Gazeteci ve yazar Mehmet Ali Güller, CRI Türk’te Mehmet Kıvanç’ın hazırlayıp sunduğu “Manşet” programına konuk oldu. Güller, Ukrayna krizindeki son gelişmeleri ve dünyaya yansımalarını değerlendirdi.

Rusya ile Ukrayna heyetleri arasında Belarus’ta yapılan müzakere görüşmeleri için Kiev tarafından daha çok zamanı lehlerine çevirmek üzere kullanıldığına dair Moskova tarafından bir kanaatin var olduğuna dikkat çeken Mehmet Ali Güller’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Kremlin’den yapılan açıklamaya göre; Rusya Devlet Başkanı Putin, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile yaptığı görüşmede, Kiev’in zaman kazanma girişimlerinin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini tersine Rusya’nın müzakerelerde daha fazla ek taleplerde bulunmasını sağlayacağı uyarısında bulundu.

Macron’un Batı ile Putin arasında önemli bir ara buluculuğa soyunduğu görülüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, çok önemli açıklamalar yaparken bile satır aralarında, ben size şu an bu açıklamaları yaparken Putin’de Macron ile görüşüyor, demişti. O görüşmenin Kremlin tarafından yapılan açıklamasında Macron’a bu müzakerelerde Rusya’nın pozisyonunun belirlendiği, bunun söylendiği ve Macron’a Ukrayna konusunda Rusya’nın hangi şartlarının olduğu iletilmiş görülüyor.

“ODESSA KATLİAMI ÇOK DERİN İZLER BIRAKTI”

Buna göre Putin, Macron üzerinden Batı’ya 3 şart sunmuş. Bunlardan birincisi, Ukrayna militarizasyondan arındırılması. Bu sadece askerlerin durumu ile değil, bir yanıyla Neo-nazi gruplar, onları da kastediyor. Bu işin askeri anlamda sahada uzaması ve bir savaş durumuna ilerleyerek sivilleri de sıkıntıya sokacak bir hâl almaması için bir kere Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin kritik yerlerde silah bırakmasını talep ediyor. İkincisi, ‘demilitarizasyon’ dedikleri kavramın içinde Ukrayna’dan Rusya’yı hedef alan askeri yapılanmanın etkisiz hale getirilmesi. Üçüncüsü de Ukrayna’da tuhaf bir askeri örgütlenme biçimi var. Bir tane resmi Ukrayna Silahlı Kuvvetleri var. Fakat bunun dışında da iki farklı durum daha mevcut, özel askerlerin olduğu. Bunlardan biri, Neonazi grupları. Bunlar muhafızların içinde resmi mi, gayriresmi mi? Durumları tartışılıyor. Diğeri ise, Ukrayna’ya has bir özellik. Ukrayna’daki oligarkların kendi özel orduları var ve Rusya bunların tamamının tırpanlamasını istiyor.

Rus toplumu içinde Odessa katliamı çok derin izler bıraktı. Odessa’da içlerinde Rusların bulunduğu sendika binasını yaktılar, canlı canlı 48 kişiyi öldürdüler. Bu Rus toplumunda çok büyük bir infial oluşturmuştu. Putin, Rus toplumuna Ukrayna krizi ile ilgili her konuşmasında bu katliamının hesabının sorulacağını söylüyor.

İkinci şart, Ukrayna topraklarından Rusya’ya bir tehdit oluşturma özelliğinin ortadan kalkmasını istiyor. Üçüncü şart ki, başından beri esas önemli olan Ukrayna’nın nötr statüsünün olması gerekir yani tarafsız olmasını istiyor. Ne Rusya ile ne de Batı ile ilişkileri kötü olmasın. Bu Ukrayna krizinin başından bu yana diplomaside Moskova’nın istediği ve hatta bir iddiaya göre, 24 Şubat harekâtından önce Zelenskiy iktidarının bu şartı kabul ettiği fakat kısa bir süre sonra muhtemelen Biden’dan gelen bir taleple bundan vazgeçildiği ve askeri harekâtın bunu üzerine başladığı belirtiliyor.

“UKRAYNA DİPLOMASİDE YAPILABİLECEK HAMLELERİ YAPMADI”

Ukrayna, Minsk Anlaşması’nın şartlarını 8 yıldır uygulamadı. Batı’nın kışkırtmasıyla da diplomaside yapılabilecek hamleleri yapmadı. Yapmadın madem, ‘o zaman senin yapman için kuvvet uyguluyorum’ dendi. Kuvvet, 8 yıldır yapmadıklarını yaptırabilmek için uygulanıyor. Dolayısıyla bir askeri harekâtın ilerlemesi durumu bu şartların Ukrayna tarafından gerçekleştirebilmesinin yollarını açıyor.

Bu askeri harekât, Kiev’i ele geçirme harekâtı gibi değil. Dikkat edilirse şehrin içine yansıtılmıyor. Sadece askeri tesisler vuruluyor. Mümkün mertebe sivillerin yaşamını yitirmemesi için ve Kiev yönetiminin iradesinin kırılması için yapılıyor. Yani Kiev’i ele geçirerek değil de Kiev’i kuşatarak Kiev yönetiminin iradesini teslim almaya, bu anlaşmaya bu şartlara mecbur edilmeye çalışılıyor.

Diplomaside bir çözüm ihtimalinin henüz çok belirginleşmediği ama diplomaside bir çözüm bulunabilme ihtimalinin de kapısının hep açık bırakıldığı bir evredeyiz şu anda.”