’nın, Rusya kontrolündeki tek sıcak su limanı olan Kırım’daki Sivastopol’deki deniz üssünün güvenliğini sağlamak ve korumak için acil bir güvenlik ihtiyacı da vardı.

BATI MEDYASININ MANİPÜLATİF HABERLERİ

Batı medyasının Rusya topraklarındaki Rus güçleri üzerindeki histerisi, son dört yıllık “Russiagate” ve ABD egemen sınıfı için kötü olan her şeyin enkarnasyonu olarak Rusya’ya olan takıntısının doğrudan bir sonucudur. Yine de Rusya, ABD, Batılı ülkeler ve NATO’nun güvenlik endişelerini ciddiye alma yönündeki tekrarlanan girişimleri saptırma, sessizlik, düpedüz muhalefet ve düşmanlıkla karşılaştı. Yine de Sovyetler Birliği yarımküredeyken, özellikle Soğuk Savaş sırasında Küba’da, ABD dünyayı Küba Füze Krizi sırasında nükleer bir kıyametin uçurumuna getirdi. NATO’nun genişlemesi, füze sistemleri, ileri teknoloji, gözetleme ekipmanları yerleştirilmesi ve sonunda kendi üslerinde askerleri olması yönünden Rusya’nın Meksika ve Kanada’ya genişlemesine benzemekte. ABD bu “dayanışma jesti”nden memnun değildi.

ABD’nin nasıl ulusal güvenliğini ve Monroe Doktrini’ni harekete geçirebileceğini ve yine de Rusya Federasyonu’nun güvenlik kaygılarını dikkate almayı mantıksız bulduğunu sormak gerekir? Bunun nedeni, ABD emperyalizmi ve askeri kanadı NATO’nun, çok kutuplu bir dünyanın hakimiyetine ve güvenlik çıkarlarına meydan okumasına izin vermezken kontrolü ve hegemonyayı sürdürmeye çalışmasıdır.

NATO’nun dünyadaki rolü, devletleri Varşova Paktı saldırganlığına karşı korumaktan, uluslararası enerji kaynaklarını güvence altına almaya, Rusya ile Çin gibi yeni “hedeflerle” mücadele etmeye ve Washington’ın talep ettiği askeri operasyonları yürütmeye dönüştü. NATO, misyonuna ve çalışmalarına yardımcı olmak için Avustralya, Kolombiya ve Japonya gibi küresel ortakları da yanına aldı. Nihayetinde, NATO genişlemeye devam ettiği ve Rusya’nın ulusal savunmasına, egemenliğine ve güvenliğine olan bağlılığını test ettiği sürece Ukrayna’daki kriz çözülmeyecektir. NATO bugün, dünya barışı ve istikrarı için bir tehdittir.