CGTN / Wang Li

Geçen haftalarda, medya kuruluşları ve hatta NATO’dan yapılan resmi açıklamalarda, Rusya’nın Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne zarar vermeyi planladığı iddiaları üzerine dünya gözlerini Ukrayna’da artan gerilime dikti. Elbette, iki büyük Doğu Slav ülkesini karşılaştırdığımızda, Rusya, askeri güç ve diplomatik becerisi göz önüne alındığında Ukrayna’dan çok daha güçlü olduğu için bölgenin önde gelen gücüdür. Ancak, Batı’daki haberlerin hiçbirinde Rusya’nın güvenlik kaygıları ve güvenlik “bölünmezliği” meşru iddiaları ortaya konmadı. 

Sovyetler Birliği’nin ani çöküşünden sonra Soğuk Savaş’ın sona ermesi, genel olarak Batı’yı ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) uluslararası ilişkilerde yaklaşımında Birleşmiş Milletler (BM) otoritesi yerine kendi üstünlüğüne inandırdı. Sonuç olarak, Anglo-Amerikan ekseni küresel olarak bir dizi savaş, renkli devrimler veya suikastlar başlatarak, kendi egemenlik düzenini ilerletmek için daha da acımasız hale geldi. Bununla birlikte, geçmiş on yıllar boyunca her zaman olduğu gibi, jeostratejik adımlarının kurala dayalı ve değerlere bağlı küresel düzeni savunmayı amaçladığını iddia ettiler.  

Ancak, Anglo-Amerikan müttefikleri ya da ortakları olmayan diğer ülkelerin meşru hakları ve güvenlik kaygıları nerede?

“AÇIK KAPI” POLİTİKASI

Ukrayna konusunda artan gerilime ilişkin, Rusya daha fazla diplomasiye başvurmaya hazır olduğunu yinelemesine rağmen, ABD’nin Britanya ile uyumlu şekilde Rusya’yı tartışmalı konular üzerinde silahlı çatışmaya çekmeye çalıştığı çok açıktır. Jeopolitik açıdan bakıldığında, NATO’nun Doğu Avrupa’daki varlığı bölgesel dengeyi ve barışı doğrudan tehdit ediyor, hatta ABD liderliğindeki NATO kasten, büyük bir güç olarak Rusya’nın güvenlik endişeleri ve temel çıkarlarını görmezden geldi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dediği gibi, “NATO, bölünemez güvenlik ilkesine ters düşen ‘açık kapı politikasının’ arkasına gizleniyor.” Bu koşullar altında, Avrupa’nın görüşmeyi, ikna etmeyi, uzlaşmayı ve son çare olarak güç kullanımını savunan diplomasi aklına başvurması zorunludur. Modern diplomasinin beşiği Avrupa’nın, ABD liderliğindeki Soğuk Savaş zihniyetini izlemekten ziyade gelenekselleşmiş siyasi ustalığın mantığı ve aklıyla uyumlu olarak hareket etmesi beklenmektedir. 

İlk olarak, Ukrayna meselesiyle ilgili bütün tarafların Rusya’ya karşı boş söylemlerde bulunmak yerine görüşmeler yapmada samimi olması gerekmektedir. Rusya’nın, ABD ve müttefiklerinin iddia ettiği gibi Ukrayna’ya karşı askeri hareket başlatmaya hazırlandığı açıkçası abartılmaktadır. Gerçek şu ki, Rusya savaştan ziyade diplomasi yoluyla krizi çözmeye niyetli olduğunu yinelemesi ve ayrıca Kiev yönetiminin bir savaşa ihtiyaç olmadığını kabul etmesi nedeniyle Ukrayna’da yakında bir savaş söz konusu değil. 

İkincisi, tüm tarafların -ABD, Ukrayna, AB ve NATO- Rusya ile farklı şekillerde diplomatik temasları olduğu dikkate alındığında, diplomasi yoluyla farklılıkları çözme yollarını araştırmada ısrarcı olmak acil ve elverişli bir durumdur. Bu, bu amaçla sayısız çaba gösteren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyeleri arasındaki uzlaşmadır. 

DİPLOMASİ JEOPOLİTİK EMPATİ GEREKTİRİR

Çin’in BM’deki daimi temsilcisi Büyükelçi Zhang Jun, diplomasinin sürdüğü ve henüz somut bir ilerlemenin sağlanamadığı bin zamanda, ABD liderliğindeki müttefiklerin Ukrayna konusundaki gerilimi yatıştırmak yerine artırmasının sorumsuzluk ve ikiyüzlülük olduğu konusunda ısrarcı oldu. 

Diplomasi jeopolitik empati gerektirdiği için, birbirimizin meşru güvenlik kaygılarını hesaba katmaya ihtiyacımız vardır. Bu yüzden yeni Minsk Anlaşması’nın uygulanmasında asıl noktaya dönmek gerekiyor, çünkü BMGK’nin 2202 sayılı kararıyla onaylanan bu uzlaşma, bütün tarafların kabul ettiği ve şimdi ve daha ileride riayet edilmesi gereken bağlayıcı temel siyasi bir belgedir. ABD dâhil herhangi büyük bir güç, bu anlaşmanın yönü ve ruhuna uygun olarak hareket etmelidir. Jeopolitik olarak bakıldığında NATO, Soğuk Savaş’ın ürünüdür ve bir ülkenin güvenliğinin, diğer ülkelerin güvenliği pahasına sağlanmaması gerektiği için sonradan genişleme bloğun siyasetinin örneği olmaktadır. Kaldı ki, bölgesel güvenlik, askeri blokların güçlendirilmesi ya da hatta genişlemesine güvenmemelidir. 21. yüzyılda Avrupa, süper güçlerin rekabetleri yüzünden nükleer silahların gölgesinde kaldığı için Soğuk Savaş zihniyetini tamamen terk etmelidir. 

Şimdi AB adına yeni bir Avrupa, dengeli, etkili ve sürdürülebilir Avrupa güvenlik mekanizmasıyla ortaya çıkmıştır. Uzun vadede AB, barış ve refah kıtaya döndüğü zaman daha parlak bir geleceğe sahip olacaktır. Yine de kilit nokta, Rusya’nın meşru güvenlik haklarına ciddiyetle yaklaşılmasını, yapıcı ve şeffaf bir biçimde ele alınmasını gerektiriyor. Nihayetinde herhangi bir silahlı çatışma hiç kimsenin çıkarına değildir.