Haber: Mehmet Kıvanç

Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı sponsorluğunda hazırlanan İran raporu, Rand Corporation tarafından yayımlandı. Raporda “ABD ordusunun İran’a karşı bölgesel ortaklarının kapasitelerini artırmaya devam etmesi gerektiği” fikri savunuldu.

1979 İslam Devrimi’nden bu yana Washington’ın askeri, ekonomik ve siyasi baskısı altında olan Tahran açısından 2015 yılındaki nükleer anlaşma bir dönüm noktasıydı. 2018 yılında Trump yönetiminin çekildiği anlaşmaya geri dönüş için 2021 Nisan ayında Viyana süreci başladı. Bu dönemde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) “müesses nizamı”nın etkin kurumlarından biri olarak kabul edilen Rand Corporation, “İran Tehdit Ağı” adlı bir rapor yayımladı.

Raporda “İran Tehdit Ağı” olarak adlandırılan çok katmanlı yapının 200 bin savaşçıyı kapsadığı belirtiliyor. Klasikleşen “proxy” güç tanımlamasının bu örgütlenmeyi anlamak için yetersiz olduğu belirtilen raporda, Tahran’la çeşitli yoğunluk düzeyinde bağlantısı olan bu gücün Orta Doğu ile Güney Asya’da etkinlik gösterdiği, Afrika ve Latin Amerika’da ise etkisi ve bağlantıları olduğu ileri sürülüyor.

RAPORDA SÜLEYMANİ GÖNDERMESİ

ABD’ye İran’la mücadele etmek için tavsiyeler içeren raporda “İran Tehdit Ağı” olarak betimlenen grupların Tahran’la resmi anlamda bir bağının olmadığına dikkat çekiliyor. Bu grupların faaliyet ve etkinliklerinin İran Devrim Muhafızları Ordusu – Kudüs Gücü tarafından İran’ın resmi karar alma süreçlerinin dışında, dini liderin onayıyla şekillendiği iddiası raporun ana tezini oluşturuyor.

İran’ın bölgeye yönelik güç tasarımını “gri bölgede” şekillendirdiği belirtilen raporda İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Trump döneminde “yabancı terör örgütü” ilan edildiği hatırlatılıyor. Pentagon’un maddi desteğiyle hazırlanan raporun hazırlık ve yazım sürecine ilişkin ise şu bilgi paylaşıldı:

“Bu raporun araştırma ve yazımı, Ocak 2020’de (Kasım) Süleymani’yi Irak’ta öldüren Amerikan drone saldırı gerçekleşmeden önce 2019 Ağustos’unda tamamlandı.”

ABD’NİN DÜŞMAN SINIFLANDIRMASI

Rand Corporation raporu, Tahran’ın güvenlik stratejisinin parçası olan unsurları işlevlerine ve Amerikan güçlerine oluşturdukları tehdit durumuna göre dört farklı kategoride topluyor.

1) The Targeters: Bu grubun bölgedeki Amerikan askeri varlığına doğrudan saldırıları yaptığı belirtiliyor. Rand sınıflandırmasına göre bu grup ABD askeri varlığı için en tehlikeli yapı. Bu grubun amacının bölgedeki Amerikan askeri varlığının altını oymak olduğu belirtilen raporda ayrıca Kataib Hizbullah lideri Abu el Mühendis’in Kasım Süleymani ile birlikte öldürüldüğü hatırlatılıyor.

2) The Deterrers: Lübnan Hizbullah’ı, Irak’ta Bedir Hareketi Yemen’de Husiler, Filistin’de Hamas bu kategoriye giriyor. Bulundukları ülkelerde kendilerine özgü siyasi gündemi olan bu yapıların ilk gruptakilere göre daha bağımsız hareket edebildiği belirtiliyor.

3) The Stabilizers: Afganistan, Suriye ve Yemen’de faaliyet gösteren Fatimiyyun, Irak ve Suriye’de bulunan Zeynebiyyun ve Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği bu kapsamda ele alınıyor. Bu grupların temel misyonu İran’ın doğrudan müdahale etmesine gerek kalmadan çatışma sahalarında dengeleyici rol oynayabilmeleri olarak tanımlanıyor.

4) The Influencers: Bu tanımlamadan ise Lübnan Hizbullah’ı ve Irak’taki Bedir Hareketi gibi bulundukları ülkelerin ekonomik politik sistemlerinde entegre olma yeteneğine sahip “devlet dışı aktörler” kastediliyor. Bu noktada Amerika’nın bu güçlerle mücadele ederken iç savaş riskini körüklediği de raporda açıkça yazılıyor:

“Basitçe söylemek gerekirse Lübnan Hizbullah’ı ile Lübnan’da ya da Bedir Hareketi ve müttefikleriyle Irak’ta topyekun mücadele her iki ülkeyi de iç savaşa itecek. Bu nedenle ABD bu alanlarda dikkatli davranmalı.”

“ABD ORDUSU DESTEĞE DEVAM ETMELİ”

ABD’nin müttefiklerini korumak için bölgedeki ortaklarıyla olan ilişkilerini geliştirmesi tavsiye dilen raporda, Amerikan ordusunun zayıflıklarına da dikkat çekiliyor:

“ABD’nin Orta Doğu’daki varlığını genişletmesi iki ucu keskin kılıç. Bir yandan dosta güven veriyor, düşmanları caydırıyor ve beklenmedik olaylara yanıt verme süresini kısaltıyor. Ancak bu aynı zamanda düşmanlarımızın hedefini belirginleştiriyor. Uluslararası ticaret için kritik önemde olan yaşamsal nitelikteki enerji altyapı tesisleri ve deniz nakliye rotalarındaki varlığımız, İran’ın kötü niyetli faaliyetleri için çekici hedef haline geliyor.”

Raporun son bölümünde ABD’nin İran’a karşı bölgedeki ortaklarının askeri kapasitelerini artırması tavsiyesine yer verildi:

“ABD Ordusu, bölgedeki ortak ulusların ABD’ye en az maliyetle kendi güvenlikleriyle ilgili sorumluluğu alabilmesi için, bölgesel ortaklarının kapasitesini inşa etme çabalarını sürdürmeli.”

Öte yandan, İsrail güçleri İran bağlantılı gruplar gerekçesini kullanarak Suriye ve Lübnan’da yoğun lokal operasyonlar düzenliyor. Yine Fırat’ın doğusunda ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (ana omurgasını YPG oluşturuyor) ile İran’ın destek verdiği gruplar arasında da sık sık çatışmalar yaşanıyor. Suudi Arabistan ise Yemen’de Husilerle çatışmaları sonlandırmak için İran’la masaya oturmaya hazırlanıyor. ABD ile İran arasındaki nükleer anlaşmaya sürecinin bölgedeki bu çatışma dinamiklerini nasıl etkileyip değiştireceğini görmek bakımından önümüzdeki yaz ayları kritik önemde.