CGTN / William Jones

Bu yıl Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Nixon’ın Çin’e ziyaretinin 50. yıl dönümü. Bu ziyaret ABD’nin o zaman 800 milyondan fazla insanın yaşadığı bir ülke olan Çin Halk Cumhuriyeti’ni (ÇHC) kontrol altına alma çabalarını fiilen sona erdiren bir ziyarettir. Başkan Nixon bu çığır açan ziyaret için takdir edilmeyi hak ediyor. Kendisi böyle bir ziyaretin başarılabileceği konusunda danışmanlarından daha kararlıydı. Böyle bir ziyaretin yapılmasının yerine getirebileceği Sovyetler Birliği ve ABD’nin o sırada hala kazanamayacağı bir savaş verdiği Vietnam ile ilgili açıkça jeopolitik hedefleri olsa da kesinlikle bu cumhuriyetçi başkanın kararını etkileyen Çin’e yönelik bir merakı da vardı.

1972’de böyle bir ziyaret zamanı gelmiş olan, aslında çoktan olgunlaşmış bir fikirdi. Daha 1963’te haziran ayında bir Amerikan üniversitesinde yaptığı konuşmada Sovyetler Birliği ile detant politikasını başlatmış olan Başkan Kennedy ÇHC ile ilişki kurmayı da düşünüyordu. Zamanın ABD Hindistan büyükelçisi olan arkadaşı John Kenneth Galbraith’a bunu yapmayı düşündüğünü ama Çin karşıtı tahrikçiler arasında büyük fırtınaya neden olabileceği ve yeniden seçilme şansını tehlikeye sokabileceğini düşündüğü için ikinci yönetim döneminden önce yapmak istemediğini söylemişti. Ancak Kennedy’nin ölümü ve ABD’nin Vietnam’daki zorluklarının artmasıyla birlikte, Çin’le böyle bir düzenleme birkaç yıllığına rafa kaldırıldı.

ABD “KORUYUCU” ÖNLEMLERİ DAR GÖRÜŞLÜ

Cumhuriyetçi bir başkan olan Nixon sağ kanat eleştirmenlerinden daha az korkuyordu ve Cumhuriyetçi Parti içindeki herhangi bir muhalefeti yenme konusunda daha fazla güce sahipti. Ziyaret önemli bir değişiklikti, Çin’le ilişki dönemini başlattı. Ve ziyaret her iki ulusa -ve dünyaya- büyük fayda sağladı. Birçok başka ülke ÇHC’yi tanıma kararı aldı ve Çin Birleşmiş Milletler’deki (BM) yerini yeniden alarak dünya toplumuna daha büyük bir giriş imkânına kavuştu. O günden bu yana Çin, ABD halkına temel tüketimlerinde, tekstilden makineye ve elektronik aletlere kadar birçok mal sağladı. “Made in China” markası giderek ucuz mal anlamına gelmekten çıkarak “yüksek kalitenin” adı haline geldi. ABD sanayisi de ister soya fasulyesi ister otomobil, uçak ya da karmaşık makineler olsun, ürünleri iç in büyük bir piyasaya kavuştu. Çin de yüz binlerce Çinli öğrencinin bu yıllarda ABD üniversitelerinde okumasıyla yarar sağladı.

Çin ile ilişkiye girmek, ülkelerin yönetişim sistemlerindeki, kültürlerindeki ya da ideolojik inançlarındaki farklılıklarına rağmen birlikte çalışabileceklerini göstererek, daha sonra Sovyetler Birliği ile detant için bir model sağladı. Şimdi bazı ABD siyasetçileri ilişki çağının sonuna geldiğini söylüyor. Eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo görevdeki son yılında Çin ile ilişki çağının sonuna geldiğini ve Çin’le rakiplik çağının başladığını ilan etmek için Nixon kütüphanesine gitti. Bu gayrimeşru iddia ne yazık ki Biden yönetimine de geçti. Biden yönetimi, Çin dünya ekonomisinde çok büyük bir rol oynarken Çin’den “kopmanın” bir seçenek olmadığını anlamış olmakla birlikte, yüksek teknoloji ürünlerine erişimini kısıtlayarak ve diğer ulusların Çin’den mal almasını engellemeye çalışarak Çin’in gelişmesinin “hızını yavaşlatmak” için her şeyi yapıyor. Şu anda gördüklerimizi dikkate alırsak, bu Çin ekonomisi üzerindeki etkisiyle aynı oranda ya da hatta daha fazla ABD ekonomisine de zarar veren bir politikadır.

YARININ DÜNYASINDA ÇİN EKONOMİK, SİYASİ VE KÜLTÜREL OLARAK BÜYÜK BİR ROL OYNAYACAK

ABD yönetiminin almakta olduğu “koruyucu” önlemlerin dar görüşlü ve basiretsiz yapısı aynı zamanda Çin’i bir rakip olarak görmeyen, aksine bir dost ve aslında birçok durumda ortak olarak görün ülkeler arasında ABD’nin itibarına ters etki yapıyor. ABD’nin küresel politik kararlarda üstün rolünün devam etmesine çok ilgi göstermeyen birçok gelişmekte olan ülke ile ilgili durum da böyle. Ve hatta Avrupa’nın yanı sıra Asya’daki bazı ABD müttefikleri bile Çin’in ekonomik gelişmesine zarar vermenin mantıklı bir hareket olduğuna inanmıyor.

Başkan Nixon’ın açıkça gördüğü ve bizim bugünkü miyop siyasetçilerimizin görmediği şey, yarının dünyasında Çin’in ekonomik, siyasi ve kültürel olarak büyük bir rol oynayacağıdır. Ve Kuşak Yol İnisiyatifi gibi şu andaki politikalarından gördüğümüz her şeyi dikkate alırsak, bu rol dünyaya da yararlı olacak. İdeolojinin pembe gözlüklerini çıkarır ve pratik gerçekliğe doğrudan bakarsak, Çin ile ilişki içinde olmanın Amerikan halkına bugün, Çin’in dünyaya sunabileceği şeylerin bugünkünden çok daha az olduğu 1972’dekinden bile daha fazla yararlı olacağını görebiliriz.