ABD’de Joe Biden yönetiminin çok kötü bir kriz yönetim tarzı olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Ünal, Almanya’nın Rusya ile diyaloğu önceleyen tutumuna Türkiye’nin de katılması gerektiğini söyledi. Sorunun kısa vadede net bir çözümü olmadığını düşünen Ünal, tansiyonu düşürecek ara formüller üzerine çalışmak gerektiğini kaydetti.

Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal, CRI Türk’te Mehmet Kıvanç’ın hazırlayıp sunduğu Manşet programında Doğu Avrupa’daki gerilimi ve krizin çözümüne ilişkin senaryoları değerlendirdi.

Ünal, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) izlediği politika şeklinin Rusya karşısında sonuç almasını mümkün görmediğini belirtti:

“Ukrayna konusunda ileri adım atıyor gibi görünerek Avrupa ile ABD arasında bir bütünlük sağlayacak, Rusya’ya karşı ABD ve Avrupa bütünlük içinde hareket edecekti. ‘ABD geri geldi’ hikâyesinin politikaya uyarlanmış şekli diye düşündük ancak 2021 Nisan ayında birinci krizde bunun mümkün olamayacağını gördük. Krizi şimdi yeniden kışkırtmanın anlamı neydi? Bu defa sert gücünü rahatlıkla kullanacağı bir dünya da yok. Çünkü çok kutuplu bir dünya düzenindeyiz. Karşısındaki rakibi de buna uygun değil.”

Putin’in çok iyi bir satranç oyuncusu olduğunu kaydeden Ünal, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasının ardından Batı’nın Rusya’ya verdiği “genişlememe” sözlerini tutmadığını hatırlattı. Rusya lideri Vladimir Putin’in Batı’dan istediği yazılı garantilerin ABD ve NATO tarafından verilmesinin de kolay olmadığını belirten Ünal, “Burada ancak tansiyon düşürülebilir, krizi çözmenin kolay olduğunu sanmıyorum.” dedi. Arabuluculuk çabalarının tansiyonu düşürmeye odaklanması gerektiğinin altını çizen Ünal, 2014 yılındaki Minsk Anlaşması’nın bu hedef için anahtar olduğunu ifade etti.  

UKRAYNA’NIN “SATIŞA GETİRİLME” KORKUSU

Prof. Dr. Hasan Ünal, Ukrayna’yı çeşitli ara çözümlere yönlendirmenin en doğru yol olacağını söyledi:

“Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, ABD’nin önde gelen dış politika dergilerinden Foreign Affairs’te ‘Lütfen Ukrayna’yı satışa getirmeyin’ başlıklı bir makale kaleme almıştı. Ukrayna’yı Minsk Anlaşmaları’na ikna edecek şöyle bir formül bulunabilir. ‘Senin NATO’ya üyeliğin mümkün değil’ denilebilir. Bunu Türkiye de söyleyebilir.  Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bunu söyleyeceği kanaatindeyim. Örneğin, şöyle bir şey yapabilirler: İngiltere ve Polonya Ukrayna ile ayrı bir anlaşma imzalayabilir ve o anlaşmaya ‘Ukrayna bir saldırıya uğradığında bu ülkeler yardıma gidecek,’ şeklinde. Ama saldıran Rusya olursa bu ülkelerin yardıma gitmesinin ne anlamı var ayrı bir konu. Ukrayna en kendi kamuoyuna ‘NATO üyeliği yok ama ben bir şey elde ettim,’ diyebilir. İngiltere bu işin kışkırtıcısı olarak ne der bilemiyorum ama diplomatlara iş havale edildiğinde ilginç alt çözümler bulunabilir.”

Batı dünyasının Rusya’yı birkaç kez kışkırtma yoluyla denediğini de not eden Ünal, “Bence yeni bir denemeye gerek yok.” dedi ve “Bir kışkırtma olduğu takdirde bu Ukrayna açısından intihar olur” diye de ekledi.

RUSYA İLE DİYALOG ÖNCELİK OLMALI

Almanya’nın Rusya ile diyaloğu önceleyerek hareket ettiğini kaydeden Ünal, “Almanlar biz bu coğrafyada yüzyıllarca Ruslarla savaştık artık buna bir son vermek lazım çerçevesiyle hareket ediyorlar.” tespitinde bulunarak, Türkiye’nin de bu çerçeveye katılmasının doğu olduğunu belirtti:

“Biz de Ruslarla 1918’e kadar savaştık. Yüzyılı aşkın bir süredir de savaşmıyoruz. Geçmişteki kötü hatıraları bir tarafa bırakıp Milli Mücadele yıllarındaki iyi hatıralara odaklanıp daha çok ne yapabileceğine odaklanmak gerekiyor. Bu bizim NATO’dan çıkmamızı gerektirmek, Batı dünyasına sırtımızı dönmemizi gerektirmez, onlarla düşman olmamızı gerektirmez. Çok kutuplu dünya düzeninin mantığını da bana göre bunu gerektiriyor.”