CGTN / Xin Ping

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), rakiplerini baskı altında tutmak için asla bahanelerini ve hilelerini tüketmiş gibi görünmüyor. Sovyetler Birliği’ne karşı Soğuk Savaşı kazanmak için ekonomi ve teknolojik ablukalardan, silahlanma yarışı ve “renkli devrimlerden” Yıldızlar Savaşı kültürüne kadar bir dizi strateji uyguladı. Japonya’ya 1985 yılında Plaza Anlaşması’nı imzalaması için baskı yaparak, Japonya’nın para birimini ABD dolarına karşı güçlendirdi ve Japonya’nın uzun süreli ekonomik sıkıntı yaşamasına yol açtı. 

Birçok durumda ABD, uluslararası imajını ve güvenilirliğini, bazen ahlaksızca uzun vadeli jeopolitik çıkarları için takas etmeye niyetli görünüyor. ABD, 1999 yılında insan hakları adına Yugoslavya’ya karşı iki aydan fazla süreyle hava saldırıları düzenledi. ABD, 2003 yılında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın kitle imha silahları iddiasını kanıtlamayı desteklemek için kullandığı, meşhur “toz deterjan dolu deney tüpünü” dayanak göstererek Irak’ı işgal etmeye başladı. Dünyanın diğer birçok yerinde ABD, ABD’nin hedeflerine ters düşen ülkeleri karıştırdı ve hükümetlerini devirdi. 

Şimdi rüzgâr tersine döndü. ABD ateş gücünü, ilgi odağındaki bir ülkeye Çin’e yoğunlaştırıyor. Birçok yönden, ancak özellikle siyasi sistemi bakımından farklı olan doğudaki bu ülke, ABD’nin hayal bile etmeyi düşünmediği şeyleri başardı. “Tanrının Seçilmiş Ülkesi” olduğunu iddia eden ABD, Çin’in kalkınmasını yavaşlatmak için elindeki her türlü araca başvurmuştur. Rehin alınan bir Çin vatandaşı, piyon olarak kullanılan üçüncü bir ülke ya da bencil çıkarlarına hizmet etmek için gasbedilen uluslararası bir kuruluş olsun, ABD, Çin hiçbir zaman bir meydan okuyucu olma niyetini gerçekten ortaya koymasa bile, egemenliğini sürdürmek için her çareye başvuracaktır. Son zamanlarda Kış Olimpiyatları alet çantasındaki yeni bir alet haline gelmiştir. 

OLİMPİYATLAR MI, SİYASET Mİ?

ABD, Beijing Kış Olimpiyatları’na herhangi bir resmi heyet göndermeyeceğini açıkladı, kararının haklı olduğunu göstermek için “zorla çalıştırma” ve siber güvenlik endişeleri gibi uzun süredir çürütülmüş pek çok iddiasını yeniden gündeme getirdi. Sadece bu hafta Reuters haber ajansı, ABD Dışişleri Bakanlığının Kış Olimpiyatları’ndan önce panik yaratmayı amaçlayan açık bir girişimle, “sıkı salgın kontrol önlemleri” nedeniyle Çin’deki Amerikalı diplomatlar ve ailelerinin ayrılmasına izin vermeye hazırlandığını bildirdi. Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Başkanı Thomas Bach, birçok kez siyasi boykotun hiçbir amaca hizmet etmediğini açıkladı. Boykot sporcuların ve izleyicilerin cesaretini kırabilir ve Olimpiyat ruhu ile sporda değer verdiğimiz ve savunduğumuz bütün değerlere ters düşmektedir. 

ABD hatırlamakta iyi değil, halen tarihi çok az yeniden gözden geçiriyor. Gerçekte, 1892 yılında modern Olimpiyat Oyunları’nın öngörülü kurucusu Baron Pierre de Coubertin, Olimpiyatların restore edilmesini önerdi. Bu fikrin siyasetle ilgisi yoktu, ancak daha iyi bir insanlık inşa etmeyi amaçlıyordu. Bu, tarihteki tüm Olimpiyat Oyunları’nın gösterdiği gibi, ister zor bir ortamda zar zor geçinsinler isterse en son teknoloji hizmetlerinden yararlansınlar, her zaman bütün ulusların bir hedefi olmalıdır. Sporcuların performanslarıyla dünyayı hayran bıraktığı ve etkilemek için çaba sarf ettiği, Olimpiyat ruhunu “Daha Hızlı, Daha Yüksek, Daha Güçlü ve Birlikte” olarak sürdürdüğü bir zaman olmalıdır. 

Geçmiş ve bugün, ABD’nin siyasi olarak Olimpiyatlara müdahale etmesini durdurması ve bir anlığına bile olsa özgür bir zihinle insan başarısının bu küresel kutlamasının tadını çıkarmak için yeterli sebep sağladı. ABD soğuk savaş zihniyetini terk etmeli ve Baron Pierre De Coubertin’nin daha iyi insanlar yetiştirme arayışını gerçekten anlamalıdır.