CGTN / Huang Yongfu

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, 21 Nisan’da Boao Asya Forumu’nun (BFA) 2022 yıllık konferansının açılış konuşmasında, “istikrarsız (ekonomik) toparlanmanın bütün dünyada eşitsizliği artırdığını, Kuzey-Güney ayrımını daha da büyüttüğünü” söyleyerek, “insan merkezli bir yaklaşımı” vurguladı. Bu, ekonomik toparlanma desteklendiği zaman “kalkınma ve insanların refahının gündemin ilk sırasına” konması anlamına gelmektedir.

Enflasyon ve faiz oranlarının düşük olduğu zaman geçen on yıllar boyunca birçok gelişmekte olan ekonomi dağlar kadar borç biriktirdi. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre, salgın sırasında küresel borç ödemelerin askıya alınması programına katılmaya hak kazanan yaklaşık 70 düşük gelirli ülke arasında üçte ikisi kadarı, 2015 yılındaki üçte birinden daha azına kıyasla 2020 yılında yüksek borç sıkıntısı riskiyle karşı karşıya bulunuyor. 

Rusya-Ukrayna krizi durumu kötüleştirdi, küresel ekonomik toparlanmayı zayıflattı. Devam eden salgın ve Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımları gıda, enerji ve diğer fiyatları yükseltirken, gelişmekte olan ülkelerin turizm gelirlerini azalttı. Enflasyonu bastırmak için birçok merkez bankası faiz oranlarını artırmaya başladı. Bu, yabancı kreditörlere borçlarını geri ödeme mücadelesi veren Sri Lanka, Mısır ve Pakistan gibi gelişmekte olan ülkelerde endişeyi körükledi.  

ÇİN “KÜRESEL AŞI İŞ BİRLİĞİ EYLEMİNİ” SAVUNUYOR

Salgın ve savaşla ilgili maliyet artışları, yüksek borç seviyeleri finansal piyasa baskısına karşı savunmasız olan gelişmekte olan ülkeler için tehdit yaratırken, gelişmiş ülkelerde yatırımcı duyarlılığı bu ülkelerdeki enflasyon baskıları ve faiz oranlarının artışı yüzünden kötüleşti. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki ayrım büyüdü. Dünya Bankası’na göre, gelişmiş ekonomilerin yaklaşık yüzde 90’ının 2022 yılı sonuna kadar kişi başına gelir seviyelerinin salgın öncesi seviyelere dönmesi beklenirken, gelişmekte olan piyasa ve gelişmekte olan ülkelerin sadece üçte birinde muhtemelen kişi başına gelir salgın öncesi seviyelere dönecek. 

Kuzey-Güney ayrımı, G20 ülkelerinin geçen yıl temmuz ayında yüzde 15 oranında küresel asgari kurumlar vergisi belirlenmesini kabul ettikleri kendi çıkarlarına hizmet eden bir adımla büyüyecek. Bu küresel verginin ifade edilen amacı G20’nin giderek daha pahalı hale gelen ulusal refah sistemlerine finansal akışı garanti altına almaktır. Ve daha fazla verginin gelmesi muhtemeldir. Batılı siyasetçiler ve basının Batı’nın serbest piyasa kapitalizmini ve insan haklarını diğer sistemlerden daha iyi olduğunu ilan etmesi, kulağa Dickens’ın zenginler ve yoksulları anlatan romanı gibi geliyor. Ancak “eşitlik” bir şekilde her zaman ufuktan da uzaktır. Ekonomik eşitsizlik veya fırsat eşitsizliği, büyük bir sosyal maliyet olarak ortaya çıkan ve demokrasiye yönelik “varoluşsal” bir tehdit haline gelen serbest piyasa kapitalizminin kötü bir hastalığı olarak sıklıkla gündeme geldi. 

ÇİN İHTİYACI OLAN ÜLKELERE FİNANSAL DESTEĞİNİ ARTIRMAYI ÖNERDİ

Salgının ortaya çıkmasından bu yana Çin, “küresel aşı iş birliği eylemini” aktif olarak savundu ve uyguladı. Çin, Covid-19 aşısını küresel kamu malı olarak vadeden, aşı fikri mülkiyet haklarının muafiyetini destekleyen ve diğer gelişmekte olan ülkelerle aşı üretimi iş birliğini uygulayan ilk ülke oldu. Şimdiye kadar Çin 120’den fazla ülke ve uluslararası organizasyona 2,1 milyar dozdan fazla aşı sağlayarak, “bağışıklık açığını” daraltmak için somut çabalar sarf etti. Çin aynı zamanda ihtiyacı olan ülkelere finansal desteğini artırmayı önerdi.

IMF’ye göre, Çin’in yüksek borçlu 73 yoksul ülkenin dış borçlarındaki payı 2006 yılında yüzde 2’den, 2020 yılında yüzde 18’e yükselirken, özel sektör kredileri yüzde 3’ten yüzde 11’e çıktı. Bunun aksine, çoğu gelişmiş ülkelerden “Paris Kulübü” kreditörlerinin yanı sıra IMF ve Dünya Bankası gibi çok taraflı kuruluşların ortak payı ise yüzde 83’ten yüzde 58’e geriledi. Çin’in küresel kalkınma politikaları ve uygulamaları “ortak refah” ruhunu takip ediyor ve somutlaştırıyor. 

Çin’de de gelir eşitsizliği, 2021 yılında en zengin yüzde 10’un toplam hane halkı servetinin neredeyse yüzde 70’ine sahip olmasıyla büyüdü. Seçkinler sıradan vatandaşlara kıyasla Çin’in ekonomik büyümesinden daha fazla faydalandı. Adil ve makul bir gelir dağılımını nasıl sağlayabileceği sorusuyla karşı karşıya olan Çin yakın zamanda, Çin’in zenginliği ve fırsatları eşit olarak yeniden dağıtılmasına yönelik sosyalist fikirleri tanımlamak için Mao Zedong ve Deng Xiaoping zamanlarına dayanan ortak refah girişimini ortaya koydu. Çin’in ortak refah girişimi, bazıları daha fazla ekonomik zenginliğe veya fırsata sahipken, diğerlerinin daha azına sahip olduğu eşitsiz ve kutuplaşmış bir toplumdan kaçınmayı amaçlıyor. Ortak refah kavramının yanı sıra ilgili politikalar, ulusal servet eşitsizliklerinin üstesinden gelmek amacıyla kesinlikle küresel bağlama uygulanabilir. Yukarıdaki “bazı” ve “diğerleri” bireyleri ya da ulusları ifade eder. 

AÇIK DÜNYA EKONOMİSİ İNŞA ETMEK

“Pastayı daha büyük yapmak ve mümkün olduğu kadar onu eşit paylaşmak” için bir dizi politika benimsedi. Bu politikalar çok fazla finansal risk taşıyan gayrimenkul geliştiricilerine yönelik daha sıkı düzenlemeler, karlarını artırmak için piyasa güçlerini kullanan teknoloji şirketlerini kontrol altına almak için anti-tröst kampanyaları ve dokuz yıllık zorunlu eğitimde öğrenciler için kâr amaçlı özel eğitimin yasaklanmasıyla ilgiliydi. 

Uluslararası iş birliği yoluyla dezavantajlı gruplar ve az gelişmiş ülkeler için kalkınma uçurumunu nasıl daraltabilir ve fırsatları nasıl artırabiliriz? Cumhurbaşkanı Xi’nin çözümü, “pastayı daha büyük yapabilecek, açık dünya ekonomisi inşa etmeye bağlı kalmak” olacaktır. Cumhurbaşkanı Xi, ”ekonomik küreselleşmeyi desteklemek, makro politika koordinasyonunu artırmak ve daha fazla büyüme faktörleri için bilim ve teknolojiye başvurmak ve küresel endüstriyel ve tedarik zincirini istikrarlı tutmak için çaba sarf edilmesi” gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanı, istikrarsız ve eşitsiz kalkınmanın üstesinden gelmek ve kalkınma uçurumunu daraltmak için, ‘’yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği, kalkınma finansmanı ve sanayileşme gibi önemli alanlarda pratik iş birliğinin geliştirilmesini’’ önerdi. Çin, küresel kalkınmayı desteklemek için elini taşın altına koymaya niyetli olduğunu gösterdi.