China Daily / Alywin Chew

Belirli bir kültürden insanların bir şeyleri nasıl yaptığını anlaması için önce o kültürü tanıması ve o kültürle büyüyen insanlar için önemli olanın ne olduğunu idrak etmesi gerekir. Bir kişinin bunu yapmayıp o kültüre kendi kültürel inançlarına göre haksız suçlamalarda bulunması basitçe saygısızlıktır.

Çin’in salgını kontrol altına alma yaklaşımı konusunda neden değişmez olduğunu anlamak için önce Çin’in en çok değer verdiği şeyleri anlamak gerekir. Bu durumda, insanlar taşıyıcı faktörlerden biridir. Çin’in hızlı ekonomik ve toplumsal gelişmesini önce insan felsefesine değişmez inancı tarafından taşındı. Bu sebeple Çin yüz milyonlarca insanı yoksulluktan kurtarabildi ve bütün yönlerden orta düzeyde refaha sahip bir toplum kurabildi.

ÇİN’İN SIFIR COVID-19 POLİTİKASI

Bu insan merkezli felsefe aynı zamanda Çin’in kendi demokrasi modelinde de yansıtılıyor. Örneğin, Ulusal Ekonomik ve Toplumsal Kalkınma ve Uzun Dönemli Amaçlar için 14. Beş Yıllık Planı’nın (2021-25) hazırlık çalışmalarını ele alalım. Bu tür planlar sadece karar vericiler tarafından hazırlanmaz. Halk da onların fikirlerinden ve geri dönüşlerini istediği için sürece dâhil olur. Yine, bu felsefe Çin’in sıfır Covid-19 politikasını benimsemesinin temel nedenidir. İnsanları birinci sıraya koymak sadece onların hayat şartlarını iyileştirmek değil, aynı zamanda onların sağlığını ve hayatlarını da korumak demektir.

İnsanlar söz konusu olduğunda, Çin dünyanın en büyük nüfusuna sahip: 1,4 milyar. Bu Çin liderliğinin salgına yönelik tepkisinde göz önüne aldığı en büyük konudur. Dünyaya sınırlarını açan ilk ülkeler arasında olan Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) günlük Covid-19 vaka sayısı şu anda 600 bin civarında ya da toplam nüfusunun yüzde 0,2’si civarında. Eğer bu oranı Çin’e uygularsanız, günlük virüs kapan insan sayısı bir günde 2,8 milyondan fazla olurdu. Birçok hayat söz konusuyken, Çin yetkililerinin neden birçok başka ülkenin benimsediği yaklaşımı benimsemediğini anlamak zor olmaz.

ÇİN 2020’DE POZİTİF BÜYÜME GERÇEKLEŞTİREN TEK BÜYÜK EKONOMİ OLDU

Çin sıfır vaka yaklaşımı benimseyen tek ülke değil, aynı zamanda bunun için sert eleştiriler alan bir ülke de. Bunun aksine, Singapur, Avustralya ile Güney Kore gibi ülkeler aynısını yaptı ve Batı tarafından takdir edildi. Ama bu ülkeler, sınırlarını daha fazla kapalı tutmaya dayanamayacaklarını anlayınca, sonunda kendilerine en iyi endemik yaklaşımın uygun düştüğüne karar verdi. Ancak Çin’deki şartlar farklı. Çin tamamen farklı kapasiteler ve kaynaklara sahip bir ülke. Kısacası, kendisini iç dolaşımın yönettiği bir kalkınma ile ayakta tutma gücüne sahip bir ülke.

Rakamlar gerçekleri ortaya koyuyor. Katı sınır kontrollerine rağmen Çin 2020’de pozitif büyüme gerçekleştiren tek büyük ekonomi oldu. Fakat bu Çin’in kendisini dünyadan yalıtmayı planladığı anlamına gelmiyor. Kuşak Yol İnisiyatifi, Çin Uluslararası İthalat Fuarı, Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması’nın imzalanması ve Trans-Pasifik Ortaklığı için Kapsamlı ve Aşamalı Anlaşması’na (CPTPP) üye olmak için yaptığı başvuru, Çin’in uluslararası toplumun bir üyesi olmak istediğini gösteriyor.

Son gelişmeler ayrıca Çin yetkililerinin Covid-19’un endemik hale geldiği bir dünyaya hazırlandığını gösteriyor. Çin’in mRNA aşılarının geliştirilmesi ve başarılı aşılama kampanyası bu hazırlığın bir parçası gibi görünüyor. Çin’de yaklaşık 1,26 milyar insan ya da nüfusun yüzde 89,1’i şu anda en az bir doz aşı vurulurken, 459 kadar insan iki aşı ve üçüncü destek aşısını vurdurdu. Çin’in ülkeye giriş kısıtlamalarını gevşetmesi sadece bir zaman meselesi. Ama bundan önce en büyük varlığının -insanın- korunmasını garanti altına alması şart.