Ukraynalı yönetmen Valentyn Vasyanovich’in filmi “Atlantis”i iki yıl önce İstanbul Film Festivali programında seyrettiğimde etkisinden uzun süre kurtulamamıştım. Festivalin uluslararası yarışma kategorisinde birinciliğe değer görülen, Uluslararası Sinema Yazarları Federasyonu-FIPRESCI ödülünü de kazanan 2019 yapımı film, 2025 yılında geçiyor ve olası bir Rusya-Ukrayna savaşının bir yıl sonrasını anlatıyordu. Savaşa katılmış iki Ukrayna askerinin öyküleri üzerinden cephe bölgelerinde ceset ve mayın arayan görevlileri anlatan film hakkında 23 Ekim 2020’de Aydınlık’ta yayımlanan yazımda şöyle demiştim:

“Pek çok askeri uzman, yakın gelecekte Rusya ile Ukrayna arasında giderek büyüyen ve yayılacak olan bir savaşa dair öngörülerde bulunmakta. ‘Atlantis’ bu olasılığa karşı uyarıda bulunmak, alarm zili çalmak gibi misyonlar üstlenmeden, Ruslara karşı düşmanlık göstermeden ama ‘tarafsızlık’ gibi iddialar, savaş karşıtlığı söylemleri de geliştirmeden bir öngörüde bulunuyor yalnızca.”

Vasyanovich’in öngörüsü gerçekleşti ve iki ülke arasında Türkiye’yi de yakından ilgilendiren bir savaş yaşanmaya başladı; daha doğrusu Rusya kendisine, dahası Asya’ya yönelik Batı-NATO kuşatmasını durdurmak için askeri harekât gerçekleştirdi.

YOUTUBE’DA ŞİMDİLİK İZLENEBİLİR!

“Atlantis”, savaş sonrasının gerçeklerine dair unutulmayacak bir filmdi. Şu günlerde izlediğim bir belgesel film ise bu savaşın öncesine, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinin nedenlerine ilişkin çok çarpıcı şeyler söylüyor. Yapımcılığını, Amerikan sinemasının onurlu isimlerinden Oliver Stone’nun üstlendiği “Ukrayna Yanıyor” (Ukraine on Fire), son bir haftadır Batı medyasının tek taraflı propagandası ve bin bir yalan dolanla kirlenen gözlerimiz ve kulaklarımız için başka bir gerçeklik sunuyor. Stone, röportaj bölümlerini bizzat gerçekleştirdiği İgor Lopatonok yönetimindeki 2016 tarihli belgeseli, bir süre önce YouTube’a yükleyerek serbest izlemeye açarak Ukrayna yalanları ve Ukrayna gerçeği konusunda Batı medyasına bir kez daha kılıç çekmiş oldu.

Ukrayna’nın tarihi ve bölgesel önemi konusunda bilgiler vererek açılan “Ukrayna Yanıyor”un İkinci Dünya Savaşı, Alman faşizminin bu topraklardaki iş birlikçileri ve savaş sonrası gelişmelere yönelen anlatımı “bilinmeyenlere” yönelik oldukça şaşırtıcı notlar içeriyor. Özellikle Ukrayna’daki neo-nazi hareketin kökü kabul edilen Stepan Bandera ve devamcıları konusunda söylenenler çok çarpıcı. Ama özellikle 2014’teki Maidan olayları ve seçimle iş başına gelen Batı karşıtı cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in şiddet dolu Turuncu Devrim sonucu görevden uzaklaştırılmasıyla girilen süreç, Donbass ve Odesa’da yaşananlar, Ukrayna’daki derin bölünmeyle ilgili tarihsel bir perspektif sunuyor. Oliver Stone, CIA’nın, Pentagon’un, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Kiev Büyükelçiliğinin ve medyanın bu kirli oyundaki rolleri hakkında da söylenebilecek her şeyi söylüyor.

BELGESEL DEDİĞİN BÖYLE OLUR

Rusya’nın adım adım kuşatılması ve yakın tehlikeye açık hale getirilmesini gözler önüne seren, Putin’le yapılan görüşmelerin ayrı bir zenginlik kattığı “Ukrayna Yanıyor” YouTube’da “YouTube topluluğu aşağıdaki içeriğin bazı kitleleri için uygunsuz veya rahatsız edici olduğunu tespit etti” notuyla birlikte “şimdilik” izlenebiliyor. Eğer Oliver Stone gibi büyük bir markanın elinden çıkmış olmasaydı, sözde “özgür” Batı medyasının hiç düşünmeden yasak koymaktan çekinmeyeceği, izleyene “Belgesel dediğin böyle olur!” dedirten “Ukrayna Yanıyor”u zaman kaybetmeden seyretmeye çalışın. Yarın Oliver Stone’un da “Putin’ci ve Rusyacı” diye damgalanıp damgalanmayacağını kim bilebilir! Karşınızda Ukrayna’da neler olup bittiği, Rusya’nın neden müdahale etmek zorunda kaldığı ve renkli devrimlerin iç yüzü konusunda dürüst, nesnel, harika bir belgesel var. Kaçırmamanızı öneririm.

Tunca Arslan