CGTN / Radhika Desai

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Covid-19 salgınında resmi vefat sayısı 900 bin sınırını geçti. Bununla birlikte Wall Street Journal gazetesi, salgının başlamasından bu yana neredeyse tamamı Covid-19 salgını ya da “Covid-19 ölümlerinin yanlış biçimde kaydedilmesi ve salgının büyüttüğü diğer sebeplerden kaynaklı ölümlere” atfedilebilen fazla ölümlerin zaten 1 milyon olduğuna işaret ediyor. 

Bu ABD’nin yönetim kurumunun skandal başarısızlığından başka bir şey değildir ve onlar bunu kabul ettiklerine dair herhangi bir işaret vermiyorlar. Halen ABD ve dünya çapında aşılanmamış kitleler dikkate alındığında, yeni varyantların ortaya çıkma olasılığı, hatta olabilirliği devam ederken, ABD’de ve başka yerlerde yetkililer kısıtlamaların hafifletilmesinden bahsediyorlar. ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Direktörü Dr. Anthony Fauci, ABD’nin salgının “olgunlaşmış” safhasından Covid-19’un “endemik” hale geldiği bir safhaya geçmesi hakkında konuşuyor, sanki bu kaygılanmayı durduracak bir şeymiş gibi.

ABD NÜFUSUNUN YAKLAŞIK YÜZDE 40’I “TAM AŞILI” DEĞİL

Salgını soğuk algınlığından daha kötü bir şey gibi görmeyi kabul etmeyen eski ABD Başkanı Donald Trump, Çin’in yaptığı gibi salgını önlemek amacıyla bir strateji hazırlamada yaratılacak nefes alma alanını kullanmak bir yana, virüsün yayılmasını engellemede herhangi bir ulusal mücadeleyi veya ülke çapında kapanmayı koordine etmede başarısız oldu. Birçok Batılı hükümet gibi ABD hükümeti de en zenginler için ekonomik zararı sınırlandırmak konusunda endişe duyuyordu. Bu hükümetlerin bu tür müdahalelerinin halka çok fazla güven telkin etmemesine şaşırmamalı. 

ABD’de derinleşen sosyal ve siyasal bölünmeler Trump’ı zaten Beyaz Saray’a taşıdı ve kaçınılmaz şekilde salgın bölünmenin diğer bir cephesi haline geldi. Virüs, hastalık ve tedavisi konusundaki yanlış bilgilendirme ve sokağa çıkma yasaklarına muhalefet sosyal medyada patlarken, rezil satır arasında mesaj gizleyen başkanlık tweetleri bu ateşi körükledi. Bununla birlikte, ulusal çapta sokağa çıkma yasağı çağrısında bulunmadığından, sosyal taban bunu istese bile eyaletler tarafından uygulanan kısıtlamalar karmaşasını sona erdirmek için ulusal çapta çağrıda bulunamazdı. Bu tür insanlar elbette, bu tür erken gevşemenin, orantısız olarak beyaz olmayan işçi sınıfını virüs saldırısına nasıl maruz bırakacağı konusunu önemsemediler. 

Uzun süredir şirketlere ve metalaşmış tıbba bağlı neoliberal hükümetler, sağlık sistemlerini desteklemeyi veya gerçekten virüsü engellemek için gerekli vakaların ve temaslıların teste tabi tutulması, izlenmesi ve tecrit edilmesi için toplum odaklı sosyal ve tıbbi bakım türünün inşa edilmesini reddettiler. Bunun yerine siyasetçiler kapitalist dostlarına, sağlık ve diğer kamu hizmetlerini sağlama adına özel vurgunculuk yapma fırsatı sundular ve bu aşı üretimi için büyük ilaç şirketlerine finansman sağlamayı da içeriyordu. 

AŞILAR BATILI ÜLKELERİN TEK STRATEJİSİ OLDU

Aşılar, asgari ve bu yüzden tekrarlanan ulusal ve yerel kapanmalar dışında virüse karşı Batılı ülkelerin tek stratejisi olmuştur. Bu arada, tereddütlü biçimde uygulanan sokağa çıkma yasaklarının kaçınılmaz olarak daha uzun sürdü ve gereğinden fazla tekrarlanması, ekonomilerin olumsuz bölgeye sürüklenmesine ve çalışan insanların gerçek geçim kaynaklarının tehlikeye atılmasına yol açtı. Trump ve diğer neoliberal hükümetler gibi, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin de sınırlama ve aşılardan başka önereceği hiçbir şey yoktu. Trump yönetiminin “Son Hız Operasyonu” zaten aşı geliştirmesi için büyük ilaç şirketlerine devasa kamu desteği sağladı ve 2020 yılının sonunda onlardan bazıları sonuç vermeye başladı. Ancak Biden’ın aşı kampanyasının hızı kesildi. ABD nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı “tam aşılı” değil ve Omicron varyantına karşı daha iyi korunmak için üçüncü bir “bağışıklık artırıcı dozun” vurulması gerekli olduğu için bunun tanımı nasıl olsa değişiyor. Gerçek şu ki çalışan insanlar, özellikle ırkçılığa maruz kalan ve kadınlar, genetik sebepler yüzünden değil, ancak virüse daha fazla maruz kaldıkları ve sağlık hizmetlerinden daha az yararlandıkları için hastalıktan orantısız biçimde ölüyorlar. 

Friedrich Engels, uzun süre önce kapitalizmi “sosyal cinayetle” suçlamıştı. Kapitalizm işçileri kaçınılmaz olarak çok erken ve doğal olmayan bir ölümle karşılaşacakları bir konuma yerleştirir, bu tamamen kılıç veya kurşunla olduğu gibi şiddetin yol açtığı bir ölüm gibidir. Kapitalizm, binlerce yaşamı gereksinimlerinden mahrum bıraktığında, onları yaşayamayacakları koşulların altına soktuğunda, yasanın güçlü kolu yoluyla kaçınılmaz sonuç olan ölüm ortaya çıkıncaya kadar onları bu tür koşullar altında kalmaya zorladığında, bu binlerce kurbanın yok olması gerektiğini biliyor ve yine de bu koşulların sürmesine izin veriyor.

Salgın bu öldürücülüğü bir kademe artırdı; kapitalist yönetici sınıflar, milyonlarca yaşamı sermaye ve kârın sunağında kasten kurban ediyorlar ve bunu “yaşamları ve geçim kaynaklarını” kurtarmak arasında zor bir seçim olarak haklı gösteriyorlar. Korkunç gerçek şu ki, “geçim kaynakları” ile gerçekten demek istedikleri şey Batılı ekonomilerin kapitalist biçimidir. Toplumlar üyelerini feda ederek formlarını kurtarma durumuna geldiği zaman, bu formu değiştirmeli ya da sosyal cinayet suçuyla karşı karşıya kalmalıdır.