Haber: Tuğçe Akkaş

Çin menşeili CoronaVac aşısının üreticisi Sinovac firması, Türkiye’ye aşı üretim lisansı verdiğini açıkladı. Bu açıklamanın ardından CoronaVac aşılarının yeni bir sevkiyatının daha Türkiye’ye ulaştığı bildirildi.

İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner, Çin’den sağlanan aşı tedariki ve Sinovac’ın verdiği aşı üretim lisansını CRI Türk’e değerlendirdi.

Sinovac’ın CEO’su Yin Weidong’un Türkiye dâhil Endonezya, Brezilya, Malezya ve Mısır’a da üretim lisansı verildiğini açıkladığını belirten Prof. Dr. Mustafa Çetiner, küresel aşılama çalışmaları için üretim lisansı verilmesinin oldukça önemli bir gelişme olduğunu kaydetti.

“DÜNYADA 1,5 MİLYAR AŞI YAPILDI VE CİDDİ BİR YAN ETKİ GÖZLENMEDİ”

Aşı patentleriyle ilgili ciddi tartışmaların yürütüldüğü bir dönemde alınan bu kararın önemine vurgu yapan Çetiner’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Yin Weidong dedi ki, ‘En kısa sürede bu teknolojiyi transfer edeceğiz ve 10 ülke seçeceğiz bunun için.’ Yani bu ilk 5 ülkeden sonra diğer başka ülkelerde de benzer bir uygulamaya gidilecek. Onun yanında Sinovac aşısının yeni partisini taşıyan uçağın Esenboğa Havalimanı’na indiği açıklandı. Bu da çok önemli bir gelişme.

Aşılanma hızı ve aşılanan insan oranı toplum bağışıklığı için çok önemli. Biz aşılama konusunda etkin davranamazsak bu kapanmaların da etkinliği azalıyor.

Sinovac firmasının aşısıyla ilgili Endonezya’da sağlık çalışanlarını içeren bir veri yayımlandı. Cakarta’da ikinci dozları aldıktan sonra 28 gün takip edilen 25 binden fazla sağlık çalışanı üzerinde bu aşının ölümden koruyuculuğunun tam olduğu rapor edildi. Bilimde yüzde 100 rakamı yoktur ama hastaneye yatış ve ölüm oranlarını anlamlı biçimde azalttığını biliyoruz. Başka çalışmalarda da bu ortaya çıktı. mRNA aşıları için de benzer bir durum söz konusu. Yani aşılama aslında hastalığın kontrolünü sağlarken öbür taraftan hastaneye yatışları, entübasyon sıklığını, yoğun bakım yatışlarını ve ölüm riskini son derece azaltıyor. Bu anlamda aşılamanın büyün dünyada olabildiğince çabuk yapılması gerekiyor.

Sağlık Bakanlığının yaptığı açıklamaya baktığınızda ağustos ayının sonunda 18 yaş üstünün aşılanmış olacağını söylüyor. Bu gerçekleşirse çok önemli bir gelişme olarak kabul etmek lazım. Türkiye’de 18 yaş altı nüfus yüzde 22’ye karşılık geliyor. Bu Türkiye’nin yüzde 75-80’inin aşılanacağı anlamına geliyor. Türkiye’de sağlık altyapısının aşılama hızıyla ilgili herhangi bir sorun yaşanmıyor. Sorun daha çok aşı tedarikiyle ilgiliydi. Aşı miktarı arttıkça aşılama sayılarının da 400 bin gerekirse 1 milyona kadar çıkabileceğini gösterdi sağlık altyapısı.

İkinci önemli olan ise insanların aşı karşısındaki tutumu. 65 yaş üstü nüfusta yüzde 24 civarında bir grubun aşılanmadığını gördük. Sağlık çalışanlarında bile aşılanmama oranının yüzde 14’lerde olduğu görüldü yani bu da önemli bir oran. Bizim hem aşı tedariki hem hızlı aşılama yaparken bu aşı karşısındaki kararsızlığı da yenmemiz gerekiyor. Bunun net bir aşı karşıtlığı duruşu olduğunu düşünmüyorum. Örneğin, Fransa’da ciddi bir aşı karşıtlığı duruşu var. Türkiye’de olan daha çok aşıyla ilgili kaygı, bizim bu kaygıyı gidermemiz lazım. Dünyada 1,5 milyar aşı yapıldı ve ciddi bir yan etki gözlenmedi.

“ÖNEMLİ OLAN VAKA SAYILARINDAKİ DÜŞÜŞÜN DEVAM ETTİRİLMESİ”

Normalleşmeden ne anladığımız önemli. Tam kapanmadan ne anladığımız da farklı çünkü. Türkiye’de tam kapanma yaşadığımızı söyleyemeyiz. Bir yarım kapanma yaşadık. Bu vaka sayılarının ciddi miktarda düşüşüne neden oldu, bu önemli. Bu düşüşün devam ettirilmesi asıl önemli olan. Bizim geçen haziran ayından çıkartmamız gereken bir ders var. Çok hızlı normalleşmememiz gerekiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın da söylediği tam açılma değil. Acilen normalleşmesi gereken sektörleri öncelemeliyiz. Bunların başında eğitim sektörü ve sağlık sektörü geliyor. Bu iki sektörün olabildiğince hızlı normalleşmesi lazım. Bir yandan eğitim sektörü çalışanlarının aşılanması gerekiyor. Test oranlarının daha da yukarı çıkması gerekiyor. Kademeli bir normalleşme gerekiyor. İkinci kademede herhalde esnafların dükkânları açılacak ve ondan sonra restoranlar ile benzeri yerler açılacak. Önce açık alanlar sonra kapalı alanlar gibi bir sıra izlenmesi gerekecek.

Bizim normalleşmede gözeteceğimiz şey, yakın temasın ortaya çıkabileceği durumlardan sakınmak. Büyük bir araya gelişler risk taşıyor. Sokakta toplantılar, gösteriler, spor karşılaşmaları, toplu taşımada bir araya gelmeler riskli. En kritik olan toplu taşımadır, özellikle büyük metropollerde bu büyük bir risk taşıyor. “