CGTN / Sun Chenghao

NATO son zamanlarda, Çin’i, Rusya-Ukrayna çatışması bağlamında “Rusya’yı kınamakta başarısız olmakla” asılsız bir şekilde suçlayarak, NATO’ya sözde ciddi bir sorun olarak damgaladı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Asya-Pasifik ortaklarının katılımının, “krizin küresel sonuçları olması yüzünden” önemli olduğunu söyledi. 

NATO ilk kez Çin’i hedef almıyor. NATO’nun Çin’e potansiyel yönelişi, Aralık 2019’da Londra’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde sonuç bildirgesinde ilk kez Çin’den bahsettiğinde başladı. Bildirgede, “Çin’in artan etkisi ve uluslararası politikalarının bir ittifak olarak birlikte üzerinde düşünülmesi gerekli olan fırsatlar ve güçlükler sunduğu” ifade edildi. Ancak mevcut Ukrayna krizi sırasında Çin’i hedef almak, üyelerini bir araya getirmenin ya da NATO’nun sadece barıştan ziyade istikrarsızlığa yol açan bir Soğuk Savaş kalıntısı olduğuna inanan yabancıları yatıştırmanın akıllıca bir yolu değildir. 

KRİZ ABD’DEN DAHA ÇOK AVRUPA’YI ETKİLİYOR

NATO, Avrupa ve Hint-Pasifik sahalarını ustaca dengeleyebilir mi? NATO’nun en büyük askeri gücü Amerika Birleşik Devletleri (ABD) bile neredeyse hiç denge sağlayamadı. Görünüşe göre, ABD, Rusya-Ukrayna krizinin, ABD’nin Hint-Pasifik bölgesine doğru stratejik yön değişimi dinamiklerini temelden değiştirebileceğine inanmıyor. Kriz, ABD’den daha çok Avrupa’yı etkiliyor. ABD, Avrupa-Rusya ilişkilerinin arasını açtı ve üçlü ilişkilerde daha uygun bir stratejik konumda bulunuyor. 

Yine de Rusya-Ukrayna çatışması ABD’nin stratejik enerjisinin birçok seviyede dikkatini dağıttı. Daha önce planlandığı gibi Hint-Pasifik bölgesine odaklanmak imkânsız bir görev haline geldi ve Atlantik Okyanusu ve Hint-Pasifik bölgesine aynı zamanda derinden müdahale eden “iki okyanus stratejisi” sadece ABD politika tasarımcılarının umut verici vizyonudur. 

Rusya-Ukrayna çatışmasından sonra ABD, daha büyük desteğe ve yardıma ihtiyacı olan bir Avrupa ile karşı karşıya kalacak ve ABD ve NATO’nun Avrupa müttefiklerinin Hint-Pasifik bölgesi konusundaki stratejik uyumsuzluğu daha belirgin olacaktır. Bir süreliğine Avrupa’nın iç işlerine daha fazla odaklanması sadece ABD’nin Hint-Pasifik’te büyük güç rekabeti iddiasını takip etmesini zorlaştırmayacak, aynı zamanda ABD’nin, Avrupa’nın genel çıkarlarını ilk sıraya koymasını gerektirecek. 

HİÇBİR ÜLKE ÇİN VE ABD ARASINDA TARAF SEÇMEYE NİYETLİ DEĞİL

Kriz sona erse bile bazı sorunlar Avrupa’yı rahatsız etmeye devam edecek. Güvenlik alanında Rusya, Avrupa’nın değiştiremeyeceği bir komşusudur ve Avrupa içinde güvenlik özerkliğinin sesi daha da güçlü hale gelecektir. Avrupa’nın güvenliği NATO çerçevesi ya da ABD çerçevesi altında mı geliştirilmelidir? Güvenlik konusunda kendi başına bir Avrupa savunma ittifakını ısrarla isteyecek midir ya da ABD’ye daha fazla güvenecek midir? 

Ukrayna krizinden sonra ABD’nin askeri güvenlikte Avrupa üzerinde daha büyük kontrol sahibi olduğu doğrudur. Avrupa halen “savaş ve barış” gibi geleneksel güvenlik sorunlarıyla yüzleşmesi gerektiğini ve güvenlik korumasında ABD’ye son derece bağımlı olduğunu fark ediyor. Bu koşullar altında ABD liderliğindeki NATO Avrupa güvenliği için bir gereklilik haline geldi ve ABD, NATO’nun dönüşümünün gelecekteki yönüne ve büyük güç rekabeti hedefine hâkim olmaya devam edecek, bu da güvenlikte Avrupa’nın özerkliğinin gerilemesine sebep olacak. 

Bu arada, Rusya-Ukrayna krizi Çin konusunda ABD ile Avrupa arasındaki mevcut farkları daha da büyüttü. Avrupa ve ABD şu anda güvenlik konularında çok karmaşık kavram yanılgısıyla karşı karşıya bulunuyor. Avrupa Rusya’yı en acil tehdit olarak görüyor ve Rusya’nın “yeni bir Soğuk Savaşı” kışkırtabileceğine inanıyor. Diğer yandan ABD, Çin’e, Batı’nın karşı karşıya olduğu en önemli sorun olarak bakıyor ve büyük olasılık Çin ile “Tukudides Tuzağı”na düşecek. ABD ve Avrupa arasında, Çin-Rusya konuları üzerindeki yapısal çelişkilerin çözülememesi, Çin konusunda transatlantik güvenlik koordinasyonunun yönünü belirleyecektir. 

Hepsinden önemlisi ABD veya NATO’nun Çin’i engelleme girişimi Asya-Pasifik ülkeleri tarafından hoş karşılanmıyor. Ekonomik küreselleşme dünya endüstriyel zincirini yakından bağlantılı hale getirdi. Hiçbir ülke Çin ve ABD arasında taraf seçmeye veya onları ABD’nin stratejik rekabetinin araçları yapan büyük güç rekabetine katılmaya niyetli değil.